8 Mart Dünya Kadınlar Günü bugün. Ve geçen yıl annemi kaybettiğim gün aynı zamanda. Annemi anarak anlatacağım bugünü. Belki de bütün yazılarımda var annemin izi. Zaten tüm annelerin izi her yerde değil mi ki…

Figen Demirtaş

8 Mart 2020 tarihinde kaybettim annemi, sebebini yazmıştım size daha önce. Ve Dünya Kadınlar Günü’nde en anlatılası hayat benim için annem. Hem çok zor annemi anlatmak hem de anlatmayı en çok sevdiğim. Ah annem ah. Yüreğimin dinmeyen acısı annem. Çok zor olacak çok annemi yazmak. Ama yazacağım. Kadınları anlatmayı, kadın mücadelesinin tam da içinde olduğum için istiyorum ve yazıyorum her zaman. BİRİKİYORUM ailesi de kadınların bir araya getirdiği bir platform işte. Kadınlarla ilgili yazılarımızı da okumalısınız mutlaka.

Neden 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ?

Bu tarihin seçilmesine konu olan olaylarla ilgili tartışmalar mevcut ve bu bir çok kaynakta geçiyor. Okumak isteyenler için işte Vikipedinin yazdıkları burada:

Wikipedia – 8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Ama hangi olayın ya da kimlerin neden olduğunun ne önemi var ki? Ezilen, hakları gasp edilen milyonlarca kadın için Birleşmiş Milletler bugünü ilan etmiş işte.

Uluslararası kutlanan bir gün!

Kutlanan mı?

Bir kutlama günü olduğunu düşünmüyorum ben. Bir anma ya da hak arama günü olabilir. Kadın olarak yaşamak hele de böyle bir dünyada, böyle bir çağda zaten kutlanılası bir durum ama kadına özel bir günde yapılması gereken kutlama mı gerçekten? Kadınların üç beş mikrofondan bol alkışlı konuşmalara ihtiyacı mı var? Ya da sokaklarda elimize tutuşturulan karanfillerle sorunlarımız son mu buluyor?

Hediyelerden vazgeçin. Tüketmekten vazgeçin dünyayı. Dünyaya değer katmaya çalışın. Mesela ağaç dikin sevdiğiniz kadınların adına. Yaşam ağacın köklerinden gökyüzüne uzansın o kadınların isimleriyle. TEMA sizi bekliyor bunun için.

Kadınların mücadelesi hak arama mücadelesi, biz sizden daha üstünüzün çabası değil asla. İlk çağlarda anaerkil toplumlarda yaşarken nasılsa teslim etmişiz ataerkilliğe zamanı. Ve gitgide tüm özgürlüklerimizin iplerini vermişiz en çok ta paranın eline. İşte mücadele burada başlıyor. Aslında bu yaşam mücadelesi, var olma çabası. Kadınlar, kadınlarımız eğitimsiz ve bu eğitimsizliği kanıksamış durumda. Önce gerçekten her şeyden önce eğitim. Bir toprak gibi verimli hale gelmeliyiz, bilgilenmeliyiz. Düşünsenize toprak neden ana? Önce kendi varlığımızın, anne olmasak ta doğurganlığımızın farkına varmalıyız önce.

Hayat sen varsan var, kendine sahip çık önce…

 

Annem… Ah annem…

Ve 8 Mart 2020. Bu tarihe kadar her 8 Mart’ta olduğu gibi sadece kadın mücadelesini hatırlıyordum, kadın olduğum için. Bir anne, bir çalışan kadın olarak 8 Mart benim için de haklarımı aramak için değil de hatırlatmak için bir fırsattı. Ve o 8 Mart’ta da özgürlüğümü borçlu olduğum Atatürk’e saygıyla güne has sözcükleri sıralarken aldım annemin gittiğini artık.

Güçlü kadınlardandı annem. Güçlü ve akıllı kadınlardan. Yarım kalan yazıma bir yıl sonra devam edip güçlü kadınlara armağan etmiştim. O yazının yarım kalma sebebiydi aldığım haber.

Kadın annemdi işte. Elleri toprak kokan annem. Doğaya saygı duyan, çiçekleri seven annem. Mutfak camının kenarından aşağıya doğru sarkmış sardunyaları, yerde ortancaları şarkılar söyleyerek izlerdi. Her yaprağını ayrı severdi çiçeklerinin de.

Gelincik Çiçeği Annem

Gelincik Çiçeği Annem

Okuyamamış, öğretmen olma hayalleri ellerinden alınmış bir genç kızdı O. Ama hiçbir zaman kendini eğitmeyi bırakmamış bir kadın oldu. Hep okurdu, benim anatomi farmakoloji kitaplarımı bile. Bizimle beraber modern matematiği öğrenmiş, havuz problemlerinin ustası olmuştu. Öğretmeyi de hep sürdürdü hayatı boyunca. Kızımı büyüttü, salonun ortasına yere örtüyü serer tahta sofrayı koyar üstüne, toplardı kızımı ve arkadaşlarını, 4 yaş kreş gibi oyun hamurlarıyla oynatır, resimler çizdirirdi. Şiirler ezberletir, şarkılar söyletirdi.

Sevgi dolu bir kadındı. Gülüşü hep yüzünde ama kahkahası duyulmayan, gözünün buğusunu gizleyen tebessüm hep dudaklarının kenarında. Nasıl güzel severdi nasıl. Canım annem. Hastanede refakatçi, hastalara şifa dolu çorba, çocuklara öğretmen, kapısına gelene sofra olurdu annem.

Bir tarafı hep buruk, diğer tarafımı yemyeşil çiçek çiçekti. Ve öyle güzel öğrenmişti ki buruk tarafını bastırıp çiçeklerini göstermeyi. Hep gülüşünü görürdü yüzüne bakan ama gözlerindeki buğu belli belirsizdi hep. Ah annem güzel annem.

Ben de işte bu güzel kadının yetiştirdiği üç şahane çocuktan ilkiyim. Annemin yarım kalmış mutlulukları, neşesi benimle ve benden sonra da kızımda devam edip gidecek, eminim.

 

Ortanca

Ortanca sevilmez mi

 

 

Ve ben …

Ben de bir bir kadınım. Bir kız evlat, bir üretici,  bir anne. En önemlisi en basit haliyle bir kadınım işte. Hayatın içinde hayatı diğerleriyle paylaşan, etkileşen, bir şeyler alıp veren, bir kadın.

Bir insan!

Hep unuttuğumuz bu aslında. Özde hepimiz basit birer insanız. İnsan olduğumuzu hatırlasak emin olun bugünlerin hiç birine gerek kalmayacak. İnsanız ve özümüz sevgi. Ah o kendimizi yiyip bitiren bencillik hastalığından bir kurtulabilsek.

Dünya Kadınlar Günü için tüm hak arama, kadınlığımızı olağan haliyle yaşayabilme mücadelesi söylemlerinin dışında; kadınların eğitim hakkının en önemlisi olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. Kız çocuklarımızın eğitimi için kendini adamış o güzel kadınlara selam olsun. Ve kadına şiddet ve kadın cinayetleri bir an önce son bulsun temennim.

İnsanca, kadın erkek, yaşlı genç, renk ırk farkı olmadan sevgiyle yaşayabildiğimiz günlerin elbet geleceği umuduyla…

 

Ortancalar
Facebook Yorumları