Işık insanları Luviler. Çok bilinmeyen gizli bir hazine. Bu hazine ile ilgili bilgiler paylaşıldıkça değerlenecek. Cüneyt Gültakın kaleminden

Cüneyt Gültakın

Tüm Yazıları

—–==0==—–

Işık insanları ya da Luviler çok bilinmeyen bir hazine… Bizim için Luvileri tanımak, kültürel kendini bilmenin ilk adımı olacak.

 

Işık İnsanları Luviler

Bu son dönemde gün yüzü gören eski bilgilerden, açılan sırlar sandığından çıkan konulardan biri de Luvi geleneği oldu. O kadar az bilgi var ki; büyük bir yapbozun küçücük bir parçası gibi duruyor Luviler. Bir mikroçip gibi bir DNA sarmalı gibi özünde gerçek bir hazine barındırıyor.

Bizim için Işık insanları Luvileri tanımak, kültürel kendini bilmenin ilk adımı olacak. Asyalı ya da Ortadoğulu abartılı kimliklerimizin etkisinden kurtulup kültürel özdeşleşmeyi bırakınca Anadolu olarak yeryüzü görevimize daha çok yaklaşacağız.

Her coğrafya parçasının insan üzerine “görünen” etkileri olduğu kadar “görünmeyen” etkileri de vardır. Görülenler bedene, dile, tutumlara, nesnelere yansıyıverir; ama görünmeyen de toprağın, havanın, suyun ve ateşin etkileriyle insanda DNA’dan psikolojisine, yaratma biçimlerine kadar var olur. Bunlar bir duada, şiirde, yazı stilinde, tapınak işlerinde ve taşlarında, yönetim örgütlenmelerinde açığa vurulur. Toprağın kadim etkisi çağdaş yaşamın her türlü görünümünde kendisini yeni bir kılıkla var eder.

Anadolu’da, ıssız ovalarda zamanın yıpratıcılığına direnen kayalar üzerinde kalmış yazılar bize büyük kapılar açmaya başladı bile. Öyle ki kim olduğumuz, ne yapmakta olduğumuz o satır aralarından fışkırıyor, elbette bakıp okumayı bilenlere…

Anadolu hakkındaki ilk gözlemler

Haçlı Seferleriyle başlar. Hristiyanlık araştırmalarıyla başlayan çalışmalar, Helen ve Roma araştırmalarına dönüşür. Egemen ideolojiyle biçimlenen araştırmalar belli bir bakış açısı oluşturarak Anadolu’yu, Eski Yunan’ın uzantısına indirger.

Büyük İskender’in Yunanca konuşma zorunluluğu getirmesi, yer adlarının Yunancaya uydurulması ve Batılı aydınların bakış açısının yarattığı tezler ancak Cumhuriyet döneminde aşılır. Anadolu’ya öz kimlikleriyle bakan Türk aydınları Yunan gölgesini kaldırmayı başarır. Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu, İsmet Zeki Eyüboğlu gibi aydınlar bir Anadolu Uygarlığından söz etmeye başlarlar. Batılı bakışın kuyrukçuluğunu bu gün de sürdüren kimi yerli akademisyenler olsa da Anadolu toprağının gücü ve özgünlüğü fark edilmiştir.

Anadolu’ya Anadolu’dan bakıldığında hak yerini buluyor, Anadolu insanı da kendi özgün yerini görmeye başlıyor. İnsanımıza dayatılan salt Orta Asyalılık ya da İslamcılıkla gelen Araplaşma, yani Araplaştıkça daha iyi bir Müslüman olunacağı önyargıları Anadolu’dan baktıkça bütün yapaylıklarıyla kabak çiçeği gibi ortaya çıkıyor. Anadolu toprağının sentez gücünü görmek gerekiyor. Bu öyle bir güç ki ta Amerika Birleşik Devletleri kurulurken Luvi devamı olan, Işık Ülkesi Likya’nın federal yapısı yeryüzüne kılavuzluk yapabiliyor.

anadolu
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest
  • Gmail
  • LinkedIn

Anadolu

Luvicenin Işıkları

Yıllar önce oğlum konuşmaya başlamadan önce annesine “Aya!” diye sesleniyordu, Annesine ve annesi gibi gördüğü yakınındaki onunla ilgilenen kadınlara. Sonra etimolojik kaynaklardan öğrendiğime göre “Aya” sözcüğü Luvice “kutsal olan, yaratıcı ana, ata” ve ayrıca Eski Türklerde “melek” anlamına geliyormuş.

Sonra oğlum yürümeye başlayınca herkes gibi: “Hadi patilerini at.” ve “Hadi, seninle atta’ya gidiyoruz.” cümlelerini kullanmaya başladım. Bu cümlelerdeki “pati” ve “atti” sözcüklerinin Luvice olduğunu o zamanlar bilmiyordum. Şimdi bakıyorum da oğlum o zamanlar özellikle özel isimlerin ilk heceleri atarak konuşuyordu. Sözgelimi bana Cüneyt yerine Neyt diyordu. Antik Anadolu’da da sözcüklerin ilk heceleri atılıyormuş. Yazıtlarda, kimi yerlerde Aluvi ya da Luvi denmesi gibi. Elbette bu son görüş benim öznel bir yaklaşımım.

Luvicenin insanın en saf, en kutsal durumu olan bebeklikle yaşatılması rastlantı olmayan, derin bir anlam taşıyan özel bir anı olsa gerek. Bu mesajı görmek bilimsel bakışın ötesinde kutsal bir anlatımla insan ruhunun derinliklerine inen bir dille karşı karşıya olduğumuz anlamına gelir.

—–==0==—–

Işık insanları kendilerini nasıl tanımlıyordu?

Elbette bu sorunun yanıtı yine Luvi dilindedir. “Luvi” sözcüğü, Hititçe ve Luvice “ışık insanı” anlamına geliyor. Sözcüğün kökeni Luvice “Lu” ya da “Luv” dan gelmektedir. Bu sözcüğün anlamı “ışık, pırıltı, ışıldamak, aydınlık, aydınlanmak”tır. Bu sözcük daha sonra birçok dile geçerek varlığını sürdürmüştür:

 

Hititçe Lukk
Latince Lux
Ermenice Luys
İngilizce Light
Fransızca Luire
Almanca Licht

 

Bu dilsel yayılım iki olasılığı akla getiriyor. Luvice yeryüzüne yayılmak zorunda kalmış çok eski, kök işlevi gören bir uygarlığın dilinden türemiş ya da kendisi büyük bir kültür dili olarak birçok dile kaynaklık etmiştir. Bu görüş gün geçtikçe bilimsel kanıtlarla destekleniyor.

Eski Anadolu’nun Eski Yunan işgaliyle başlayan dilsel baskılar Luvice yer adlarının bozulmasına neden oldu. Bugün kökeni Yunancaya dayandırılan kimi kent ve yer adlarımızın Luvice olduğu ortaya çıktı. Bunlar Yunanca hiçbir anlam taşımazken Luviceden bakınca özel bir anlam kazanıyor. Şimdi birkaç örnek verelim:

 

Luvice Yer Adları ve Anlamları
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest
  • Gmail
  • LinkedIn

Benzer bir tabloyu da kişi adları için çıkarabiliriz. Yunanca olarak söylenen ama Yunancada hiçbir anlamı olmayan kimi tanrı ve kişi adlarının Luviceyle anlam kazandığını görüyoruz:

 

 

Luvice Kişi Adları ve Anlamları
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest
  • Gmail
  • LinkedIn

21. yüzyılda artık konuşulmayan dillere “ölü dil” adı veriliyor. Bu dillerin çoğu bütünüyle çağdaş yaşamdan silinip gitmiş dillerdir. Luvice de ölü diller arasındadır. Siyasal desteğin kalkması, yeni kültürlerin siyasal destekle egemenleştirilmesi dillere öldürücü darbeyi vuruyor. Anadolu’nun bu süreçlerden geçtiğini arkeologların bulgularından öğreniyoruz. Dilbilimciler güçlü bir kültürün dil konuşulmaktan düşse de izler bırakarak sürdüğünü, etkilerini yansıttığını söylüyorlar. Luvice artık konuşulmayan bir dil olsa da günümüzde ilginç izleriyle kendisini bir biçimde sürdürüp hissettiriyor.

Ölü bir dilin gelecekteki varlığı bir işlev daralmasıyla açıklanabilir. Toplumların iletişim araçlığı gibi yaşamsal bir görevi çoktan bırakmış bir dil, kimi sözcükleriyle doğrudan yaşayan bir dilde günlük konuşma içinde kullanılabiliyor; ayrıca kimi sözcüklerin, yer adlarının kökenine ışık tutma işlevi görebiliyor. Luvice işte böyle artık konuşulmaya ama bugün de işletilerek karanlıklara ışığını düşüren bir dildir.

luvi
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest
  • Gmail
  • LinkedIn

Akademik açıdan Işık İnsanları Luviler

Luvi insanları üzerine tek bilgi kaynağı Luvicedir. Yarı göçer bir toplum yapısı yazılı kültürü de olumsuz etkilemiştir. 1906’da Hitit kazılarıyla Luviceyle karşılaşılır. 1946’da Luvice çözülür.

Bugüne dek arkeolojik çalışmalar bize kimi belirsiz kimi de kesin denebilecek bilgiler vermektedir. Bilinmeyen ya da kesinliği olmayan, tartışmalı konuları şöyle sıralayabiliriz.

a) Herhangi bir Luvi Kralı ve başkent adına rastlanılmamıştır.
b) Belli bir Luvi ülkesi sınırını anlatan bir metin bulunamamıştır.
c) Luvilerin Anadolu’ya Truva’ya da Kafkasya üzerinden geldikleri kesinleştirilememiştir.

Luvilerle ilgili olarak kesin sayılabilecek, tartışmasız konular da şunlardır:

a) Bu insanların birçok etnik gruptan oluştuğu,
b) Yunan göçlerinden önce Anadolu’da yaşadıkları,
c) Yapı işçiliğinde ustalaştıkları, taştan duvar, çatı ve kemerler yaptıkları
d) Luvicenin Hititlerden sonra 500 yıl kadar sürdüğü,
e) Likya dilinin Luvicenin devamı olduğunu,
f) Luvi inanç sisteminin ana tanrıça ve güneş tapımına dayandığı ve şamanik özellikler gösterdiğini,
g) Hititlerde ana tanrıça ritüellerinin bazı bölümlerinin Luvi kültüründen alınıp Luvice dualarla yapıldığı,
h) Birçok Yunan tanrısının Luvi tanrılarıyla özdeşleştirildiğini ve kimi tanrıların Yunanlılar tarafından alındığını rahatça söyleyebiliriz. Örneğin:
Ana tanrıça=Leto ile eşitlenmiş.
Pegasus=Pihassassis (Şimşeğin Fırtına Tanrısı) Yunan tanrıları arasına alınmış.

Luvi inançlarında belirgin olarak rastlanan şamanik öğeleri şöyle sıralayabiliriz:

a) Dağların, akarsuların, kaynakların kutsal sayılması,
b) Din ve tıbbın iç içe geçmiş olması,
c) Ritüellerde şarkıların ve esrik dansın önemli yerinin olması,
d) Tedavi için hayvan ölülerinden yararlanma,
e) Tanrılara yiyecek sunulması.

Luvi inanç sisteminde festivallerin önemi büyüktü.

Bu etkinliklerde insanın öteki insanlarla, doğayla ve tanrılarla olan ilişkilerini anlatılırdı. Festivallerde belli amaçlar öne çıkarılırdı. Sözgelimi bir halkın sakinleştirilmesi, yöneticilerin zafer istekleri tanrılardan istenmiş.

Festivallerde çeşitli görevler vardı: Ekmekçi, saki, rahip, ihtiyar kadın. Festivallerde şarkı ve danslar önemliydi ve kötülüklerden kurtulma, bir arınma aracı olarak görülmüştür. Şarabın da tanrısal olanı almak için kullanıldığı görülür. Festival sonunda ekmekler dilimli ya da bütün olarak tanrılara sunulur.

Işık insanları, özellikle Güneş Tanrısının doğumda insan bedenine ruh yerleştirdiğine ve yeniden doğuşa inanırlardı. Bereket ve asma bitkisini, “fatih” anlamına gelen Fırtına Tanrısı Tarhunt ile ilişkilendirirlerdi.

—–==0==—–

Ezoterik Bakışla Luvi

Işık insanları kökeniyle ilgili ezoterik yorumlar bizi Atlantis’e kadar götürür. Luvi inançlarının Atlantis inancının devamı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

James Churchward, “Mu”nun Çocukları” adlı kitabında, Mu göçlerinin doğuya giden kolundan söz eder. Önce Maya uygarlığını kurup Atlantis’e geçtiklerini ve buradan da Akdeniz kıyılarına kadar ulaştıklarını ve Maia (Ma) inançlarını gittikleri yeni topraklara da yaydıklarını yazar.

Luvi ve hatta tüm Ortadoğu geleneği üzerine bir fikir edinmenin yolu Maya uygarlığını bilmek, tanımaktan geçiyor. Ezoterik açıdan Maya toplumu güçlü inançlara sahiptir.

Mayalar’ın ve onların devamı niteliğinde olan Aztek ve İnka’lar güneş kültüne sahipler ve imparatorlarına “Güneşin Oğlu” diyorlar. Mısır ve Maya piramitleri ve her iki ülkede bunların törenler için kullanılması ve yeniden doğuş inancı, bunun yozlaşmış bir biçimi olan mumyalama işlemi, bu iki uygarlığın aynı kökten, Mu’dan geldiklerinin gösterir.

Halen British Museum’da bulunan Maya yazıtı “Codex Troanus”da, Mu uygarlığının, kitabın yazıldığı tarihten 8060 yıl önce, Zac ayının 13’ünde, 64 milyon nüfusu ile birlikte okyanusa battığı yazılıdır. Bundan Codexin, MÖ. 2 binlerde yazıldığı anlaşılır ki, bilimsel olarak da bu doğrulanmıştır. Codex’te, Mu’dan “anavatan” olarak bahsedilmektedir. Maya dilinde “Ma” kelimesi, ‘Ülke’ ya da ‘yeryüzü’ anlamına gelmektedir.

Mayalar için, Güneş, Yüce Ruhun görünümüdür.

Mayalar tarafından, her şeyi var eden Yüce Ruha “Ku” adı verilmiştir. O, “Lahun”dur. Yani, Bir’deki Bütün, her şeyi içeren Bir’dir. Her şey, Ku’nun yüce iradesi ile, Uol’la yaratılmıştır ve eylem, bir daire olan kozmik yumurta ile sembolize edilmiştir. Uol, gözle görülür evreni yaratmak için işe, kendisini bir yumurtada kopyalayarak başlamıştır. Bu yumurta artık, hasıl olmuş, vücut bulmuş olarak, Meneh adıyla anılır ve sembolü de, ağzıyla kuyruğunu tutan yılandır.

Hint Brahma öğretisinde, Yüce Ruh, tüm evreni kozmik bir yumurtadan ortaya çıkarmıştır. Yüce Ruh, önce suları meydana getirir ve bir tohum yükler, bu tohum, bin ışıklı bir yıldız gibi ışıldayan bir yumurta oldu. Brahmanist inanca göre, tüm varlıklar, böylece ortaya çıkan Brahma ile, tabiatın dişil güçlerinin kişiselleştirilmesi olan Maya’nın birleşmesi sonucu meydana gelmiştir. Brahmanların güneş duasının, “O, tanrıların topyekun kuvveti, göğü, yeri ışıltılı ağıyla kaplar. O, her şeyin ruhudur. Sen kendinden var olansın. Sen en harika ışınsın. Işığını bana da bağışla” şeklinde olmasından, bu inancın kökeninde de Güneş inancı yatar.

Luvilerde Ana Tanrıça “Ma”, Pasifik’e gömülmüş olan Mu kıtasının ve Atlantik’e gömülmüş olan Atlantis inançlarının devamıdır. Luvicede “Mara”, deniz anlamına gelir ve Marmara adı, Ana Tanrıça Ma’nın denizi anlamındadır. Luviler, yerleştikleri bölgedeki en yüksek dağa, bugün de aynı isimi taşıyan “Maya” dağı adını vermişlerdir. Luvilerin en önemli eril tanrıları, Apollon’dur. Anadolu kökenli bir tanrı olan Apollon, “Işığın Tanrısı” olarak bilinir ve sembolü de “Güneş”tir. Batı Anadolu’daki en eski yerleşim birimlerinden birisi olan Pitane’de (İzmir Çandarlı’da) bulunan bakır paraların üzerinde, ortası noktalı ve beş köşeli yıldız vardır.

 

Cihangir Gener, Ezoterik-Batıni Doktrinler Tarihi adlı değerli çalışmasında Luvi’lerle ilgi şu bilgileri veriyor:

  • Atlantis göçmenleri Girit adasında “Miken” kolonisini oluşturmuş ve Batı Anadolu kıyılarına yerleşmiştir. İşte Luvi’ler, Batı Anadolu’ya yerleşen bu Maya-Atlantis insanlarıdır. Aynı halkın bir başka kolu da Fenikelilerdir.
  • Fenikeliler kendilerine “Carou halkı” demekteydi. Fenike adının, eski Yunancada kırmızı anlamına gelen “phoiniks”den türetildiği, bu tanımın da, derilerinin rengi nedeniyle yapıldığı sanılmakta. Fenikeliler, kızıl tenli bir ırktı.
  • Maya dillerinde “Ma” kelimesi, daha önce ifade edildiği üzere, ilk gelinen ülkeye bir atıftır. Mısır’a batıdan gelen yerleşimcilerin, Nil kıyısındaki bu yeni ülkeye verdikleri isim “Maui” idi. “Ma” kelimesi Mısırca’da da, ‘Batı’ ve ‘Yer’ anlamına gelmektedir.
  • Yeniden doğuşa inanan Luvilerde en gelişmiş meslek, yapı işçiliğidir. Bilinen en eski duvar örme tekniği onlara aittir. Suda yüzen tuğlaları, çok ünlüdür. Taştan çatı kurma tekniğini bölgede ilk onlar uygulamış, bu teknik ileride, çembersel kemere evrilmiştir. Yerleşim yerlerinin etrafına bilinen ilk duvarları çekenler onlardır.
  • Ana tanrıça Ma’nın kocası tanrı Atti’nin, bir ölümlü kadınla ilişki kurması üzerine, ikili şiddetli bir kavgaya tutuşur. Atti, eşinin kıskançlık krizinden kurtulabilmek için, kendi erkeklik organını keser ve kan kaybından ölür. Atti, bir akarsu kenarına gömülür ve gömüldüğü noktadan, ulu bir çam ağacı yükselir. Bu ağaç, yeniden doğuşun bir sembolü olarak görülür. Ma rahipleri her yıl, yeniden doğuş için tanrı Atti’ye adak olarak, rahipliğe yeni kabul edilenlerin erkeklik organlarının ucunu keser, toprağa gömer ve akarsuya girerek, kendilerini arındırırlar. Diğer bir deyişle, sünnet ve vaftiz uygulamalarının da, Luvilere kadar dayandığı görülmektedir.
ışık insanları
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest
  • Gmail
  • LinkedIn

Işık İnsanları Luvilerin Mesajı

Birçok gizemin ortaya çıktığı bu son dönemde Luviler de bu açılışlardan nasibini almaya başlıyor. Saklı bilgilerin çoğu sırası geldikçe gün yüzüne  çıkıyor. Bilimden, mistizmden birbiri ardına açıklamalar, yayınlar dolaşıma sunuluyor. Toplu bakışa sunulan konulardan biri de Luviler oldu. Luvilerle ilgili kaynak azlığı olsa da arkeolojik çalışmaların çok azıyla ulaşılan bu bilgiler bile bizi yeryüzü uygarlığına bağlıyor, Maya uygarlığındaki Yüce Yaratıcıyı simgeleyen yılan gibi Mu’nun iki ucu Anadolu’da birleşiyor. Anadolu insanının evrenselliği, çok boyutluluğu ortaya çıkıyor.

Anadolu’ya binlerce yıl önce çalınan “maya” yeryüzünün ak yoğurt gibi aydınlık yüzü olacaktır. Bugüne kadar Sufi yanı özenle gizlenen Nasreddin Hoca’nın dediği gibi: “Ya tutarsa!” İşte o zaman korksun karanlıklar…

—–==0==—–

KAYNAKÇA
1. LUVİLER, Anadolu’nun Gizemli Halkı, H. Craig MELCHERT, Kalkedon yay.
2. ESKİ ÇAĞ TÜRKİYE TARİHİ, Ekrem MEMİŞ, Çizgi Kitabevi.
3. ANADOLU UYGARLIĞI, İsmet Zeki EYÜBOĞLU, Der yay.
4. EZOTERİK-BATINİ DOKTRİNLER TARİHİ, Cihangir GENER, Beyaz yay.
5. ANA TANRIÇA GERÇEĞİ, Selma Sözer KÖLEMENOĞLU, Arıtan yay.
6. MİTOLOJİ SÖZLÜĞÜ, Azra ERHAT, Remzi Kitabevi.
7. FELSEFE SÖZLÜĞÜ, Orhan HANÇERLİOĞLU, Remzi Kitabevi.
8. ALEVİLİĞİN GİZLİ TARİHİ, Erdoğan ÇINAR, Kalkedon yay.
9. DERGAH’IN SIRRI, Erdoğan ÇINAR, Kalkedon yay.
10. KAYIP KITA MU’NUN ÇOCUKLARI, James Churchward, Ege-Meta yay.

Ek Olarak; Okumadan Geçmeyin!

Sonuç  #Işıkİnsanları #Luviler

 

Facebook Yorumları