İzmit’in çıtır markası: İzmit Simidi

İzmit’in çıtır markası: İzmit Simidi
izmit simidi. ismit'den simide; Biraz bilim, çokça sanat ama en önemlisi bir kültür meselesi.. Simit; ağzımızın değil gönlümüzün tadı..

Dilek ALP

Tüm Yazıları

“Bu başlığa kaşar peynirini de eklemek isterdim ama onun çayla simidin dostluğu karşısında silinip ikinci planda kalması daha doğru. Çünkü çayla simidi beraber bulduğumuz günler eksik değil, ama üçünü bir arada bulmak? Belki çayı da simitten ayırmak doğruydu. Yalnız simitten, sabahın o leziz, insan icadı yemişinden söz açmalıydım. Ama ne yaparsın, çaya kıyamadım. Simidin yanında o da ikinci planda kalıyor ama dostlukları da samimi bir dostluktur. Hiçbir kahvaltı simitle çayın yerini tutamaz. “

Sait Faik Abasıyanık

Karar veremedim

Bu yazıyı yazma fikrini veren Birikiyorum’un kurucusu sevgili İlknur “Dilek simit konusunu yazmalısın, ekmek ustası olan sensin” dediğinde simidin hayatımda/hayatımızda varoluş şeklini uzun uzun düşündüm. Konuya romantik yönden mi, kültürel açıdan mı yaklaşayım hala emin olamıyorum. Yeri geldiğinde her iki taraftan da bahsedeceğim sanırım. Zira bu konuda bir haftadır makale ve kitap okumaları yapmaya çalışıyorum, biraz da hayal kırıklığı ile. Kültürümüze bu denli sahiplenmiş simit için bu kadar az kaynak olduğunu görmek şaşırttı beni. Yaklaşık 7-8 yıl önce aynı şeyi “ekmek” için de düşünmüştüm.

Ekmek ile profesyonel bağım (yemek dışında) uzun yıllara dayanıyor. Yaptığım seyahatlerde en güvenilir bulduğum beslenme öğesi olarak gördüğüm için ilgi alanıma girmişti. Ekmek ve türevleri; tercih ettiğim basit ve sade gıda maddeleri oldu her zaman yeni öğrendiğim coğrafyalarda. Yanında yediğim bir domates ya da peynir, kahve ya da çay eşliğinde şahane bir menü oluşturdu benim için. Çocukluğumda ya da okul yıllarında karnım acıktığında başvurduğum tek adres olduğu içindir belki. Zamanında kimyasal kodlama yapıldığını düşünüyorum kendime…

Oğluma hamileliğim yurtdışında geçtiği için alışık olduğum sayısız lezzete hasret kaldım diyebilirim. Bu yoksunluk benim yaratıcılığıma muazzam destek vermişti. Çok erken yaşlarda biraz da zorunlu kaldığım (5 yaşında) mutfağa ciddi olarak aşina olan bana, laboratuvar araştırması gibi geliyordu yeni bir tarif denemek. Sonradan tarifleri reçete haline dönüştürmek ben de aynı heyecanı sürdürdü. Ekmek çeşitlerinin hemen hepsini pişirdiğim yıllar simit denemelerime ek olarak peynir çeşitleri de eklemiştim. Türkiye’den gelen misafirlerimize sadece simit siparişi verirken hamileliğimi açıkça kullandım diyebilirim. Ve hayatımda belki de, kimseyle paylaşmadığım tek unsurun simit olduğunu utanarak yazıyorum şuan. Her bir simidi dörde bölerek paketleyip buzluğa atarken üzerine not iliştirmeyi eksik etmiyordum: “bu evde hamile bir kadın olduğunu sakın unutmayın!

—==0==—

Ama sadece bana özel değilmiş bu simit tutkusu, bakar mısınız kimlere ilham olmuş?

“Simit ve çay… Olsa da beraber içsek.”
Cemal Süreya

“Daha çok simit yeriz biz Allah ömür verirse.”
Kemal Tahir

“Basit yaşayacaksın basit. Sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit, çay, simit ve peynirle.” Nazım Hikmet.

Aslında ilk kararsızlığıma cevap bulabiliyorum şuan, kültür, romantizm ve bilim iç içe girmiş bir saha bu simit meselesi…

Simit kelimesinin hangi dilden geldiği konusunda kesin bilgi bulunmamakta. Ancak arkeolojik çalışmalar sonucunda tarih boyunca farklı dil ve dinlerden toplumlarda simit benzeri ürünlere rastlanılmış. Kökeni İ.Ö. 300’lere kadar giden, Doğu Türkistan (Uygurlar) ve İran’da “girde nan” (kirde, yuvarlak ekmek) denilen simide, Türkiye’de gevrek, açma, halka, gilik, kahke, taplama, kuru ekmek isimleriyle de rastlamak mümkün. Dünyanın farklı noktalarında da benzeri unlu gıdaları görebiliyoruz. Simidin bu denli yaygın oluşunda göçlerin etkisi olduğu da düşünülebilir.

Simit sözcüğünün Arapça has beyaz un anlamındaki “samīd” kelimesinden geldiği bilinmektedir. Türkçe ’de halk ağzında Arapça anlamına yakın olarak ince bulgura da “simit” adı verilmektedir. Türkçeleşmiş ilk hali olan ‘simit’ şeklindeki kullanımının Seyahatname’de geçtiği belirtilmektedir.

 

Aynı zamanda saraylı!

Gastronomik açıdan önemli bir kimliği olan simit, 16.yüzyılda Osmanlı sultan sofralarında, saray mutfağında da yerini almayı başarmış, bir bakıma saraylı bir lezzet. Yeniçerilerin bir kolu olan Sekban Sınıfı’na ait fırınlarda çalışmak üzere işe başlayanlara “Simitçi” denmekte, saray fırınında “Simitçi Ustası” adı ile çalıştırılan ustalar bulunmakta idi. O dönemler simit, bol tüketilen bir gıdaydı. 1593 senesinde hazırlanmış Üsküdar Şeriye Sicilinde has undan yapılan halka şeklindeki ekmek türüne “simid-i halka” adı verilmiş. 2. Süleyman döneminden kalan 1691 tarihli bir mutfak defterinde çörek ve ekmeğin yanında, her gün saraya 30 adet halka-i simit tahsis edilmiş olduğu kayıtlı. Osmanlı padişahlarının ramazan döneminde verdikleri iftar yemeğinden sonra askerlere hediye ettikleri simitlere ait bilgilere rastlanıyor. Simit tarihimize padişah hediyesi olacak kadar değerli bir besindir. Bu anlamda saraylıdır. Fakat sadece sarayda değil, halk arasında da rağbet gören bir besin olarak dikkat çekmiştir. Doyurucu olması ve ucuza mal edilmesi nedeniyle, her yerde halk fırınlarında pişirilerek, sokak satıcıları sayesinde şehirlerde her köşede satışa sunulmuştur.

Genelde Safranbolu ve Kastamonuluların mesleği olan simitçiliğin kendisine has kuralları da varmış o yıllarda. Özellikle İstanbul’da Galata, Kumkapı, Samatya ve Beylerbeyi’ndeki fırınlar imal ettikleri kaliteli simitlerle nam salmış. Eski ustalara göre simidin kaliteli olması için piştikten sonra 22 ayar Osmanlı altınının rengini almış olması gerekirmiş.

Simitçiii

Araştırmacı yazar Uğur Göktaş’ın araştırmasına göre, eski İstanbul’da simitçiler günde beş posta, fırınlardan simit alır ve her defasında değişik semtlerde satarlarmış. Gecenin karanlığıyla birlikte son postayı alan simitçiler, kalabalıkların biriktiği meydanlarda, sepetlerinin ya da tablalarının köşelerine geçirdikleri uzun çubuklara simitlerini takar, görünebilmeleri için de üstlerine küçük bir fener iliştirirlermiş.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname ’sinde simit için detaylı bilgiler verildiğini görüyoruz. 135 dirheme kadar çıkan ve Evliya Çelebi’nin “Araba tekerleği kadar” dediği bu ilk simitlerin oldukça büyük olduğu görülüyor ve ‘simid-i halka’ olarak adlandırılıyor. 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise simitlerin bir kısmının gramajının düştüğünü, bugünkü simitlere daha yakın bir şekle büründüğünü ve aynı zamanda ‘simid-i halka’nın yerine artık sadece “simit” denildiğini de görüyoruz.

İstanbul’da simitçilerin 70 fırında, toplam 300 nefer olarak çalıştığını, bunlardan kimisinin de bağlı olduğu fırınların çırakları olarak fırın hesabına çalıştıklarını öğreniyoruz. Ancak, simitçilerin “Simitçiler, Ekmekçi ve Börekçiler” adıyla dernek kurmaları, 10 Haziran 1910 tarihinde gerçekleşiyor.

—==0==—

XIV. Yüzyılda Osmanlıda simit farklı şekillerde, sanatın içinde karşımıza çıkıyor. Örneğin Avrupalı ressamlar eserlerinde simit ve simitçilere sıkça yer veriyorlar, bunlardan en ünlüsü İtalyan ressam Giovanni Brindesi olduğunu görüyoruz. Abdül Mecit döneminde İstanbul’u anlatan gravürlerin çoğunda simitçiler bulunmakta. Diğer bir ressam ise yağlıboya “Simit Satıcısı” tablosunu da resmeden Warwick Goble’dır. Kültürel yönden derken simidi sanatsal yönden de incelemeliyiz demeliydim en başta.

jean-brindesi-giovanni-simitçi
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest
  • Gmail
  • LinkedIn

Jean Brindesi Giavanni Simitçi

Simitçi (1862)

Warwick Goble simit satıcısı
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest
  • Gmail
  • LinkedIn

Warwick Goble

1862, Simit Satıcısı

Pekmezleme’den!

Türkiye dışında hiçbir ülkede bizim reçetelerimizle üretilmeyen simit, susam, un, maya ve pekmezden oluşur. Farklı kentlerde yapılana simitlerde, lezzet farkının ve renk değişikliğinin sebebi “pekmezleme” denilen aşamanın farklı uygulanmasından kaynaklanmaktadır.

Ülkemizde pek çok şehrin kendine has bir simidi bulunuyor. Bazen aynı malzemelerle yapılıp değişik isimler alırken, bazen de bambaşka malzeme ve usullerle hazırlanıyor. Türkiye’nin farklı yörelerine ait simit çeşitlerini hepimiz biliriz. İstanbul simidi, İzmir simidi, Ankara simidi, İzmit simidi, Kastamonu simidi, Giresun simidi, Samsun simidi, Antakya simidi, Rize simidi, Trabzon simidi, Eskişehir simidi, Nevşehir simidi, Kırklareli simidi ve Osmaniye simidi çok popüler olanlardır. Bu simitlerinden 2013 yılında simidiyle tescillenmiş olan ilk ilimiz Samsun’dur.

ismid – simid 

Kocaeli Ticaret Odası’nın çalışmaları ile Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenen ’İzmit simidi’, 2019 yılında “Coğrafi İşaret Belgesinialmıştır. Coğrafi İşaret tanımını duymamış olabilirsiniz. Belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri bakımından kökenin bulunduğu yöre, alan, bölge veya ülke ile özdeşleşmiş ürünü gösteren işarete “coğrafi işaretleme” denir. Ülkemizde 315 adet ürün coğrafi işaretleme tescili almıştır.

Doğuya ya da batıya doğru hareket eden kervanların konaklama alanı olarak bilinen İzmit’te simidin yaygınlaşması ve pratik besinlerinden oluşu, tarihçesini zenginleştirmiştir. İzmit simidini diğer simitlerden farklı kılan özellikleri, üretilirken gevrek olmasına dikkat edilmesi ve susamlarının uygun biçimde kızarmış olmasıdır. İzmit Simidi burgulu, halka biçiminde, üzeri susamla kaplı, rengi sarıdan kahveye dönük, dışı çıtır çıtır, içi yumuşak ve tüketildiğinde kuru gelmeyen bir simittir. İzmit Simidi, üretim metodu ve burgulu dış görünüşü ile farklılaşarak yöreyle ünlenen bir üründür.

Bizler, bölgemizin sahip olduğu tescilli ya da tescili henüz yapılmamış markalara sahip çıkmakla sorumluyuz. Ancak gündelik hayatımıza dahil ettiğimiz değerler bize ait olabilir ve bizim adımızla anılarak kültürümüzün bir parçası haline gelebilir. Tescillenmiş olan İzmit simidini sadece yemekle kalmayın, hediye olarak paylaşın, seyahatlerinizde bu lezzetin tadılmasına olanak yaratın. Geleneksel reçeteyi deneyerek evlerinizde yapmaya gayret edin. Tarihini öğrenerek sohbet konusu edin, çocuklara anlatın, kısaca İzmit Simidi hakkında konuşun, yazın, tadın ve tattırın… Sadece bu yolla bile bu markanın dünya insanları tarafından aşina olmasına siz de büyük bir katkıda bulunabilirsiniz…

—==0==—

Geleneksel İzmit Simidi..

Malzemeler:


1 su bardağı ılık su

1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı süt
1 paket yaş maya
1 tatlı/çay kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tuz
2 yemek kaşığı sirke
4 su bardağı + ½ çay bardağı un
½ su bardağı pekmez

Üzeri için:
1 su bardağı susam

½ su bardağı pekmez
½ su bardağı su

Hazırlanışı:
1. Maya, bir su bardağı ılık suda eritilir ve kabarması için yaklaşık 2-3 saat kadar bekletilir. 2 kaşık pekmez, süt, şeker, sirke ile bir su bardağı ılık su karıştırılır.
2. Ortası havuz gibi açılan una tuz ve eritilen maya eklenir. Önceden hazırlanan pekmezli su azar azar eklenir ve kulak memesi kıvamında bir hamur yoğrulur.
3. Hamurdan parçalar koparılarak elde yuvarlanıp simit şekli verilir. Derin bir kapta kalan 1 kaşık pekmez ve bir bardak su karıştırılır. Susam, geniş bir tabağa koyulur. Hazırlanan hamurlar, pekmezli suya batırılıp çıkarılarak (bazı bölgelerde bu su kaynatılır ve kaynayan suya atılan hamur dibe çöker, yüzeye çıktığında ise alınır) susama bulanır.
4. Fırın tepsisi hafif yağlanarak, simitler çok sık olmayacak şekilde aralıklarla tepsiye dizilir.
5. Önceden ısıtılan 200 derece olan fırında 30 dakika kadar pişirilir.
6. Afiyet olsun…

***************************************************************************

Ağzımızın değil, gönlümüzün tadıyla Simit; bir kültür meselesi..

İlgili Yazılar

İlgili

Facebook Yorumları

Yazar hakkında

Dilek ALP

”BAŞLAMAK” kelimesi altında aklınıza gelecek ne varsa hepsinin vücut bulmuş hali... Ekmekçi bir mimar ve anne...

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest

Share This