Figen DEMİRTAŞ

Dansla hayat, hayatla dans.

Dans dolu bir gün olacak bugün.

Asel Sanat’la söyleşi, Yeşim ve İlayda’nın dans videosu.

Dansa davet var bugün.

Bugün Dünya Dans Günü

Evet, bugün Dünya Dans Günü. 29 Nisan günü belirlenmiş insanlığın varlığı ile ortaya çıkmış olan dillerden bile eski dansı kutlamak için. Düşünün insanlar var olduğunda daha konuşamaz sadece bazı sesler çıkararak iletişim kurmaya çalışırken vücutlarını kullanarak etkileşime geçmişler. Sonra müzikle ritim buluşmuş ve biz adına dans demişiz. Böyle böyle hem tüm güzel sanatların anası kabul edilmiş dans hem de bir bilim dalı olarak şekillenmiş. Bu gün de böylece kutlanması gereken günler arasındaki yerini almış. 29 Nisan. Halbuki dans hayatın ta kendisi. Kutlamak için bir gün yeter mi hiç? Ama bu gün dansa ömrünü verenleri daha iyi anlamak için bir fırsat. Dansı hayatı yapmış, dans eden, dansı öğreten, her fırsatı dans etmekle geçiren tüm insanları kutlayarak başlıyoruz yazımıza.

 

Dansla hayat mı hayatla dans mı?

Dansla hayat, yaşamı daha çekilir hale getirirken hayatla dans etmeyi kolaylaştırıyor mu sanki? Bu soru hep aklımdadır benim. Dans etmek gerçekten çok rahatlatıcıdır. Düşünsenize yoga da müzik ile yapılan beden hareketleridir. Mesela aerobik. Ne kadar rahatlatır, keyiflendirir insanı. Biraz dans etmek aklındaki karamsar düşünceleri kovar. Belki beden daha çok oksijenlendiğinden daha güzel düşünür insan. İşte tam burada hayatla yaptığımız mücadele de kolaylaşıverir. Güzel düşüncelerle dolu bir beyin dansla rahatlattığınız bir beden nasıl da kolay savaşır sorunlarla. Dansı seven insan diğerlerini de sever. Diğer insanları, doğayı, diğer tüm sanatları. Dansla süslenen bir hayat zenginleştirir insanı ve tüm insanlığı.

Benim dansla maceram…

Dans etmeyi hep sevdim. Canım annem benim bu halime kızar, biraz da utanarak “kızım kapı gıcırtısına bile oynayacaksın” derdi. O zamanlar fırsatlarımız kısıtlı olduğundan mesela bale yapma hevesim kursağımda kaldı. Ama lise yıllarımda halk oyunları ekibine girmiştim. Antep, Çorum, Kafkas oyunları oynadık, gösterilere ve yarışmalara katıldık.

Sonra kızım oldu. İstiyordum O’nu dansla buluşturmayı. Çünkü içimde kalanı kızımla yaşamak istiyordum. Tam da o sıralarda kızıma alerjik astım teşhisi konmuştu. Geçenlerde söyleşi yaptığımız sevgili doktorumuz Dr Hülya Göçük bizi alerji konusunda uzman bir hekime yönlendirmişti. Doktor bize yüzme ya da jimnastik önerdi. Jimnastik dersleri veren bir yer o zamanlar bulamadık. Ama dans eğitimi alması için şansımız vardı. Yaşasındı!

Ve sonra Asel Aklın ile kesişti yollarımız. İyi ki… Klasik bale ve modern dans eğitimi aldı. Asel Aklın ile kızım Yeşim dansla hayat üzerine güzel bir söyleşi yaptılar. Ve sözü onlara bırakıp beraber okuyalım.

—==0==—

 

Yeşim ve Asel Aklın

Hadi başlayalım…

Yeşim: Dünya Dans günü bugün. Güne yönelik ne diyebilirsiniz?

Asel: Dans az ya da çok hepimizin hayatının bir parçası. Bu yüzden yalnızca dansçıların değil herkesin dünya dans gününü kutluyorum.

Yeşim: Asel Hocam siz benim için çok değerli bir yerdesiniz. Benim için hem bir idol oldunuz tavırlarınızla hem de çok iyi bir eğitmen oldunuz. Peki siz nasıl seçtiniz bu yolu? Nasıl başladınız? Neler yaptınız? Bu okul süreci nasıl başladı ve devam ediyor?

Asel: Öncelikle çok teşekkür ederim, verilen değer karşılıklı. Birlikte çalıştığım çocukların, senin gibi gençlerin hayatında böyle bir yer edebiliyorsam ne mutlu bana. 

Dört yaşımda ailemin beni bir bale kursuna yazdırmasıyla bu yola girdim. Aslında pek çoğumuzda olduğu gibi benim seçtiğim kariyerde de şans faktörünün azımsanamayacak kadar önemli olduğunu söyleyebiliriz. Eğer ailem bunu yapmasaydı şimdi çok daha farklı bir hayatım olacaktı. Bu yüzden kendimi şanslı sayıyorum. Benden çok daha yetenekli ama bunu keşfedecek kadar şanslı olmayan insanların var olduğu gerçeği beni hep üzmüştür. 

Eğitim almaya başlamamdan kısa bir süre sonra dansı ne kadar sevdiğimi ve hayatımın vazgeçilmez bir parçası olacağını anladım. Çok küçük yaşta asistanlık yapmaya başladım. Sonrasında üniversitede dans okumaya karar verdim. Ardından kendi okulumu açmaya kadar ilerledi bu süreç. 

Sonuç olarak bugün tıpkı senin gibi, daha küçücük bir çocukken gelişimine katkıda bulunduğum ve şu anda üniversitede okuyarak zamanın nasıl geçtiğine hayret etmemi sağlayan, en önemlisi hayata karşı duruşlarıyla beni gururlandıran pek çok öğrencim mevcut. 

—==0==—

 

“Bugün geldiğim noktayı onlara borçluyum.”

Yeşim: Sanatçı bir aileden geliyorsunuz. Anneniz, babanız, kardeşiniz sanatçı ve şimdi eşiniz de bir tiyatro sanatçısı. Çocuk gözüyle böyle bir ailede böyle bir hamurla yoğrulmak nasıl bir duygu?

Asel: Kesinlikle bu çok büyük bir avantaj. Sanatla iç içe ya da ortalamadan farklı vizyona sahip bir ailede büyümek seni sanatçı yapmıyor. Ancak sanatçı olmak istiyorsan şartları senin için diğerlerine göre biraz daha kolaylaştırıyor. Önündeki seçenekler eğitim sisteminin sana dayattıklarıyla sınırlı kalmıyor. Pek çok arkadaşımın kendi çabalarıyla keşfettiği hatta yer yer bu kariyer planında ilerleyebilmek için ailesiyle ters düşmek zorunda kaldığı seçenekler bana bizzat ailem tarafından sunuldu. Dans okumaya karar verdiğimi söylediğimde sordukları tek soru “Emin misin?” oldu.  Şartlar ne kadar zor olursa olsun insanın başarılı olmasının sevdiği şeyi yapmaktan geçtiğini bilerek arkamda durdular. Bugün geldiğim noktayı onlara borçluyum.

Şanslıyım ki şimdi, hayatımın yetişkinlik döneminde de ortak zevkleri ve ortak dertleri paylaştığım ve kültürel gelişimime sürekli katkıda bulunan bir insanla yaşamaya devam ediyorum.

—==0==—

Ailelere öneriler…

Yeşim: Çocuklara sadece dans sanatını öğretmekle kalmıyorsunuz. Çok iyi bir model olmaya da çalışıyorsunuz. Çocuk sahibi değilsiniz henüz ama yıllardır eğiten olarak sizce anneler babalar nerede hata yapıyor? Siz neler yapardınız?

Dansın yaşı

Dansın Yaşı..

Asel: Çok teşekkür ederim, aslında model olmak için özel bir çabam yok yalnızca kendim oluyorum. Her gün biraz daha iyi bir insan olmaya kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Hayattaki en büyük başarı kriterim bu. Bazı günler başarılı, bazı günler başarısızım. Eğer bu, böyle bir izlenim uyandırıyorsa yine ne mutlu bana diyebilirim sadece.

Henüz ebeveyn olmadığım için bu konuda çok fazla ahkam kesmek haddime değil fakat çok sık gözlemlediğim ve beni fazlasıyla rahatsız eden iki şey var:

On yaşlarımdayken bir şekilde baleyi bırakmak istediğim bir dönem oldu. Hatta isyanlarımla ailemi bayağı zorladım. Bir şekilde direndiler. Çünkü o alanda iyi olduğumu ve bunun geçici bir süreç olabileceğini ben bilmesem de onlar biliyorlardı. Eğer ailem kararlı bir duruş sergilemeseydi, bugün mutlu gittiğim bir işe sahip olamayabilirdim. 

Ailelerin çocukları başarılı oldukları alanlara yönlendirmeleri ve bu konuda kararlı bir duruş sergilemeleri gerektiğini düşünüyorum. Çocuk bir eğitim almak istiyorsa, önce objektif bir şekilde çocuğun bu alanda başarılı olup olamayacağı araştırılmalı. Başladıktan sonra da eğer iyi gidiyorsa her istediğinde bırakmasına izin verilmemeli. Her sıkıldığında o kapıyı açarsak başarılı olma şansını da elinden alırız bence. Tabii ki iş çocuğun psikolojisini bozacak bir nefret boyutuna varmadığı sürece…

Bir de tam tersi olarak çocuğu başka bir alana yönlendirmenin daha sağlıklı olabileceğini söylediğimizde bunu bir hakaret olarak algılayan aileler olabiliyor. Hayat gerçekten çok kısa, bir alanda gelişme kaydedemeyecek çocukları oyalamadan, vakit kaybettirmeden başarılı olabilecekleri alanlara yönlendirmeyi o çocuklara karşı bir borç olarak görüyorum. Zaten bu değerlendirmeyi, sanat eğitimi alan herkesin bunu meslek olarak seçecek yeterliliğe sahip olmak zorunda olmadığını, bunu hayatında bir hobi olarak da bulundurabileceğini bildiğimizden çok nadiren yapıyoruz. Dolayısıyla böyle bir uyarı alan bir ailenin, çocuğunun geleceği için bunu ciddiye alması gerektiğini düşünüyorum.

Özetle tüm ailelerden ilerleyebilen çocuğun karşısında kararlı bir duruş sergilemelerini, tam tersi durumlarda da kendi çocukluk hayallerini bir kenara bırakarak profesyonellerin görüşünü ciddiye almalarını ve bunu bir kazanım olarak görmelerini rica ediyorum.

—==0==—

SEVGİNİN BÖYLE BULAŞICI VE HARİKA BİR GÜCÜ VAR.”

Yeşim: Biliyorum çok samimi bir hayvan seversiniz. Severmiş gibi yapmıyorsunuz, gerçekten seviyor ve bir şeyler yapıyorsunuz. Stüdyonuza öğrencilerin getirdikleri kedileri falan biliyorum. Hayvan sevginizi de öğrenmek istiyorum. Ya da annem aracılığı ile nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Asel: Gerçekten hayvanları çok seviyorum hatta dürüst olmak gerekirse sık sık bu sevgi insan sevgimin önüne geçiyor diyebilirim. Yaşadıkları hayatın neredeyse her anının kendi tercihlerine değil biz insanlara bağlı olması, bize muhtaçlıkları, hiçbir art niyet taşımamaları benim gözümde insanlardan daha değerli kılıyor onları.

Çocukluğumdan beri hep sevdim hayvanları ancak bu konudaki asıl gelişimim bir köpek sahiplenmemizle başladı. Birkaç ay önce kaybettiğimiz canım kızımız Tütü bizimle birlikte geçirdiği on yıllık ömründe çok fazla şey öğretti bize. Ondan önce sokakta aç ya da hasta bir hayvan gördüğümüzde çok üzülürdük. Ama yolumuza devam ederdik. Çünkü enteresan bir şekilde onun için bir şeyler yapabileceğimiz ihtimali hiç aklımıza gelmezdi. Tütü geldikten sonra empati yeteneğimiz gelişti, yardıma muhtaç hiçbir canlıya sırtımızı dönemeyecek noktaya geldik. Kendimi bildim bileli köpek delisiyim ama uzun yıllar kedilere elimi bile değmekten korkardım şimdi bu, çok komik geliyor. Hayvanlarla olan ilişkim son yıllarda biraz daha gelişti ve sokak hayvanlarıyla sınırlı kalan çabalarıma hayvansal gıda tüketimini azaltmaya çalışmak da eklendi. Umarım bir gün sıfırlayabilirim. Bugün Tütü yanımızda değil. Ama bize kazandırdıklarını ömrümüzün sonuna kadar taşıyacağımıza hiç şüphe yok. Bu kazanımları biz çevremize yaydık, beni gören öğrencilerim de hayvanlara ilgi duymaya başladı. Birçok öğrencime hayvan sahiplendirdim. Hayvan beslemeyen arkadaşlarım mahallelerindeki hayvanları doyurmaya başladı.

—==0==—

 

 

Sağlık ve Teknik …

Yeşim: Benim dansa başlamam astım teşhisi almamla beraber doktorların jimnastik önermesiyle oldu. Dans sağlığın neresinde? Bir profesyonel olarak bunu anlatır mısınız ailelere?

Asel: Dans, diğer pek çok fiziksel aktiviteden farklı olarak vücudun yalnızca belli bir bölümünü değil, boynunuzdan ayak parmağınıza kadar vücudunuzdaki tüm kaslarınızı çalıştırır. Ve bunu çok ciddi bir disiplinle yapar. Çünkü dans, keyifli olduğu kadar nankör, dolayısıyla durmaksızın çalışma gerektiren bir alandır. Bir aylık bir ara sizi beş yıl geriye götürebilir. Bu sebeple geldiğiniz noktayı kaybetmemek ve daha da gelişmek için çabalarken bir iç disiplin de kazanırsınız. Yapacağınız tüm fiziksel aktivitelerde size çok büyük bir kolaylık sağlayacak esnek ve güçlü bir bedene sahip olursunuz. Bunların yanında dans eğitimi bugün, nefes problemleri, duruş ve ayak bozuklukları gibi pek çok rahatsızlık için de hekimler tarafından tavsiye edilmekte.

Ruhsal olarak dans ve diğer tüm sanat dallarının insan psikolojisine ne kadar iyi geldiği, özellikle çocuklarda konsantrasyon, sosyalleşme, iletişim kurma, özgüven gibi becerileri ne kadar geliştirdiği zaten herkes tarafından biliniyor. 

Yeşim: Biraz teknik konulara geçersek; bir çocuk kaç yaşında başlamalı dans eğitimine? Önce nereden başlamalı?

Asel: Temel dans eğitimine genelde baleyle başlamayı tavsiye ediyoruz. Balenin üç yaştan yaklaşık on yaşa kadar başlanabilen bir yaş aralığı var. 3-5 yaş arası verdiğimiz eğitim için aslında tam olarak bale değil müzikten, dramadan, modern danstan da beslendiğimiz bir temel eğitim diye bahsedebiliriz. Bu eğitim olmazsa olmaz değil ama kesinlikle çok faydalı. Daha sonra modern dans ya da farklı dans türleri tercih edilebilir ya da baleyle devam edilebilir.

Yeşim: Okulunuzda neler öğrenebilir gelen çocuklar? Ve sadece çocuklar için değil üstelik, büyükler için neler var? Mesela geçen yıllarda bir yetişkin bale eğitiminiz vardı, gene olabilir mi?

Asel: Okulumuzda bale, modern dans, drama/tiyatro ve enstrüman eğitimleri mevcut. Bale dışındakilerin tamamı yetişkinler için de var. Kısa bir dönem yetişkin bale eğitimi açmıştık. Pandemi bittiğinde yine açmayı düşünüyoruz. 

 

Dans Bir Disiplindir
 

 

 

“Biz de onlardan biri olabiliriz.”

Yeşim: Asel Hocam son olarak bize sanatla, dansla ve hayatla ilgili neler söylemek istersiniz?

Asel: Çocukların, bir toplumdaki değişimin en önemli parçası olduğunu düşünüyorum. Çocuklarımızı sanatla iç içe yetiştirmek için sanatçı olmamız şart değil. Doğaya ve hayvanlara saygılı olmalarını öğretmek için aktivist olmak zorunda değiliz. Kitap okumalarını sağlamak için kitap kurdu olmamıza gerek yok. Ama bu üç maddenin onları bu ülkeye faydalı bireyler olarak yetiştirmenin önemli koşullarından olduğu aşikar. Bunları başardığımız zaman, gelişime karşı olanlara rağmen bu ülkede sanat ilerleyecek. Aileler sanat eğitimi almak isteyen çocuklarının gelecekleri için kaygılanmayacak. Ve o çocuklar aileleriyle çatışmak zorunda kalmayacak.

Sanatta ilerlemiş toplumlarda refah seviyesinin her zaman diğerlerinden daha yüksek olduğunu, insanların daha mutlu olduğunu biliyoruz. Biz de onlardan biri olabiliriz. Bunu sağlamak bugünün ebeveynleri ve eğitmenlerinin elinde. 

Sanatın değerini bildiğimiz ve daha çok dans edeceğimiz günlere…

—==0==—

 

 

Son söz yine benden…

Asel Sanat kurucusu ve şahane bir öğretmen olan Asel Aklın’a kızıma mükemmel bir örnek olduğu için teşekkür ederim.

Dansla hayat ve hayatla dans dediğimiz Dünya Dans Günü’nde yaptıkları bu samimi söyleşi için kızım Yeşim ve Asel hocamıza teşekkürler binlerce.

Yazımın sonu dansa davetle bitsin. Kızım Yeşim ve arkadaşı İlayda’nın güzel bir dans videosuyla yapıyorum bu dansa daveti.

Ve yeniden yolu dansla buluşmuş tüm insanların Dünya Dans Günü’nü kutluyorum. Haydi ne duruyorsunuz, DANS EDİN….

 

 

İncelemek isterseniz:

Asel Sanat için: Web sitesi  İnstagram   Facebook

Yeşim ve İlayda için: İnstagram

 

 

#DünyaDansGünü #danslahayat #dansadavet #danset #danceaveclavie

Facebook Yorumları