Ahlaksızlığın depremini yaşadık. Depremden çok insanlığımızın sorgulanması gereken bambaşka bir zelzele ile yüzleşelim mi?


5 dakika


Yine kan ağlıyoruz.

Asırlardır ağlamadık mı Anadolu topraklarında yaşanan depremler yüzünden kaybettiklerimize?

Varto’ya, Erzincan’a, Düzce’ye, Gölcüğe ağlamadık mı?

El alemin ülkesinde de deprem oluyor ama bize gelince bu ahlaksız deprem yakıp yıkıyor ortalığı.

Ya da elalemin ülkesinde de deprem oluyor ama bu kadar insan yok olup gitmiyor.

El alemin ülkesinde de deprem oluyor ama, binalar bu kadar yıkılmıyor.

Ne zoru var bizimle bu depremin.

Başka ülkelerde bu kadar yakıp yıkmıyor bize gelince darmaduman ediyor her yanımızı…

El alemin ülkesinde “deprem” bizde “Ahlâksız deprem” oluyor.

Bu sefer fena yıktı…

Yıkıldık

Bu sefer fena yıkıldık.

Her seferinde olduğu gibi.

Tek fark bu sefer on bir şehrimizi vurdu. Sadece bir ya da iki ilde olurdu depremler, çevresindeki yerleşim yerlerinde hissedilirdi. Deprem tarihinde on bir tane şehrin yerle bir olduğunu duymamıştık hiç.

Ya da ben duymadım.

Okuma, araştırma özürlüsüyüz çünkü!

Utandık-Utanalım da…

Depreme değil ahlâksızlığa, kötülüğe, cahilliğe, balık hafızamıza yenik düştük. Prof. Dr. Naci Görür Hoca bir konuşmasında “enkaz altında kalanların sayısını söylemeye utanıyorum” demişti. “Şili’de 9,5 şiddetindeki depremde dahi üç bin (-3000-) kişi ölmüştü” dediğinde bende utandım hocam.

Naci Hocam bizdeki rakamları telaffuz etmeye utandı.

Utanalım da!

Siz değil hocam, biz utanalım. Siz ve sizin gibi birçok bilim insanımız araştırmalarını, bilgilerini paylaşmaya çalıştı. Kimse duymadı, önemsemediler sizi.  

Duymadık… Kulak ardı ettik, hep bir bahanemiz oldu, hep bir sebep sunduk…

Sorgulayalım başta kendimizden başlayarak.

Hepimiz biliyoruz ki biz depreme değil ahlâksızlığa yenik düştük. Ahlâksız-lığın emeği depremin şiddetini artırdı. Ahlâksızlığın depremi oldu bize. Şatafata, görgüsüzlüğe, cahilliğe yenik düştük. Ders almadık yaralarımızdan. Deprem tüm gücüyle gelip vurdu her seferinde. Dalga geçtik, önemsemedik depremi. Süslü püslü binalara havalı havalı eşyalarla yerleştik. Binanın ne kadar sağlam olduğunu, binanın yapıldığı zeminin nasıl olduğunu önemsemedik. Görevini hakkıyla yapan her kim varsa küstürdük, kızdık, uzaklaştık, uzaklaştırdık. Yıldırdık dürüst insanları, küstürdük dürüstlüğü. İyi olmalarının bedelini ödeyen insanlar kenarlara atıldı. İyilikleri-dürüstlükleri öldürülüp üstlerine cezalandırıldı birde. O kenarlara atılan iyilik ve dürüstlüğün öcünü aldı deprem.

Fahiş fiyatlara alınan evlerin altında fahiş sayıda canlarımız gitti. Yardım elini uzatanlara çirkin diller uzandı.

Ahlaksız deprem. Yaktın yıktın ahlaksızlığınla…

Söylenecek öyle çok şey var ki. Sayfalar yetmiyor. Ancak, söylemleri bırakıp artık sağlam işler yapmalıyız. Her deprem derin acılar yaşatsa da, önlem alınmadığı için yeni acılar eklendi. Yaşanan onca depremden ders alınmadı. Öyle bir hücumla geldi ki deprem bu sefer on bir tane ilimizi yaktı, yıktı. Alın size siz beni önemsemezseniz ben de sizi böyle darmaduman ederim dercesine…

Para para para…

Para ve insan arasındaki karşılıklı ilişki şöyledir: İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın.” – Benjamin Franklin’in sözünün ülkemize ve dolayısıyla hayatımıza yerleştiğini acıyla görmüyor muyuz artık. Ülkemizi yıkan şey deprem değil, yok olan insanlığımız.

Güvendiğimiz insanlara teslim ettiğimiz hayatımız yıkıldı. Bilimin gücü önemsenmedi, şatafatlı binaların gösterişine yenildik. Birilerinin para hırsı yüzünden yaşandı bunca acı.

Yetmez mi bunca acı?

Bunca kayıp?

Umut etmekten ve çabalamaktan asla vazgeçmememiz gerekiyor. El alem yapıyorsa biz de en sağlam binaları yapabiliriz. Yapacağız da. Paranın esiri olmuş ahlâksızların değil, işini güzel yapan insanlarla başaracağız ancak.

Zor değil, el ele, can cana olunca düzeleceğiz ancak. Denetleyince, sorgulayınca sağlam duracağız.

Evet, yıkıldık…

Depreme değil ahlâksızlığa yenildik.

Deprem yüzyıllardır “ben ülkenizdeyim” diyor. Biz kabullenmiyoruz.

Uzmanların şimdi ağlayarak anlattıkları gerçekleri görmezden gelip hayal dünyasında yaşıyoruz. Yeni hayatlara “deprem öncesi” yapılan binalarda değil de “deprem sonrası” yapılan binalarda fahiş fiyatlara ulaşan sağlam(!) evlerde başladık.

Biz bunu hep yaşıyoruz ki, neden bu gözyaşları? Ağlamak zamanı değil artık, gerçeğe sarılmak zamanı.

Anneler evlatsız, evlatlarsa yetim kaldı.

Dünya koştu yardımımıza

Ama biz Ahlâksız bir depreme yenik düştük. Yardımları çalanlarla uğraştık. Adeta yaşadıklarına pişman ettik bu vatanın insanlarını.

Sayılarla ifade edilemeyecek kadar acılar sardı her bir yanımızı. Küçücük yavruların kurtarılışlarını televizyondan izlerken acı ve sevinç çığlıkları attık. Sonra ümitler tükendi.

Sonra…

Sonrası çok daha vahim oldu. Acıdan sızlıyor tüm hücrelerimiz. Nasılsın diyemiyoruz bile kimselere…

Deprem ülkesi olduğumuzu hepimizi biliyoruz. 1999 depremi asrın depremi olmuştu. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar insan hayatını deprem yüzünden kaybetmemişti. 6 Şubat 2023 depremi ulaşılmaz rakamlarla rekorunu kırarak öne geçti. Dünyada hiçbir ülke bizim kadar bu konuda başarılı olmaz. Çünkü bizdeki deprem çok ahlâksız!

Depremden kurtuluşumuz yok. Anadolu topraklarının yapısı bu. El alem gibi dürüst olmadıkça da daha çook yıkılacağız.

Yüreğimiz yanıyor çökmüş insanlığın altında kalan sayısız canımıza. Yüreğimizin gülebilmesi için de doğru düşünceleri hayatımıza geçirmemiz gerekiyor. Ağlamakla, dövünmekle çözüm olmuyor. Yeterince ağladık, yeterince acı çektik.

Sizce de öyle değil mi?

Nalan AĞDAŞ


Like it? Share with your friends!

Nalan AĞDAŞ

"İsmimin inadına gülümsüyorum hayata!" Evlat, Anne, Bir de üniversiteli gençlerin (En sevilen) öğrenci işleri ablası.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Comments

comments

Powered by Facebook Comments