Sadaka; Kibirsizce vermek, bütünün işleyişinin tam içinde bir parçası olabilme özgürlüğü. Paylaşarak büyümek, değer katmak; hepimize, kendimize.

ilknur.tv

Tüm Yazıları

—–==0==—–

 

Sadaka kelimesi Arapçada şadaka “fakire para vermek”, Aramicede ise “erdemli ve adil olmak” anlamına gelir. 

Mana olarak baktığımızda ise bizde olanı, olmayanla paylaşmamızı aktarır. Günümüzde çoğunlukla düşkün olan hatta dilenene verilen bir para olarak algılanabilmektedir. 

Gerçekte ise sahip olunan kaynakları ihtiyaç sahipleri ile paylaşmak anlamındadır. 

Bu bazen ilgiye ihtiyacı olan birine zaman ayırmak, kimi zaman ise maddi olarak bir sıkıntısı olana kaynak yaratmak olabilir. Önemli olan paylaşmak ve gönüllü vermektir. Almak-vermekle ilgili bölümde bahsettiğim gibi zaten var olanı, bize verileni paylaşmaktır sadaka. Emek vermek, ilgilenmek hatta belki hitap etmektir. 

Bu bazen bir giysi olabilir, bazen burs, bazen sadece bir selam. 

Verdikçe çoğalmak demektir paylaşmak, ancak vermenin bizi “iyi-üstün vb…” yaptığını düşündüğümüz anda kibre düşeriz. Vermek; sisteme hizmet etmek, paylaşmak değer katmak ve erdem sahibi olarak hareket etmek eylemini içerir. Bu bizi kazadan, sıkıntıdan koruyacağı gibi, kaynak yaratılmasına yardım ettiğimiz için bizim kaynaklarımızı da güçlendirir. ¹

Meltem Güner

Niyet Defteri, (s:166)

Karşılık beklemeden, ihtiyaç sahiplerine, kibirlenmeden; gönülden …

Hak Gözetir Olmak

Sadakat ve Sadık olmak kelime kökleri ile ne kadar benziyor değil mi? Hak gözetir olmak.. Sadakatın bir manasının dostluk olduğunu da eklersek; her şey, hepsi, bir şekilde birbiri ile ilintili, bağlı..

Tıpkı hepimizin birbirimize görünmez iplerle bağlı olduğumuz gibi. 

Evet çoğunlukla sokakta; sağlıklı gözüken “dilenci” gözüyle bakılan ve genelde “sakın para verme, gücü kuvveti yerinde, çalışsın o da kazansın. Kolay mı öyle iki dua etti diye” tepki alan kişilere verdiğimizi zannettiğimiz. 

Bazen askıda ekmek. Bazen kullanmadığımız eskiler. Bazen; bazen hiç.

—–==0==—–

Benim için 1999 Ağustos’dan sonra, hadi memleketim insanları için milenyumla beraber tahammül göstermekte “artık” çok zorlandığımız zamanlardan geçtiğimiz doğrudur.. 

 

Belki de bir kere de tam ters köşeden bakmamız gereklidir, neden olmasın?

Her geçen an; yay gibi gerilen sinirlere sahip olup, tahammül denilen “dayanma” hareketiyle yaşamaya çalışmak mı; zamanın zorlaşmasına rağmen vesile olabileceğimiz “sadaka” larımıza sadakatla sadık olmak mı.. 

 

Bizi saf yerine koyduğunu bildiğimiz kişilerin “olmamışlığına” rağmen erdemli olmak da sayılıyor gönülden yapılınca.. Eksik değiller mi, ihtiyaç sahipleri sayılıyor nihayetinde.. (ya da siz ne isterseniz onu koyun, saf yerine)

 

Bir kimsesiz köpeğin başını okşamak, hiçbir şeyden haberi olmayan çocukları gülümsetmek, komşunun “hali nasıldır” sormak..

Kibirsizce vermek,  

Bütünün işleyişinin tam içinde bir parçası olabilme özgürlüğü..

Paylaşarak büyümek, değer katmak; hepimizin erdemine, kendimize.. 

Neden Olmasın?

 

Eski zamanların çok soğuk ve karlı bir kış gününde dışarıyı seyretmekte olan erenlerden bir zat “Kap getir hanım, yoğurt alalım” der eşine.. Eşi; “evde yoğurt var bey, ihtiyacımız yok”

Muhterimin cevabı ise ne mühim; “Bizim ihtiyacımız yok ama belli ki yoğurtçunun ihtiyacı var.. Bak bu soğukta sokaktan üçüncü geçişi..”

Belki bir kuşun, belki ufacık bir çocuğun, belki de manevi de olsa yarasına derman olduğunuz bir dostunuzun…

Sadık niyetleriniz hep var, gönlünüz bütüne her daim sadık olsun. Erdem ve adaletle.. 

Facebook Yorumları