Açgözlülük depremi diyorum ben bu yaşadığımızın adına. Tarihimizin yıkıntılarla dolu sayfalarından biri olarak yerini aldı 6 Şubat 2023 de. Bir çok il zarar gördü, binlerce insanımızı kaybettik, binlercesi zor durumda.

Dilim lal oldu, gözlerimin yaşı kurumadı. Yazacak takat bulamadım parmaklarımda. Vakit şimdi!

Bizim sayfalarımızda da var bu yıkan, yakan, yok eden felaketin izleri; En Uzun En Acı Gece ve İzmir’in bize düşündürdükleri… Sonra bir bilim insanı vardı durmadan bizleri uyaran Prof Ahmet Işıkara. Şükran duyduğumuz kahramanlar vardı söyleşi köşemizde; AKUT Kocaeli Ekip Lideri Abdurrahman EKE. Ve tabii ki farkındalık yaratmaya dair o özel haftayı da anlatmıştık yazılarımızda.

Ama ne fayda… Bunca çekilen keder, bunca acı… Bilim insanlarının haykırışları… Hep bomboş bir ses olarak yankılanıyor kulaklarımızda.

Bana göre bu; Açgözlülük Depremi!

Bir türlü o takkeyi alıp önümüze düşünmüyoruz hala. Hala diyemiyoruz ki “suçlu kim?” Siz söyleyemiyorsunuz suçun sizde, bizde, hepimizde olduğunu. Söylerseniz hesap vermek zorunda kalabilirsiniz yatağında mışıl mışıl uyuyan kızınıza. Ya da nasıl bakacasınız enkazda annesini yitirmiş çocuğun yüzüne?

Şimdi o binaları yapan müteahhitlerin peşine düştü herkes. Birileri imar barışını getirenlerin peşinde. Ve amansız bir yarış başlamış durumda “ben senden daha iyi sosyal konut yaparım” diyerek. Zaten yardımlar da tam olarak böyle değil mi? Kim daha çok yapacak, kimin yardımı hangi vergiden düşecek?!

Bırakınız Allah aşkına! Bırakınız bu konuşmaları. Susmayı deneyin biraz da.

Tüm bunlara bakınca tekrar söylüyorum ki bunun adı Açgözlülük Depremi!

Neden mi?

Çünkü hep bir fazlasını istiyoruz. Hep biraz daha büyüğünü. Hatta en büyüğünü, en gösterişlisini, en yükseğini… En çok… En fazla… Halbuki hepimizin kaplayacağı alan üç aşağı beş yukarı belli.

Önce tarlaları terk ettik, üç beş beton uğruna. Köyler boşaldı. Anlatmıştım daha önceki yazılarımdan birinde gözyaşlarıyla sürekli gidip geldiğim İstanbul Çorlu arasındaki ayçiçeği tarlalarının akıbetini.

Sonra yetmemeye başladı iki göz oda. Üç, dört hatta beş olmalıydı. Aldığımız onlarca mobilyayı, çaputu sığdırabilmek uğruna büyüttük metrekareleri. Sığmaz olduk hiç bir yere.

Yükselmeye başladı binalar. Yükseldikçe yükselmeye, başımız arşa değmeliydi çünkü.

Kanunlara da sığmamaya başladık sonra. Neresinden gedik bulsak da bir balkon daha sığdırsak oraya diye düşündük. Zorlandıkça o kanunlar açgözlülük depremi başka alanlara sirayet ediverdi. Ve büyüdükçe büyüdü beton denizi. Bir tek ağaca yer kalmamalıydı sanki.

Bu arada….

Bilim insanları feryat ediyorlardı ardı ardına. Burası bir deprem ülkesi! O dikine dikine ev yaptığın arazinin altındaki tabaka yüzbinlerce yıldır kayıyordu senin hırsına bakmadan. Sen yokken, hatta dedenin dedesi bile yokken o topraklar böyle sallanıyordu. Zaten o topraklar bereketli hatta kutsal bir büyük tarlaydı insanlığı doğuran. Öyle ki buğdayın başağa durduğu ilk yerdi Hatay’daki Amik Ovası.

Tıpkı dereleri kurutup hemen kenarlarına betonlar dizdiğimiz ve bir taşkında yıkılıverip hafızalarımıza yer eden felaketlerde olduğu gibi.

Doymuyoruz, doymadık. Akıllanmıyoruz, akıllanmadık.

Umutsuz olmak istemiyorum. Bu sefer son olsun diyorum. Ne olur.

Sıfır Atık dosyasındaki yazılarımın sonunda dediğim gibi;

“Bu dünya bize miras değil, emanet!”

“Ve sadece bize de ait değil, biz de diğer canlılar gibi misafiriz sadece!”

Ne olur? Biraz bırakın bu hırsı. Sadeleşin artık. Başka bir yaşam mümkün. Doğayla savaşmadan da pek ala yaşayabiliriz. Bitsin artık bu açgözlülük depremi.

#açgözlülükdepremi #6şubat2023 #pazarcıkdepremi #kahramanmaraş #adıyaman #gaziantep #malatya #hatay #osmaniye #adana #elazığ #diyarbakır #kilis #şanlıurfa


Like it? Share with your friends!

Figen DEMİRTAŞ
Sayılardan ve ünvanlarından sıyrılmış bir emekçi. Hayatın her daim öğrencisi. Kadın, anne ve yazmaya sevdalı bir hayalperest.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Comments

comments

Powered by Facebook Comments