Gitmek istemek hissi sardı mı sizi de?

Ama nereye ve neden bu his boğazınızda?

Nasıl zorluyor aklınızı?

Bir bakın içinize.

Neler var?

 

Gitmek istemek …

Bu aralar pandemi, karantina, kapanma derken hepimiz kapana kısılmış gibi hissediyoruz kendimizi. Bazılarımız hastalığa yakalanıp evlerde karantina altındayken, bir kısmımız hastalık bulaşmasın diye kapandı evlere. Büyük bir kısmımızsa her şeye rağmen dışarılarda bir yerlerde, hayatın içinde. Ve bu karmaşanın hatta hepimizi saran bu korkunun içinde yaşamaya çalışıyoruz. Sürekli aklımızda “gitmek istemek.” Evet anlıyorum bu sefer çok uzun zamandır kendimizleyiz, olduğumuz çemberin içindeyiz. Biraz bıktık hakikaten. Yılgınlık geldi ve kaçasımız var bir yerlere. Çalışmak zorunda olmayanlar, uzaklarda evleri olanlar çekip gittiler zaten. Büyük şehirler biraz boşaldı. Ya gidemeyenler? Hem de o deniz kenarlarındaki, bağların bahçelerin içindeki evlerine gidenleri bu kadar kıskanıyorken ya o gidemeyenler ne yapsın? Ben de onlardan biriyim maalesef.

Pandemide gitmek istemek aslında hastalıktan, hastalığın getirdiği karanlıktan uzaklaşmak istemek. Bunu anlıyorum ama bazılarımızın içinde hep var bu his? O neden?

 

Peki Neden?

Neden gitmek ister insan? Uzaklaşmak istediği kendisi midir yoksa? Yoksa genlerdeki göçmen ruhu mu dürter durur derinlerden?

İşte bu sorular birer muamma. Kendimden biliyorum. Çünkü hep içimde çocukluğumdan beri bir gitmek isteğidir var.

Belki 14 yaşında bir çocukken evden uzaklaşmama bağlı biraz bu. Yatılı Okul Günlerinde Tiyatro ve Kütüphane isimli yazımda biraz bahsetmiştim bundan sizlere. Gerçi yatılı okul hikayelerim hiç bitmez benim. Erkeklerin askerlik hikayelerine karşın benim yatılı okul hikayelerim. Sonrasında henüz 18’inde köyde ebe olarak çalışmaya başladım. Gittim yani gene evden. Bunu da yazmıştım; Ebe Olmak Mucizelere Şahit Olmaktır başlıklı yazımda.

Sonra artık tüm okuyucularım, takipçilerim biliyor ki ben bir göçmen kızıyım. Dünya Göçmenler Günü içinde anlatmıştım biraz hikayemi. Belki içimde, hücrelerimde, geçmiş yaşantılarımda ya da ne bileyim genetiğimde bu göçme yani gitmek istemek hissi var işte. Anlamıyorum ki… Hep vardı, kuşlar gibi göç etmek isteği.

Sonra ondan fazla eve taşınmam, taşınmaya her an hazır olmam, seyahate çıkarken bile valizlerimi çarçabuk hazırlayabilmem de gitmeye ne kadar hazır olduğumu göstermiyor mu sizce de?

Sonra geliyoruz nereye sorusuyla beraber sebebine bakmaya.

 

Gitmek ama nereye? Umut mu yoksa bu dürtünün müsebbibi. Gittiğin yerin daha iyi olması mı? Yoksa gezdiğin sokaklarda göreceğin yüzler daha mı mutlu edecek seni? İşin, okulun, komşuların değiştiğinde daha mı huzurlu olacağına inanıyorsun?

Al sana gene bir yığın soru. Hadi bakalım çık işin içinden, çıkabiliyorsan. Nereye? Ben okuldan sonra çalışma hayatına başlayınca hele bir de kızım dünyaya gelince çakıldım kaldım. Sonra büyüklerin hastalıkları bağladı beni köklerime. Kaldım, kalakaldım buralarda. İçimdeki gitmek istemek hissinin sesi de bir zaman sonra susuverir gibi oldu. Ya da ben öyle sandım. Çünkü şakıyor vallahi, hatta çığlık çığlığa gene bu aralar.

Umut gerçekten belki o içimizdeki geveze kuşun adı. Daha iyi bir gelecek, daha mutlu bir yarın temennisi belki de. Belki de deniz kenarında sakin huzurlu bir yaşam. Tıpkı emeklilik hayalleri gibi. Belki de o güne yaklaşmış olduğumdan coştu gene sesi.

Belki o kadar sıkılıyor ki insan; hep aynı şeyleri yaşayıp, hep aynı insanlardan, hep aynı şikayetleri duymaktan. Belki sırf bundan kaçası geliyor ardına bakmadan. Belki o gittiğin yerdeki yeni insanlar daha taze gelecek, belki o insanlar merak uyandıracak ya da ne bileyim onlara izin vermeyeceksin senin sınırından içeri girmelerine. Belki sadece bu bile huzur verebilir.

Nereye? Gene cevaplayamadık. Hayatımın belli dönemlerinde gitmek istediğim yerler oldu hep. Ama sanıyorum en çok ada severim ben. Symi‘de yaşamış olduğumu düşünüyorum eski yaşantılarımdan birinde ya da çok tanıdık geldi. Avustralya çok istediğim fakat gerçekleşmeyen bir hayal olarak kaldı mesela, oda ada!

 

Nedir seni vazgeçmeye zorlayan? Doğduğun, büyüdüğün, seni besleyen şehirden sahi bu kadar bıktın mı? Neden kaçmak istiyorsun bu kadar?

Ve gene sorular… Hep sorular var aklımızda. Hele büyük şehirlerin tutsağı olmuşsanız daha çok sarar bu kaçıp uzaklaşmak fikri insanı. Trafikten yılar insan. O bitmeyen uzun faturalardan. En çok da kendini tutsak gibi hissetmesinden. Gitmek istemek hissi sarar tüm bu bıkkınlıklardan insanı. Sonra bazen haksızlıklar yaşadığından, beklediğini bulamadığından kaçmak ister. Bazense başka birileri gitmiştir senden önce de sana kalabilmek zor gelir. Bazen doğduğunuzdan beri yaşıyorsunuzdur da alışamamışsınızdır belli ki, ait değilsinizdir yaşadığınız kente. Bana bir şarkıyı hatırlattı Haluk Levent’in. O zaman tam burada Alışamadım Ben Bu Kente şarkısını dinleyelim. Peki kaçıp gidebilir mi?

 

Kalmak mı gitmek mi daha zor bu saatten sonra senin için? Gitsen aklındaki sorular cevaplarını mı bulacak? Kalsan çözülmüyorlar mı asla? Neye ne kadar cesaretin?

Ah işte en kötüsü bu. İçinde gitmek istemek hissiyle kollarını kavuşturur kalırsın. Aklında hayaller, ruhunda teslim olunmuşluk kalakalırsın. Zaten sen nereye gitsen aklındakiler de seninle beraber gelmeyecek miydi? Cevapları kendin de bulabilirsin gitmeden. Belki az kalmıştır mücadeleye, belki burada da çözebilirsin sorunlarını. Belki dertler bitecektir, az kalmıştır. Anneannemin dediği gibi belki iyi günler ileridedir… Ve en önemlisi cesaret… Cesaret yaşla beraber azalan bir dürtü. Yoksa zaten gidemezsin. Hele ki bazen düşündürmez, hayalini bile kurdurmaz insana.

 

Sonuç…

Haftaya gitmek istemek hissi ile başlamış olduk. Kim bilir bu yazı bana uğurlu gelir de gidebilirim kafamdaki, kalbimdeki başka yere.

Her nerede, kiminle, nasıl yaşıyorsanız yaşayın mutlu olmaya bakın. Mutsuzsanız bırakın. Yer değiştirin. Sonuç olarak daima mutlu kalmaya bakın.

“Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa, yerini değiştir. Ağaç değilsin!”

 

 

 

#gitmek #gitmekistemek #gitmekgerekbazen

Facebook Yorumları