1999

Çok sıkıntılı bir yıldı 1999. Hani ömürden ömür götüren cinsten. En büyük acısını da 17 Ağustos depreminde yaşatmıştı ya, Mevzumuz şu an o değil.

Gecenin kör bir vaktiydi. Yine uykusuz bir zaman. O zaman öyle cep telefonları ya da 146sız internet yok böyle. Kitap okumak var, gece radyo – televizyon programları,  ev telefonları ve yakalayabilirsen de belgeseller.

Radyoda daimi konuğu ve takipçisi olduğum program yok, ama inceden de dinliyorum. Çünkü ne zaman ne olacağı belli olmaz. Her an bir programcı o dakika program yapmaya, ya da dinleyenlerin huzurunda kız arkadaşına aşkını ilan etmeye gelebilir. Normal şeyler.

Televizyonda hızlı bir alt yazı geçti. “Barış Manço öldü” Kırmızı banttan bembeyaz ve hızlıca akan bir yazı.

Şaka gibi. Anlamadım. Bekledim bir daha geçsin diye. Uzun müddet bekledim. Hızlıca başka kanallara baktım. Yok. Biri dalga geçiyor herhalde diye düşünürken (ki böyle şeyin şakası mı olurmuş diye de kızıyorum kendime bir yandan) bir daha. Sonra yine kanalları dolaştım yine bir şey yok.

 

 

Eh Barış Abi, Aşk Olsun!

Elim ayağım buz kesti. Deli danalar gibi olduğum yerde volta atıp dizlerimi dövüyorum gecenin bir köründe. “Nasıl öldü? Yok ya ölmemiştir” Ya nasıl olur.

Bir şey yapmalı, haberi doğrulamalı, acımı paylaşmalıydım. Çok üzüldüm. Bir yandan beklemediğin bir ölüm haberi, inanmakta güçlük çekmek. Bir de konu ” Barış Manço” O küçük büyük herkesin Barış abisi. Her an bir yerden çıkıp “oku bakıyım” diye söylemeye başlayıp, dişlerini fırçaladığın ve ıspanak yediğin için herkesin sana 10 puan 10 puan 10 puan vermesini sağlayacak. O güzel, ailenin insanı.

 

Hemen Radyoyu Aradım

O zaman radyo kültürü de başkaydı. Sen programcıları tanırdın. Gider ziyaret ederdin. “Kuzey Yıldızı” gece olurdu. Sevgili Uzay’ın programı. Sohbetler, şiirler, yarışmalar.. Sevgili Uzay sunardı programı. Aralarda da çay partileri  olurdu. Radyo dinleyicileri ve programcılar gelirdi o çay partisine. Oradan kalma ne kadim dostluklarımız olmuştur. Ben ve sevgili arkadaşım Kader’de en genç dinleyiciler olarak programın “şekerleri” olarak bilinirdik. Evet Uzay derse ki; “Evvet şekerlerimizden biri şu an telefonun ucunda, ya İlknur’du o ya da Kader.

Aksi gibi o akşam hiç bir yayın yok. Sadece müzik. Uzun uzun çaldı telefon. Çok geç açıldı. Ben telefonda panik haldeyim. “Barış Manço ölmüş. Doğru mu?. Şimdi bir kanal verdi alt yazı olarak ama başka kanallarda yok. Doğru mu, ölmemiştir değil mi?” Telefonda ki ses mahmur ve şaşırmış bir sesle. “Bu saatte yapacak başka şaka bulamadınız mı? Yok yok bize öyle haber gelmedi. Biz bilmiyorken siz nereden bileceksiniz” “Yok yok vallahi gördüm. İlknur ben, hani şeker olan, Uzay yıldızından aman ya Kuzey Yıldızından vallahi gördüm diyorum ” deyip de ağlamaklı olunca; karşıda ki ses belki beni tanıdığından belki de paniğimde ki korkudan: “Tamam, tamam İlknurcum korkma. tanıdım. Haber verdiğin için teşekkürler. Ben hemen soruşturup haber veririm radyodan. Sen de üzülme muhtemelen yanlış anlaşılmadır. Takip edersin.” şeklinde ustaca bir sakinleştirme metoduyla telefonu kapadı.

Ve evet maalesef haber doğruydu. Haberi sabah yapıldı. “Haberi öğrendiği gibi paylaşan dinleyicilerimize de teşekkür edilerek”   haber çıktı.

Ne uzun geceydi. Zaten uyku uyumakla zoru olan ben için neredeyse “yanlış haber olsun” diye kıvranarak beklediğim, gözümü kırpmadığım bir gece.

 

 

Kortej, Kalabalık, Japonlar, Dilek

O kadar kalabalık bir cenazeyi hiç görmemiştim. Bundan sonra görür müyüm onu da bilmiyorum. Hiç cenaze törenine özenilir mi? Evet ben özendim. “Keşke ben de böyle bir iz bırakabilsem. Cenazem böylesine -gerçek- kalabalık olsa, arkamdan üzülse böyle insanlar” diye çok söyledim.

Akın akın insanlar. Evet gerçekten çok üzgünler. Çünkü o herkesin Barış Abisi. Her çocuk da O’nun “Adam Olacak Çocuğu” O çocuk zamanımızda diyar diyar gezen seyyah; Barış Çelebi. O İkinci Bahar’la gönülleri yalnızlıktan kurtaran ama en çok da çocuklara piyano eşliğinde “istediğini söyle” özgürlüğünü verip, bir de takdir edip, 10 puan 10 puan 10 puan şeklinde puanlarla yücelten.

O “Bana ulaşmak isterseniz çok basit. Pk 14 Barış Manço Moda” şeklinde. Her daim açık, net ve ulaşılabilir olduğunu söyleyen bir güzel insan.

Naaşı başında gelen Japon konukların bile kendi geleneklerine göre saygı duruşunda bulunması.

“Türkiye’de Barış ismi ilk O’na verildi”

“Aslında Cumhurbaşkanı olacak adamdı”

“O bizim Kültür Baş Elçimizdi”

“Ya sahi, galiba yabancı  bir spikere de, yaptığı küstahlık için, kağıt paralar üzerinden çok güzel cevap vermiş”

Kim ne derse desin. Bir Barış Manço geçti bu dünyadan.

Ufacık bir kız çocuğuyken hayal meyal sanki diz çökmüş de, bende bacağına oturmuşum ve sarılmışız gibi belli belirsiz bir anı aklımda, kesik kesik. Ama gerçek, ama zihnimin öyle hatırlamak istemesi. (Babamın çalıştığı fabrikanın toplu sünnet töreninde gelmiş)

Sen hepimize çok şeyler öğrettin. En çok da şarkılarınla. Seni ve ekibini, kattığın değerleri, verdiğin 10 puanları hiç bir zaman unutmayacağız. Entellektüel ne demek, sanatçı nasıl olunur, edep, saygı küçüğe özen, büyüğe hürmet ne demek. Ya da dişlerimizi fırçalarken inceden 10 puanlık bi gülümseme geçiyorsa gözümüzün önünden belli belirsiz.

Senin eserin.

 

Saygı ve rahmetle..

02.01.1943 – 01.02.1999

Facebook Yorumları