Alev AKAR

Gözlerimdeki ağırlık hiç bu kadar ağır ve sancılı olmamıştı. Yavaşça aralamaya çalıştım şişmekte olan gözlerimi. Bu nasıl bir ağrı? Sızlanışlarım kolumdaki saatin tik taklarını bastırıyordu. Sabah saat 9.00 olmasına rağmen neden hala “daha” bu kadar karanlık ve tozlu bu oda? Dün kaç paket sigara içmiştim kim bilir.  Doğrulmaya kalktığımda eski kırık parkenin izini, sol alt gözümde gördüm kırılan ayna parçalarından. Sanki ruhumun bana bir göstergesiydi bu izler, bu kırık ayna.

”Nasıl oldun Saye?”  sesiyle irkilip arkama baktığımda yine gitmediğini fark ettim. Yüzümde ki tebessüm biraz daha sancılarımı yok sayıyordu. Onun yanımda var oluşunu, Allah’ın günahlarımın kefareti olarak bana sunduğunu düşünüyordum. Yürüyecek halim yoktu ama felaket bir baş dönmesi yüzünden derme çatma Vera ile birlikte yaptığımız araba lastiğinden bozma koltuğa yürümek zorundaydım. Hayatımın en kısa ama en uzun yolcuğu oldu beş adımlık yere oturmak. Yine başladı ağlama krizlerim, gözlerimi  her gece yeniden  sonsuzluğa kapattığım sandığım o uykuya kavuşmayı istiyorum. Uyumak istiyorum zavallı bedenimi azat etme umuduyla.

-Nasıl mıyım Vera? Hakikaten bunu soruyor musun ben mi nasılım ruhum mu nasıl?

-İkinizde nasılsınız Saye? Önce şu kahvenden bir iki yudum alıp kendine gelir misin lütfen.

Kahvenin acılığı ile hayatın bana sunduğu acı; kafa kafaya yarışırdı herhalde. Bu acılığı bir sigaranın bastırması gerekiyordu.  Külden görünmeyen camlı masaya doğru eğilip bir dal sigara alıp, ateşi verdim beni şu hayatta asla yalnız bırakmayacağını bildiğim sevgili tütünüme. Sigarayı içime her çekişimde öfkem ve hayal kırıklıklarımı da içime çekiyordum. E biraz göz yaşımdan ıslanan sigaram nefesime direnmek istese de  biraz daha kendime geliyordum her nefeste .

 

-Hayatımda bana en çok zevk veren adamın karakterine dönüşmekten korkuyorum. Samsa gibi bir gün uyandığımda bir böceğe dönüşeceğim ve sen bile beni istemeyeceksin beni Vera. Zaten şu an bir böcekten ne farkım var ki çürümüş benliğim ve naçizane ruhumla?

-Sen  Samsa’yı sadece böcek olarak mı görüyorsun Saye. Hatırlasana kitabı onun o mücadelesini kendini sorgulamasını.  Sen eğer mücadele etmekten önce hangi varlığının içine sıkıştırılıp kaldığına bakarsan böceğe dönüşmene gerek yok şu an da bir böceksin Saye! Önemli olan hangi bedende ne tür bir varlık olduğun değil. Hayatın sana sunduklarını görememen. Evet sen bir böceksen yediğin diğer böceklerin ne sana katacağına, nasıl güçleneceğine, onların verdiği tada bakmalısın? Sen eğer bir insansan şayet; var olan bu bedbaht durumlardan çıkmak için nasıl bir strateji kullanıp bu çıkmazdan kurtulmanın yoluna bakacaksın.

İkimizde sessizliğe bırakmıştık kozlarımızı. Vera benim bu çaresiz çırpınışlarıma kızıyor ve beni  eski ben yapmak için sessizleşirken, ben ise onun bana bahşettiği hakikatleri düşünüp odadaki her toz zerreciğinin aslında altında kaldığım acılarımın sembolü olarak düşünüyordum. Çünkü temizlemekten kaçındığım odam aslında arındırmadığım ruhumdu. Yine bir ses tınısı çıktı odada umudum seslenmişti bana.

-”Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
‘Yaşadım’ diyebilmen için…

diyor Nazım, sevgili Saye. Her geçen gün biraz daha sevmelisin hayatı. Düşlerinde bile hayal etmeye korktuğun mutluluğu hakikatte aramalısın. Kendinde bulmalısın artık! Düşününce ”Saye” gölge, koruma, yardım demek sevgili dostum. İnsanların sana tattırdığı acıların gölgesi değil de kendi mutluluğun gölgesi olmalısın. Geriye dönüp baktığında ne çok şey yaşadım diyebilmek için.

Her cümlesi boğazımda düğümleniyor. Vücudumda ki  kan akışının değiştiğini hissedebiliyordum. Haklıydı… Vera bunları söylerken fark etmeden kaç sigara içmiştim öyle. Sanki bu sefer nefes alabilmek için selamlıyordum kağıda sarılan tütünümü.

Oda artık daha aydınlık geliyordu. Hava da uçuşan tozlar yavaşça yere iniyordu sanki bizi dinliyorlarmış gibi. Yavaşça pencerenin önüne doğru gidip sararan perdemden dışarı bakmak istedim. Denizin maviliği hiç bu kadar berrak, pencerenin önünde ki solmakta olan kazablanka çiçeğim canlı gelmemişti. Vera da sessizce yanıma sokulmuştu. Konuşmuyor fakat birbirimize söylemek istediklerimizi hissediyorduk. Birbirimizin tebessümünde kaybolmuştuk.

-Hadi kalk Vera deniz çağırıyor bizi seyrini izletmeye.

 

….

 

Facebook Yorumları