Zamana karşı

zamana karşı

Zamana karşı bir duruş bu. Zaman var mı? Zaman ver mi? Yaş aldıkça değişen tüm düzenlere karşı bir telaş meselesi belki de…

Uzun zaman oldu. Şöyle bir üstten bakıyorum da, gerçekten uzun zaman oldu. Bir bahanem yok, ne söylesem ne yazsam tam bir açıklama olmayacak.

İnsan en çok sevdikleriyle sınanır derler.

Bu satırlar da benim en sevdiğim şeyler sıralamasında çok önemli bir yerde. Ama her zaman takıntılı olduğum zaman meselesi sanırım biraz da olsa önüme set vuruyor şu dönemlerde…

Doğru, zamana karşı hep bir derdim var benim. Taa 2002 yılından kalan bir şiirle; “zaman var mı zaman ver mi” diye arandığım da olmuştu. (Hatırlamak isterseniz işte tam burada)

Ve evet hep bir telaş içinde geçti şu ana kadar biriktirdiğim ömrüm. Ve yine doğru, telaşımı da dile getirdiğim olmuştu. (Telaş)

Delikanlı dedikleri…

Sanırım delikanlı çağımı geride bıraktığım dönemlerden geçiyorum. Önceden beğene beğene güne 72 saat sığdırmaktan övünürdüm. Ne kadar da komik. An içinde anlar yaşayıp, olağanın ahengini bozmaktan yorulmuyormuş gibi…

Bir kaç yazıya başlamıştım ki, hayat çok garip bir şekilde hiç beklemediğim insanların vefat haberlerini ulaştırmaya başladı bana. Evet hayatlarında bir sonu vardı ama günü yetiştirme derdiyle aklımızdan çıkıp gidince bambaşka sarsılıyordu işte biriktirdiklerimiz.

Ne vefatların hissettirdiklerini bitirebildim, ne de onları yazmadan başka yazılara geçmeyi kendi gururuma yedirebildim.

Yok yok hüzün kuşu gibi karamsar satırlar yazmayacağım.

Yaşlanmıyorum-dur! ?

Kendimi hala otuzlarına gelmemiş bir genç kız gibi düşünürken, şimdilerde üniversiteli olan kızıma bakınca panikliyorum. Oğlum deseniz günden güne daha da büyüyor.

Mesela pandemi öncesi ve sonrası fotoğraflarıma bakınca kendimi daha bir …… ? hissediyorum. Tam kelimeyi bulamıyorum. Yaşlı değil, yorgun değil, yıpranmış değil; belki değişmiş.

Zamanında beyaz renk olsun diye dünya para verdiğim saçlara artık doğal yoldan sahibim. Ve inatla da bu doğallığı koruyorum. Yüz yogasına başlamak lazımmış, hatta zamanı geçiyormuş hiiiç vakit ayırmıyorum. Hani daha az yorgun gözükmek için… Belki Fransız askısı, “belki” olarak düşünmeye başlamış olabilir miyim; bilmiyorum ?

Bilgisayar başındayken gözlerim rahat etsin diye taktığım gözlükler artık “yakın gözlüğü” olmuş. Onu takmayınca meğer yakındaki nesneleri bulanık görüyormuşum, çok moralim bozulmuş. Tamamen duymazlıktan geliyorum. ? ??

Ancak

Ancak hayatın olağan akışına saygı duymayı öğrenirken gerçekten itiraf etmem gereken şeyleri de yazmak gerektiğine inanıyorum.

Mesela uyku çok önemliymiş, dinlenemeden kalkınca tüm sistemin alt üst oluyormuş. Önceden vücut bunu bir şekilde telafi etse de, artık kendini kandıramıyormuşsun.

Zamana karşı tahammül gücünde zayıflıyormuş. Artık boş sohbetler, laf anlamayan kişiler, mış gibi olan her şeye karşı duruşun daha da bir dikleşiyormış

Mesela ne kadar vakit ayırmak istesen de, hayatın karşına çıkardığı beklenmedik olaylar karşısında öncelik listelerin sürekli değişiyormuş.

Bağışıklık sistemi ile ilgili ilaçlardan şifalı otlara kadar ne kadar yöntem var olsa da, o grip geçmeyince geçmiyormuş mesela.

Öğreniyorum…

Evet o 72 saatlik hızı da çok sevdiğim doğruydu. Ve yanlış olduğunu böyle zamana karşı sınav vererek öğreniyorum.

Hayatın dengesini, her şeyin olması gereken zamanda demlenerek olduğunu bilsem de,

! – organize, planlı ve her şeyi olması gerektiği gibi hakkıyla yapsan da –

bitmeyen, yetişmeyen işlerimle kabul ederek öğreniyorum. Zor ve panik dolu oluyor. Ama öğreniyorum.

Takıntılı huylarım zaten yaptığımı değersizleştirmeye olanak dahi vermiyor. Ancak biliyorum ki, yetişmese de bu benim kendime yaptığım fazla yüklemedendir.

Biraz panik, biraz “tembel mi oluyorum” endişesi, çokça “artık delikanlı değiliz” savunmaları… Belki “ya yetiştiremeden biterse” kaygısı ama en çok da “kendine verdiğin değerin haddini” ölçüp tartma meselesi…

Siz de benim gibi, durduğu zaman tüm mekanizmasının bozulacağını düşünen, kendini işleyen demir zanneden, her daim ışıldaması gerektiğine inanan o yaramaz çocuklardan mısınız?

O zaman anneannemin meşhur küpe olacak tavsiyesi ile bitireyim… Belki kulağımıza çok yakışacağını kabul ederiz.

“Her şeyden önce, sen kendine iyi bak. Sen iyi olmazsan, sen kendine bakmazsan, kimse sana bir şey yapamaz, bakamaz”
Gölgesi yeter, ananem


Zamana karşı değil, zamanla birlikte netleşen en içten hislerimizle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlknur BOZTAŞ KARABIYIK - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Birikiyorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Birikiyorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Birikiyorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Birikiyorum değil haberi geçen ajanstır.