Cuma, Mayıs 27, 2022

Gündem Özel

Ana SayfaÖnemsiYorumAdab-ı MuaşeretŞefkat, lazım olanı yazmak adına...
Önceki İçerikCemre
Sonraki İçerikZümrüdü Anka Kuşu

Şefkat, lazım olanı yazmak adına…

Şefkat öyle bir dildir ki; sağır da duyabilir, kör de okuyabilir demiş Mark Twain. Eksikliğini duyduğumuz bu konuda Nalan Ağdaş yazıyor.


2 minutes


Şefkati yazasım geldi. Çünkü;

Şefkatli insanlara, şefkatli yaklaşımlara ihtiyacımız var.

Şefkat yoksunu yaşattığı acıların yazıldığı tarih, yazdırmak istedi bana. Geleceğe bırakacağımız iyilik hikayeleri olsun istiyorum. Her yer kötülük, her yer acı doldu. Küçük minnacık kalıyor güzel hikayeler.

Hepimizin hataları, acıları, öfkeleri, nefretleri, kızgınlıkları, sorunları, özlemleri, istekleri, keşkeleri, var. Duygular tüm insanlık için aynıdır. Ortak paydamızdır duygularımız.

İnsanız, hatalar yapıyoruz, hiçbirimiz mükemmel değiliz. Mükemmel olmasak da bir şekilde yaşıyoruz. Affediyoruz, affediliyoruz, şefkat buluyoruz ve sonrasında hatalarımızı törpüleyip yeniden mutluluğa kavuşarak yaşıyoruz. Hataları anlayarak daha hatasız yaşamaya başlıyoruz.

İnsanız çünkü.

İnsanız biz. Hatalarımız var. Hatalarımızdan ders alarak düzeltmeye çalışmışlıklarımız var. 

Hepimiz mutlu olmayı isteriz. Mutluluğun anlamı her birimize göre ayrı bir anlam taşır. Kimimizin acıtılmışlıkları, kimimizin hınçları var. Yüreğimizi kemiren kötü duyguları iyileştirme çabasıyla mutluluğa açılan kapıları bulmaya çalışıyoruz.  

Dünya tarihi, savaşlar, kölelik, ırk, din, dil, mezhep ayrılıklarının yarattığı acılarla dolu. Saçma sapan bahanelerle ayrıştırılan insanların çektiği acıları anlatıyor tarih bize. Kiriyle doğayı kirleten, suyu kirleten, havayı kirleten insanları anlatıyor. Kötüleri ve kötülükleri anlatıyor tarih. Öyle çok örnekleri var ki tarihte acımasız, merhametsiz, sevgisiz, şefkatsiz insanların. O dilsiz hayvanlara çektirilen acılar, yakılıp yıkılan ormanlar…

İyilik ve kötülük sadece insana dairdir. İnsan olmak; ”hatalarımıza rağmen, içimizde var olan güzelliği ortaya çıkarmayı” mecbur kılar. Hepimiz kusurlu, zayıf iradeli, hatalı insanlarız. İçimizdeki kötülük canavarının ortaya çıkma isteğine rağmen, diğer yanımız olan iyilik meleğini yaşatmalıyız. Bunun içinde şefkate muhtacız. Acıtılmışlıkların, yaralanmışlıkların, ilacı birbirimize ve dünyaya şefkatle yaklaşmaktır.

Kintsugi, altın ile birleştirme ya da diğer bir adıyla kinstsukuroi altın ile onarma sanatına verilen bir addır. Japonların kırılan, yani yaralanan eşyaların, daha fazla değer kazandığına inanır. Ve kırıkların arasını altınla doldurarak, o eşyayı kullanmaya devam ederler. Ayrı bir değer katar o eşyaya altın.

Şefkat te, kalbin kırıklarının arasını dolduran altındır.

Nedir şefkat?

Acımak değildir şefkat. Kin ve nefret duygularını öldürmektir. Hatta, üstüne basa basa yok etmektir kin ve nefreti. Hiçbir ışığın onları aydınlatmasına izin vermemektir. Tüm insanlara, doğaya, canlılara karşı içimizdeki şefkati beslemek varken kin ve nefrete yer vermek niye? Karşımızdakini anlayabilmek ve iyi hissettirmek varken, yalnızca kendimize iyi davranmak olmamalı yaşam.  Acımak değildir bu duygu, anlamaktır. Değerli hissettirmektir. Işık olmaktır karanlıklarına. Sevecen olmak, korumak, kollamaktır. Anlamaktan gelen sıcak ve iyi hissettiren bir duygudur. Özünde sevgi, merhamet ve yardım duygularını barındırır.

Şefkatin dili yoktur
Şefkatin dili yoktur
İnsanız, duygularımız var bizim, insanız çünkü.

Hepimiz mutlu olmayı isteriz. Mutluluğun anlamı her birimize göre ayrı bir anlam taşır. Hayat amacımız farklıdır. Her şeyden önce, insan doğduğu andan itibaren mutluluğu ister, acı çekmekten kaçar. Dolayısıyla, şartlar ne olursa olsun varlığımızın en temelinde hepimiz sadece mutlu olmak isteriz. Hayatımızın amacı mutlu olmak ve sevdiklerimizin mutluluğunu görmektir. Dünyanın öbür ucunda acı çeken bir bebeğin bizi mutlu etmesi imkânsız olduğunu düşündüğümüzde yalnızca sevdiklerimizin değil, tüm canlıların mutluluğunu görmek isteriz. Kendimize ve başkalarına karşı iyi niyetli olmanın dahi değeri ölçülemez. Voltaire’nin dediği gibi “İnsan zeka karşısında eğilir ama şefkat karşısında diz çöker.”

İyi insanlara olan güvenini yitiren birine şefkatle yaklaşmanın iyileştirici yönünü düşünsenize! İyi insanların varlığına olan inancını yitiren kişi etrafına yalnızca nefret kusar. Yalnızlığa mahkûm eder kendisini. İçindeki kötülükleri yeşertir. Acılarının intikamını kötülüklerle alır.

Oysa küçücük bir şefkat dünyayı güzelleştirir. Acıları silemese de, iyilikleri yeşertir. Hatalarımıza öfkemizle baktığımızda yeni hatalara, yanlışlara yöneliriz. Şefkat, hem bizi hem diğerlerini iyileştirme gücü olan mutlu ve iyi olmayı hissettiren en temel duygudur.

Şefkat içten gelir. Yapmacık olamaz. Yapmacıklığını hissederiz mutlaka. Bu yüzden uzaklaşırız yapmacık, yalancı insanlardan. Uzak olsunlar zaten. Bize gerçek samimi yürekli insanlar lazım. Mark Twain ne güzel söylemiş. “Şefkat öyle bir dildir ki; sağır da duyabilir kör de okuyabilir”.

Çocuklara dikkat edin, sahte insanları sevmezler uzak dururlar onlardan.

Şefkatin dili yoktur. O sıcaklığı hisseden tüm canlılar şefkatin gücüne kapılır. O ele sarılır, güvende hisseder kendisini. Kötülükleri unutur. Güzellikleri büyütür içinde. Bulaşır şefkat. İyileştirir… Mutlu eder.

Şefkat isteyesim geldi bu yüzden. Karnı tok olsa bile, anne şefkatinden mahrum bir bebeğin büyüyemeceği bir dünyada en çok ihtiyacımız olan duyguya hepimiz muhtacız. “Şefkatsiz kucakta, ruhu acıkır bebeğin” sözünü söyleyen Ali Suad’ın sözünü de paylaşmadan geçemeyeceğim burada.

İnsan olduğumuzdan utandıran kötülüklerin yarattığı acılarla başa çıkmaya çalıştığımız şu günlerde şefkat yazasım geldi.

Şefkat isteyesim geldi çünkü tüm insanlar kötüdür demiyorum. İyi insanların ezildiği, köleleştirildiği, hayatlarının yok sayıldığı nice gerçekler var tarihte. Dincisi, dinsizi, beyazı ya da siyahisi, eğitimlisi ya da cahili ayrımlarını yapmıyorum. İyi ve kötü ayrımı yapıyorum ben. İçimizde var olan güzelliği ortaya çıkarmaya mecburuz.

İnsanız biz…  

Bu erdemden yoksun insanların yaşattığı acıların yazıldığı tarih, şefkati yazdırmak istedi bana. Geleceğe bırakacağımız iyilik hikayeleri olsun istiyorum. Her yer kötülük, her yer acı doldu. Küçük minnacık kalıyor güzel hikayeler.

Şefkatle sarılalım birbirimize ve dünyaya.

Mutluluk peşinden gelir nasılsa…

Şefkat dolu sımsıcak yürekleriniz olsun…

Facebook Yorumları

Bu gönderiyi paylaş

Nalan AĞDAŞ
Nalan AĞDAŞhttps://nalanagdas.blogspot.com/
"İsmimin inadına gülümsüyorum hayata!" Evlat, Anne, Bir de üniversiteli gençlerin (En sevilen) öğrenci işleri ablası.

(Tarihte Bugün) Yıldızlar Geçidi

Doğum
- 1910 Feriha Tevfik (112)
Etkinlik bulunamadı!

Yanlış üslup doğru sözün celladıdır!

Sadi Şirazi

BuluşuYorum

Bu Hafta Popüler

Her Şey Layığına Dönüşür

Her şey layığına dönüşür... Başta insana hakaret gibi gelse de, aslında ne kadar ders alınası bir söz. Yakışan mı! O moda için geçerli değil miydi?

Potin Satarım

Potin satarım, güzel Cumhuriyet kadını Adile'nin öyküsü. Avukat Adile Hanım'ın. Takılı kaldığı geçmişindeki çocuk Adile'nin desek daha mı doğru? Sizleri çok eskilere, çocukluğunuza götürecek bu hikayede belki de eksik parça sizdedir. Kim bilir?

Çanak Çömlek Oyunu

Çanak Çömlek yapmayı hiç denediniz mi? Henüz denemediyseniz, tarihi çanaklara 3 boyutlu olarak, yorumunuzu katmak nasıl hissettirirdi?
Nalan AĞDAŞ
Nalan AĞDAŞhttps://nalanagdas.blogspot.com/
"İsmimin inadına gülümsüyorum hayata!" Evlat, Anne, Bir de üniversiteli gençlerin (En sevilen) öğrenci işleri ablası.

İlgili Yazılar

Nerdeyim? Akılda mı, Kalpte mi?

Nerdeyim diye soruyoruz bugün kendimize. Akıldaki yer mi, kalpteki yer mi bizim için doğru olan. Kendini bilme yolculuğumuz devam ediyor.

Ayna Söyle Bana…

Ayna söyle bana diye başlar masaldaki kötü kraliçenin cümlesi. Gerçekten kimi, neyi, ne görüyoruz o sırlı camdaki aksimizde.

Hedef Ne? Dünya Okulunda İnce Enerjileri Yönetmek

Kendini bilme yolculuğunda hedef nedir? Bugün bu yolculukta, dünya okulunda ince enerjileri doğru yönetme konusuna bir pencere açıyoruz.

Odadaki Fil

Odadaki fil; İngilizlerin sıkça kullandığı bir deyim. Siz file şaşırmışken diğerleri inkarı bile geride bırakmıştır. Yok saymak mı? Aygen Hıdıroğlu kaleminden...