Gökçeada eski adıyla İmroz ülkemizde güneşin en son battığı bakir bir cennet ada. Deniz sporlarıyla ilgilenenlerin gözde mekanını geziyoruz.

Figen DEMİRTAŞ

Tüm Yazıları

—–==0==—–

Gökçeada eski adıyla İmroz’dayız bugün. Geziyorum köşemizde bugün Türkiye’nin en büyük adasına konuğuz. Rüzgarları, dört bir tarafında farklı dokusuyla huzuru hissedebileceğiniz bir ada İmroz. Hem tarih, hem deniz güneş, hem doğa, hem de deniz sporları ile ilgilenenler için bir cennet. Yolu biraz meşakkatli olsa da gitmeye, görmeye ve yaşamaya değer.

 

Gökçeada Hakkında…

Çanakkale’nin bir ilçesidir. Ve dediğim gibi Türkiye’nin en büyük adasıdır. 2016 yılı itibarıyla da Türkiye’de seçilen 11 sakin şehir arasında yer almıştır. 1999 yılında İtalya’da kurulmuş bir belediyeler birliği olan Cittaslow’un seçtiği sakin kentleri buradan ziyaret edebilirsiniz. Türkiye’nin tanıtımı açısından hiç şüphesiz böyle kentlerin artması çok önemlidir.

Engebeli bir araziye sahip ada. Çünkü volkanik kütlelerden oluşmuş. Pek çok su kaynağı var. Tat­lı su kay­nak­la­rı­nın çok­lu­ğu ba­kı­mın­dan adalar arasında dereceli. Ege De­ni­zi’ndeki adalar arasında bi­rin­ci, dün­ya­da ise dör­dün­cü. Ada­da 4 gö­let ve 1 de ba­raj gö­lü var.

Tarihi dokusu mitolojik çağlardan başlıyor. Osmanlı dönemi ve öncesinde Rumlara ait eserleri barındırıyor. Ada nüfusu hem gidenlerin hem gelenlerin oluşturduğu göçlerle biraz değişmiş durumda. 2019 sayımına göre Gökçeada nü­fusu 9440. Ve bunun çok azını Rumlar oluşturuyor. Ancak özel günlerde gelen Rum sayısı ile adanın nüfusu da artıyor.

Gökçeada Belediyesi internet sitesinden diğer bilgileri edinebilirsiniz. Ayrıca faydalanmak isterseniz Gökçeada Rehberim de güzel bir kaynak.

Gökçeada

 

Gökçeada nerededir? Nasıl gidilir?

Ege Denizi’nin kuzeyinde, Saroz Körfezi’nin karşısında yer alır. Ve dolayısıyla sadece deniz yolu ile gidilir. Aslında bir havaalanı da var ancak uzun süredir kullanılmıyor. Çanakkale GESTAŞ‘ın feribotlarıyla Kabatepe Limanından ulaşabilirsiniz.  Deniz otobüsü ile 50 dakika, feribotlarla da 1 saat 15 dakika ile 1 saat 45 dakika arasında sürüyor bu yolculuk. Aradaki fark da feribotların yeniliği ile alakalı.

Konaklama seçenekleri

Adı üstünde sakin şehir Gökçeada. O yüzden büyük lüks oteller beklemeyin. Ama zaten benim yazılarımı okuduysanız pek öyle tıklım tıkış otelleri tercih etmiyorum. Çünkü sıra beklenen restoranları, şezlong kapma yarışlarını sevmiyorum. Buradaki seçenekler çok fazla. Butik otellerden, kamp alanlarına kadar bir çok seçenek var. Mesela sosyal hayata yakın olmak istiyorsanız; Mer­ke­z, Ye­ni Ba­dem­li ve Ka­le­köy Li­ma­nı’nı seçebilirsiniz. O masmavi denize yakın olayım diyorsanız tercihinizi Ay­dın­cık, Uğurlu Köyü, Şirinköy, Yu­va­lı ve Kuzulimanı Pla­jı çevresini seçmelisiniz. “Yok ben tarihi dokuyu yaşamak istiyorum” diyorsanız da Rum Köyleri olmalı tercihiniz.

Sizin için Tripadvisor’ın seçtiği yerleri buraya ekliyorum. Ancak benim tercihim bu mekanlar arasında kesinlikle Uğurlu Köyü. Öncelikle inanılmaz sakin. Geceleri yıldızları, akşamüstü saatlerinde gün batımını en güzel seyredeceğiniz yer bence. Denizi inanılmaz güzel. Fakat hareket arıyorsanız çok uygun değil. Başıboş dolaşan keçilerle plajda vakit geçirmek için ideal.

—–==0==—–

Hadi gezelim Gökçeada güzelliklerini…

Bu güzelim adada şahane bir tatil yaparsınız her anlamda. Bütçe dostudur çoğu yere göre. Yani her bütçeye uygun seçenek vardır. Ve tarih, deniz, spor hepsini bir arada yaşarsınız.

Adada hangi aktiviteler var?

Rüzgar sörfü, kitesurf ve dalış sporları yapmak için çok uygun ada. Buna uygun merkezleri var. Dünyanın her yerinden sporcular adayı tercih ediyorlar. Uzun yürüyüşler ve masmavi deniz sizi bekliyor. Sporla çok dolu bir tatil olacak burayı tercih ederseniz.

Zeytinyağı meşhur, mis gibi organik reçelleri de. Ev şarapları da sizi bekliyor adada. Zeytinyağı, yağmur suyu ve keçi sütünden yapılan sabunları, kolonyaları ve mumlardan da alın mutlaka. Yani alışverişe de son derece uygun. Mis gibi lezzetler ve kokularla döneceksiniz evinize.

Ve şimdi sırasıyla gezelim…

Limanda indikten sonra ilk geleceğiniz yer adanın merkezi. Dükkanlar, lokantalar, hastane, eczaneler, atmler burada. Adanın her yerine gitmek için buradan geçmeniz gerekiyor zaten. Rumlar merkeze “Panaghia” diyorlar bizse Çınarlı. Bir merkez mahallesi daha var. Yeni yapıların olduğu Yenimahalle.

Kaleköy

Sevimli bir köy burası. Bir kalesi ve eskiden kullanılan bir limanı var. İncik boncuk satan, bahsettiğim mis kokulu sabunları, mumları satın alacağınız esnaflar var burada. Rumlar “Kastro” diyorlar bizim Kaleköy’e. Adanın kuzeydoğusunda yer alıyor.

Zeytinliköy

Adanın ortalarında bu köy. eski bir Rum köyü. Az da olsa hala yaşayan Rum bir azınlık var. Ayrıca Fener Rum Patriği Bartholomeos’un doğum yeridir Zeytinli. Rumca adı da “Aya Teodoroi”dir. Adanın en eski kilisesi olan Agios Georgios Kilisesi bu köyde yer alıyor. Köy koruma altında ve asırlık zeytin ağaçlarının içinde. Geleneksel Rum tavernaları ve meşhur dibek kahvesi yapan kafeler var. Akşamüstü keyif kahvenizi için sonra da meyhanelerden birine oturup tarihin tadını çıkarın.

Eski ve Yeni Bademliköy

Eskisinden başlayalım önce. Kaleköy ile merkez arasında. Adanın balkonu görevini gören köy koruma altına alınan 4 köyden biri. Köyün etrafındaki badem ağaçlarından alıyor ismini. Ama Rumca adı “Gliki” Şahane bir manzarası var köyün. Kışın on kişi yaşamıyor bu köyde ama yazın hanelerin hepsi açılıyor. Köyün meydanında güzel samimi bir kahvehanesi karşılıyor sizi. Ulu bir çınar ağacı ve yanındaki eski çamaşırhane de ziyaretçilerini bekliyor. Ha unutmadan bir bal çiftliği kurulmuş yakın zamanda, bence ziyaret etmeye değer.

Gelelim yenisine. Düzlüğe kurulmuş bir pansiyon cenneti. Köy halkı 1984 yılında buraya yerleşmişler, Isparta, Samsun, Trabzon ve Giresun’dan gelerek. Tarım ve pansiyonculuk geçim kaynakları. Yıldızkoy adadaki en güzel koylardan. Türkiye’nin ilk sualtı parkını içinde barındırıyor bu koy. Dalgalı değilse denizin tadını doyasıya çıkarabilirsiniz burada. Hem de bu sualtı parkını da keşfederek.

Tepeköy

Rumca adı küçük tarlalar anlamına gelen “Agridia”. Aya Dimitri Tepesi’nin yamacına kurulmuş şirin bir köy. Sabit nüfusu 60 civarı. Son yıllarda bazı Rumlarca yeniden canlandırılıyor. Barba Yorgo, Vasil, Angelika başta olmak üzere işletmeler açmışlar. Kahvehane ev ev şaraplarıyla ünlü tavernalar bunlar. Evangelismos Teotoku Kilisesi ve eski Rum Mezarlığı, köyün yakınında Çınaraltı ( İspilya)  piknik alanı mutlaka görülmeli. 625 senelik anıt niteliğindeki çınar ağacı ve memba suyu akan antik çeşme de görülmesi gerekenlerden.

Bu tarihi not edin bir yere. Çünkü çok beğeneceksiniz. 15 Ağustos’ta ünlü Meryem Ana Panayırı düzenleniyor bu köyde. Birbirinden leziz yemeklerin sunulduğu sofralar kuruluyor on gün boyunca.

Dereköy

Adanın iç batı kesiminde ve en batıya giden yolun ikiye böldüğü bir köy. Bir zamanlar 1950 hanelik yapısıyla Türkiye’nin en büyük köyüymüş. 22 kahve, 2 sinema, çok sayıda dükkanlar ve 3 zeytinyağı imalathanesi varmış o zamanlar. 1800’lerin başında yapılmış iki kilisesi var. İkisi de ibadete açık. Hagia Marina Kilisesi ve çarşıdaki Koimesis Tis Theotokos Kilisesi. Bir de görmeniz gereken çamaşırhanesi var. Dereköy’ün Rumca adı “Shinudi”dir. Meryem Ana bayramında bu köyde şenlik yerine dönüyor.

Eşelek, Şahinkaya ve Şirinköy

Bu üç köyde yeni kurulan köylerden. Eşelek’de daha çok Çanakkaleliler, Şirinköy’de Bulgaristan göçmenleri ve Şahinkaya’da Trabzon Çaykara’nın Şahinkaya köyünden gelenler yaşıyor. Tarım ve hayvancılık ön planda.

Şahinkaya’da Laz Koyu’na 5 km kadar yakın olduğu için biraz da pansiyonculuk yapılıyor. Şahinkaya ormanlık arazisi ve 3 yeraltı su kaynağı ile dikkat çeker. Zeytinyağı, bal, oğlak ve kuzu eti, keçi peyniri satın alın bence.

Uğurlu

Türkiye’nin en batı noktası. Muğla ve Burdur illerinden 1970’li yıllarda gelen aileler kurmuşlar köyü, uğurlu gelsin diye bu ismi koymuş olabilirler.  Tarım, hayvancılık, balıkçılık ve turizme geçim kaynakları. Kamp alanları ve ev pansiyonculuğu var. Limni Adası’na çok yakın. Bu yüzden yakın bir gelecekte bu bakir görüntüsünü kaybedebilir. Benim favori yerimdi bu köy, bu yüzden en sona sakladım. 🙂

Benim objektifimden.. Fotoğrafların üzerine tıklamayı unutmayın.

 

—–==0==—–

Biraz da plajlar, kayalar, burunlar ve güzellikler…

Aydıncık ve Kefaloz plajı; 1200 mt. uzunluğundaki altın renkli, ince kumu ile en çok tercih edilen plaj. Sörfçüler yurtdışından da burayı tercih ediyorlar.

Kapıkaya mevkii adanın güneyinde ve tesisi olmasa da bir plajı var.

Kaşkaval burnu ve Peynir kayalıkları adanın kuzeydoğusundadır. Ve dalış için ideal bir yerdir. Fotoğraf makinanız her an hazır olsun.

Kuzulimanı adanın doğusunda yer alır. Limanın bulunduğu yer. Bu koy biraz iç kısımda bulunduğundan lodos eser, dolayısıyla denizi yaz aylarında çok sakindir.

Mavikoy ya da Lacivertkoy ve Yıldızkoy ve Yelkenkaya mevkii. Yukarılarda da bahsettiğim gibi Türkiye’nin ilk ve tek su altı milli parkı burada. Dalış için harika olduğunu hatırlatmama gerek yok sanırım.

Lazkoyu en sevdiğim plajlardan. Taşlık, insanın ayağına yapışmıyor yani. Adanın güneyinde yani merkeze biraz uzak olduğu için daha sakin. Deniz de genellikle sakin.

Marmaros mevkii ve plajı adanın kuzeybatısındadır yer alır. Orman yangınları yüzünden yolu genellikle kapalı oluyor, yürümeniz gerekecek. Şelalesi ile ünlüdür.

Gizli Liman da en sevdiklerimden. En sevdiğim yere yani Uğurluköy’e yakın. Çam ağaçları önünde uzanan bir kumsal. Yanınıza keçiler gelecek.

İnceburun ya da İncir burnu Türkiye’nin en batı noktası burasıdır.

Bunların dışında görmeniz gereken Tuz Gölü var. Yazın sıcakla buharlaşınca üstü tuzla kaplı oluyor ve özellikle dolunayda nefis pozlar verebilirsiniz. Yazın böyle peki ya sonbahar nasıl? Sonbaharda yağmurlar başlayınca flamingoların uğrak yeri oluyor ve bu kez flamingolar size poz veriyor.

—–==0==—–

Güray Şenol objektifinden.. Fotoğrafların üzerine tıklamayı unutmayın.

 

Ve Gökçeada turumuz sona erdi. 

Sadece günübirlik tur yapanlar da var. Ama ben hakkını çıkara çıkara tarihi ve doğayı yaşamak için en az 3 gün öneriyorum. Küçük bir pansiyonda konaklayabilir ya da çadırınızda kalabilirsiniz. Ve adanın her yerini güzelce gezebilirsiniz. Dönerken de mis kokuları evinize taşıyabilirsiniz.

Yanınıza almanız gerekenleri sıralamadım bu kez. Zaten süreli yazdığım şeyler ve okuyunca buraya kadar tahmin edersiniz.

Bu arada güzel fotoğraflarıyla yazıma renk katan Güray Şenol‘a teşekkür ediyorum. Bazı fotoğraflar da bana ait ancak 2009 yılından. Yani fotoğraflara bakınca çok özlediğimi hissettim yeniden.

Haftaya da Ege’deki küçük kardeşi Bozcaada’yı konuk edeceğim gezi köşesine. Doğaya saygılı olun gittiğiniz her yerde. Marmaris Cennetleri‘nin gözlerimizin önünde cayır cayır yanması gibi bir felaketi yaşamayalım.

Bir sonraki gezide buluşmak dileğiyle, sevgiyle kalın.

 

 

Facebook Yorumları