Fotoğraf İzmit Büyük Şehir Belediyesi Web Sitesinden alınmıştır 

Otobüs Hikayeleri – I

90’lı yıllarda çocuk olmanın demogojisi çok yapılmıştır her zaman. Ve de her zaman işe yaramıştır.

Ama benim ki öyle bir hikaye değil, gerçekten değil.. Hadi buyurun bakalım.

10 -11 yaşlarındaydım, 5. sınıfa gidiyordum.. Okuluma ulaşmak için yaklaşık 45 dakika süren bir otobüs yolculuğu yapmam gerekiyordu. Ve öğretim tam gün olduğu için eve dönüş saati akşam karanlığına denk geliyordu.

Yarım dönem süren bu uzun yolculuklarda; sırtımda kendimden büyük kocaman okul çantam, sabah akşam durmadan gittim, gittim..

Yollardaki bütün tümsekleri ezberleyerek, yol üzerindeki dükkan tabelalarının tüm hatalı-eksik yazılarını her gün bir kere daha kontrol ederek. Sessiz, sakin, uslu bir kız çocuğu olarak gittim.

 Yetişkin bir kadın olarak, şimdilerde de kitap okumayı çok sevdiğim halde; ben öğrenciyken otobüslerde kitap okumak ayıp sayılırdı.

Kitaba dalarsın, sonra teyzeler amcalar ve de kendinden büyükler otobüse biner, sen onları fark etmezsin, yer vermezsin onlara çok ayıp olurdu.

Ayrıca kitap okumak için özel zamanlar olmalıydı. Kitap yolculuk esnasına sıkıştırılan bir “vakit geçirici” olamazdı. Kitaba da yazana da çok çok ayıptı. O apayrı bir hikaye olsun..

Bu Hikaye Otobüsün Önü, Arkası, Ortası’na ait olsun.

Otobüs’ün neresi kime aittir ..

Siz bilmezsiniz ama otobüsün her yerinin bir sahibi vardır. Bir tek minicik çocuklar bilir bunu. O tek başına yolculuk yapmak zorunda olan çocuklar.

     Bir kere şoför arkası öncelikle yaşça “dede” kıvamında olan amcalarındı. Bastonla arkalara gitmeye uğraşmasınlardı.

      Sonra da tüm hayat hikayelerini bildiğin şoför amcalarla; sohbet ederek yoluna devam eden, “şoför tanıdığı amcalar”ın sırası geliyordu.

     Aslında o iki koltuk en güvenli koltuktu; karanlıkta, kışta, kalabalıkta, otobüsü her gün kullanmayan geçici yolculara ait olmasındı oralar,

     “hani olmaz ya” annen sıkı sıkı tembihlemiştir ama es kaza uyuya kalırsan orada bulunman en doğrusuydu.  Şoförler artık seni tanıdığı için güvenilir insanların arkasında olmak başka türlü huzurdu.

Orta taraftaki koltuklar teyzelerindi.

     Bütün gün; o “gün” senin bu gezme benim etraflıca dolaşmış, buram buram parfüm kokan, kollarındaki bilezikleri şakırdatırken bile ne kadar yorulduğunu anlatmaktan vazgeçmeyen, edepli ama abartılı “gezme” kıyafetleri ile evine biraz geç kalmış, ama yanındaki teyzeyle misafir oldukları evin dedikodusunu yapmaktan vazgeçmeyen teyzelerin. O kadar çoklardı ki, ve hep okul çıkış saatini, mesai bitiş saati gibi denk getirmeyi o kadar iyi biliyorlardı ki..

     Eğer iki kişilerse biri daha insaflı olurdu her zaman.. “Ayy çocuğummmm çantan da kendinden büyük, gel dizime otur şöyle iki lokmacıksın zaten.” “yok teyze rahatsız olmayın” Yanındaki teyze durumdan rahatsız bir şekilde söylenir. “aman öğrenci onlar, ayakta da duracaklar, yer de verecekler.”

     Onlar bütün gün poğaça börek eşliğinde eğlenceli zamanlar geçirip kahkalarla vakit doldururken; öğrenciler kendinden büyük sırt çantalarıyla ayakta, hazırolda onlara her daim yer vermek zorundaydılar. Üstelik somurtmak bile ayıptı. Sonra bazen samimiyetle, bazen de acıdıklarından; çantanı isterlerdi, onu da veremezdin, zaten elleri kolları misafir evinden alınan kayıntılar ya da alışveriş torbaları yüklüydü..

     Senin ödev yüklü çantanla rahatsızlık vermen aldığın eğitime, öğretime aykırıydı. Öğretmenine, annene babana ayıptı. Ve de hatta otobüs şoförüne..

     En arka taraf da, yükleri çok büyük olan; en geçici yolcularındı. Onlar ve yüklerinindi arka taraf.

Benim gibiler?

Ayakta, düşmemek için otobüs demirine tutunup, gözün yoldaki değişiklikte,

   şanslıysa oturan yolcunun buğusunu sildiği

      ve de atta bebek ayağı çizdiği camlardan

         geldiği durağı akşam karanlığında bulmaya çalışırdı benim gibiler..

 

Sıkışık, hareketsiz, kibar, uslu bir kız çocuğu olarak;

   Ne şoför tanıdığı amcaların yetenekleri ile ilgili sohbetler,

      Ne teyzelerin beğenmedikleri misafir ev,

         Ne de öğrenciliğin ayakta gidip gelmek olduğunu gözüne kulağına sokan hiç bir kelime o kadar da üzmezdi benim gibileri, korkutmazdı..

 

Bir tek nerede olduğunu anlayamadığı anda paniklerdi benim gibiler,

   Bir medet, usulca şoför amcaya bakar,  şoför amcanın seni takip edip etmediğini ara ara yoklar,

      ve mümkünse “yani her daim” arka kapıdan inerdi benim çocukluğumdakiler..

 

Ya Şimdi?

     Erdemlerimiz alındı elimizden..

     Hasta, hamile, yaşlı ya da oturma ihtiyacı hissetmen hiç fark etmez. O Otobüs nezaketi kayboldu artık. Şoförler ile konuşmak yasak oldu. “Hayırlı işler, günaydın, iyi akşamlar” bitti. Ne şoför ne yolcu. İrtibatını kaybetti artık.

     Ufacık çocuklar ellerinde kendilerinden büyük telefonları ve telefonlarından büyük kulaklıklarıyla otobüste olduklarını bile hatırlamaz oldu.

     Ya çocuktan büyük yetişkinler.. Gözünün içine baka baka, bacaklarını münasebetsizce açıp tek kişilikten daha fazla yer kaplayarak, karşısındaki büyüğünün ihtiyacı olduğunu gördüğü halde inatla yer vermemeler.

 

     Bizler kitap okumaya bile erinirken, onlar sahte telefonlarıyla, yalan uyku numaralarıyla, çoğu zaman patlattıkları sakızlarıyla, ne kadar da bencil, ne kadar da edepsizler…

 

Edepsizliğin, saygısızlığın gidip, terbiyenin bir an evvel geri gelmesi temennisi ile.. 

 

Facebook Yorumları