Ağaçlar hem tek başına, hem de binlercesinin kol kola olduğu ormanlarla; bin yılların kadim öğretileriyle dolu. Sarılalım her gördüğümüzde.

Figen DEMİRTAŞ

Tüm Yazıları

—–==0==—–

Ağaçlar her zaman biz insanlığa bir şeyler öğretiler. Hayat Ağacı Kadim Kökleriyle Yemyeşil  isimli yazımda onların kutsallığından bahsetmiştim sizlere. Tıpkı Nazım Hikmet’in Davet şiirinde tarif ettiği üzere daima örnektirler biz insanlığa.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim…

Ağaçlar yaşatır

Ah Ağaçlar 

Ağaçlar biden çok daha önce geldiler yeryüzüne. Onların yaşının binde biri bile değil bizim yaşadığımız süre. Onlar sayesinde varız ama onların yaşamasına izin vermiyoruz, veremiyoruz bir türlü. Ormanlar sadece odamızdaki şık görünümlü ahşap masa değil. O övüne övüne gösterdiğimizi ceviz masa değil ağaç. Ya da karalayıp attığımız bir defterin yaprağında sürmüyor hükmünü.

Sadece bir kilometrekarelik ağaçlık alan yaklaşık 10 bin kg oksijen üretiyor. İnsan her gün 1 kg tüketiyor. Düşünsenize bizi yaşatıyor aslında ağaç ama biz bizi yaşatan şeyi durmadan hiç durmadan baltalıyoruz. Kendimizi bile düşünmüyoruz ki bizden çok daha yaşlı bir canlıya saygı duyalım.

Ormanın serin yollarında yürüdüğünüzde sanki bir oksijen şelalesine girmiş gibi oluyoruz aslında. Kan basıncımız, akciğer kapasitemiz, hatta atardamarlarımızın esnekliği artıyor. O kadar güzel oksijenleniyor her bir hücremiz. Attığımız negatif enerjimiz cabası.

Sadece bir tek ağaç altında oturduğunuz gölgeliği düşünsenize. Biliyor musunuz tek bir ağaç yanındaki bina ile yanında hiç ağaç olmayan bina arasındaki ısı farkı on kat. On kat serinletiyor yani bizleri. Ama biz bu ısınan gezegenimizde gölge edenimizi baltalıyoruz.

Ağaçlar boşu boşuna yüzyıllar boyunca kadim olmamışlar. Geçmişteki insanlar onların birbirleriyle konuştuklarını düşünüyorlardı. Bilim de aynını söylüyor. Birbirlerine tehditleri de iletiyorlar, besin de gönderebiliyorlar. Yani sonuç olarak ağaçlar varsa biz varız, onlar yok olursa her şey gibi biz insanlık da yok olur.

Ağaçlar yuvadır

Neler öğreniyoruz ağaçlar aracılığı ile?

Çıkın ormanlara, dolaşın ağaçlara dokunarak. Eğilin alın elinize sararmış bir yaprağı. Koklayın o geçmişin öğretici kokusunu. Kesilmiş bir ağaca bakın. Sonra bir de kendinize. Ağacın gövde halkalarıyla biz insanların parmak izleri ne kadar benziyor birbirine. İkimizin de izleri eşsiz aslında. Yaşam çiçeği yazım geldi mi aklınıza? Hepimiz birbirimize bağlıyız, bir bütünün parçasıyız. Yani doğanın parçalarıyız. Unutmayın. Bana en çok bunu öğretiyor ağaçlar. Her baktığımda kusursuzluğa şaşırıyorum.

Onlara baktığımda ikinci gördüğüm onun aslında bir yuva olduğu. Bir ev diğer canlılar için. Dallarına yuva yapan kuş ailesi için. Kovuğuna giren minik sincaplar için. Köklerinin arasında yaşayan solucanlar. Gölgesinde büyüyen mantarlar. Daha bir çok canlı için bir ev aslında ormanlar. Ve ev kutsaldır unutmayın! Evinize birilerinin saldırdığını düşünsenize.

Ve biz de bir çınar ağacının köklendiği gibi tutunuruz toprağa. Sonuçta kendi yuvalarımızı kurarız. Belki kavaklar gibi omuz omuza verip yardımlaşıp direniriz rüzgarlara.

Hayat Bir Okuldur Aslında Biliyor musunuz? demiştim ya size. Öğrenerek büyürüz. Elinize bir fidan alırsınız ve bahçenize dikersiniz. Yıllar alır büyüyüp meyve vermesi ya da gölge etmesi size. Onun büyümesini izlerken sabrı öğreniriz. Sabırla bekleriz, bakar büyütürüz gözümüz gibi.

Sonra değişimi görürüz, dönüşümü. Yaprakları sararır, dökülür, sonra yeniden tomurcuklanır. Biz de öyle yaşarken renkten renge bürünmez miyiz? Bazen diplerdeyken bazen başımız göğe ermez mi?

Hem sapasağlam durmayı öğreniriz, direnmeyi hem de kırılmamak için esnemeyi öğreniriz. İzleyin yeter. Göreceksiniz. Sert rüzgarların kırmaması için nasıl esnediğini, nasıl salındığını… Ama bu esnemeye rağmen hala ne kadar güçlü olduğunu. İzleyin sadece.

Bazen bırakmamız gerektiğini öğreniriz yapraklarını dökerken gördüğümüzde. Bazense rüzgarda hışırdayan yapraklarıyla nasıl konuştuklarını, anlaştıklarını görürüz. Düşünsenize saygıyı öğreniriz onlardan yüzlerce ağacın birlikte yaşadığı ormanda hiç birbirlerine zarar vermezler.

Ve neşe ile hüznü öğreniriz. Yaprakları dökerken sarı hüzün gelir oturur içimize, sonrasında umut alır yerini. Ve yeşeren yapraklar, çiçeklenen dallarla neşe kaplar içimizi de gözlerimizin önündeki manzarayı da.

Ağaçlar insanlar gibi

Ve bazı saygılı insanlar da var.

Teşekkürler onlara. Şu aralar sosyal medyada çok bahsediliyor onlardan. Ege ve Akdeniz’in ormanlık köylerinde yaşayan bir grup Alevi Türkmen onlar. İsimleri Tahtacılar. Çünkü işleri olmuş aynı zamanda ormanlık köylerde yaşadıklarından. Böyle çıkardıkları için ekmeklerini ormandaki her varlığa saygılı davranmışlar. Gelenekleri böyle, hala böyle midir bilemiyorum. Tek bir ağaç keserken bile adeta ağaçtan özür diler gibi dua ediyorlar. Neden kestiklerini anlatıyorlar, ormanın gönlünü almaya çalışıyorlar.

 

Ormanın süsüydün,

Ağacın hasıydın,

Adem’in beşiğinde,

Kapının eşiğinde sen varsın,

Geçimim senden,

Affını diliyorum

Ormanın tüm nimetlerine aşk ola 

 

TRT Avaz Ağaç Keserken Yapılan Dua

 

Biz öğrenciyiz onlar öğretmen.

Bizden binlerce yaş büyük olanlara saygı ve sevgilerimizi sunmanın vakti geldi de geçiyor bile. Tahtacıların naifliği ile öğretmenlerimize saygı diliyorum her birimizden.

 

 

 

Facebook Yorumları