Perşembe, Haziran 30, 2022
Önceki İçerik“Ah” ve Gonca Ataç
Sonraki İçerikEyvallah

Uzaktan Sevmek

Covid19’un öğrettiklerinden uzaktan sevmek. Yakın olmak gerekmez uzaktan da sevilirmiş. Artık sevdiklerimizi sevdiğimiz için uzak durmalıyız.


3 dakika


Uzaktan Sevmek

Bazen dayanmaktır sevmek; hayat nereden vurursa vursun ayakta durabilmek…
Bazen yaşamaktır sevmek; soluksuz ciğer gibi sevgisiz kalbin duracağını bilmek…
Bazen ağırdır sevmek; sevdiğine layık olabilmek…
Ve bazen hayattır sevmek; birini çok uzaktayken bile, yüreğinde taşıyabilmek…
Özdemir Asaf

Oysa ben, sarıp sarmalayarak, dokunarak sevmeyi bilenlerdenim.

25 gün öncesine kadar sözler hiç bana göre değildi. Sevdiklerimi uzaklardayken çok özlerdim. Acı çekerdim.

Covid19 Terk etmedi Bizi.

Dünya 31 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Hubei eyaletinin Wuhan şehrinden korona virüsü ile tanıştı. Dünyanın tüm ülkelerine en hızlı şekilde yayılarak korkulu rüyamız olan virüse Dünya Sağlık Örgütü 11 Şubat 2020 tarihinde bu salgını “COVID-19 Küresel Salgını” olarak adlandırdı.

Tüm dünyayı allak bullak eden virüs, neyse ki ülkemize 11 Mart 2020 tarihinden itibaren gelmeye başladı! Farkında olmadan bu virüsten korunabilmişiz bir şekilde. O gün bugündür de terk etmedi bizi. Biz bu hastalığın biteceği günü hasretle beklerken, o yeni versiyonlarıyla hayatımızın içine iyice yerleşiyor. Ne zaman sonsuza uğurlayacağımızı bilemediğimiz bu illet virüsün elinde oyuncak olduk. Ne çok sevdin bizi be virüs uzaklarda kal, uzaktan sev bizi.

Değişti Hayatımız

Tüm dünyanın düzenini değiştiren virüs, dolayısıyla bizim de yaşam düzenimizi yerle bir etti. Eskilerde maske bazı meslek gruplarının ve hastaların kullandığı bir gereçken, şimdilerde vazgeçilmezimiz oldu. Mesela, doya doya evde tembellik yapmaya alıştık. Uyuşukluk ruhumuza işledi. Ailece bol bol bir arada olduk. “Evi otel gibi kullanıyorum”, “evimi özledim” şikayetlerini hangimiz yapmıyorduk ki?

Can sıkıntısından evlerimizde yapılması gereken tüm tadilatları, tamiratları yaptık. Odaların şekli değişti. İzlemediğimiz film-dizi kalmadı. Kitaplar okuduk. Sokaklara öyle canımız her istediğinde çıkamaz olduk. Dostlarımızın yüzünü göremediğimizden telefonlarda saatlerce konuştuk. Sevdiklerimizi sevdiğimiz için sarıp sarmalarken, uzaktan sevmek zorunda kaldık.

Güzel Şeyler Çabuk Biter! Sevmek artık Uzaktan Sevmek

Doğanın canlanmasıyla bir nebze olsun başımızı dışarılara çıkarmaya başladık. Yasakların bitmesi, aşılanma, hastalık azaldı bahaneleriyle saldık kendimizi doğanın sıcaklığına. Artık çoğumuz sağlık bakanımızın her gün verdiği bilgileri görmezden gelmeye başladık. İşsizlik, maddi sıkıntılar, devam eden iş yerlerimizin sorumlulukları yerine getirilmeliydi. İşyerleri açıldı, sokaklar doldu, normalleşmenin usul usul kucağına attık kendimizi.

“Usul usul” işin latifesi tabii…

Güzel şeyler çabuk biter bilirsiniz. Çabuk bitti yalancı özgürlüğümüz.

Güzelim yaz bitti.

Aslında bu yıl yaz mevsimi ülkemizin yaşadığı en korkunç yaz aylarından biri oldu. Orman yangınları ve bu yangınların yaşattığı acıları hepimiz yüreğimizde hissettik. Çaresizlik içinde yanan ormanlarımızı ve hayatlarımızı izledik. Yaz bitsin istedik hatta. Yağmurlar yağsın da bari öyle sönsün yangınlar dedik. Yüreğimizin yangınını nasıl söndüreceğimizi bilemedik.

Açılsın okullar…

Sonra Eylül geldi ve okullar açıldı. En sevdiğim zamanlardır yeni kayıtlarımızın yapıldığı dönemler. Normalleşme sayesinde yine yeniden eskisi gibi okulda gençlerimizi görmek bilseniz ne iyi geldi. Öğrencisiz okulların tadı olmuyor. Ölü bir üniversite hissi uyandırıyor insana. Elektronik ortamda kayıtları kolayca yapabilme imkânları olmasına rağmen, öğrencilerin yüz yüze kayıt yaptırmaları nostaljik bir durum haline geldi artık.

Eskiden yoğun kalabalıklar gözümüzü korkuturdu. Binlerce öğrenci ve ailesiyle uğraşmak emin olun kolay iş değildir. Artık gençler onca sınav, onca emek sonucu artık hayallerindeki üniversitenin kapısından içeri girmişlerdir. Heyecanla gelen gençler okula kayıtlarını yaptırdıkları andan itibaren ki “üniversiteli” olmanın gururunu görürsünüz duruşlarında.

Çocuğuna kalacak yer, ulaşım, eğitim yerleri ve saatleri hakkında bilgi almak isteyen velilerin şaşkınlığıysa en zor yanıdır işin. Elinden tuttuğu çocuğunu artık tek başına yaşama bırakmanın şaşkınlığı ve üzüntüsü içindedirler. En değerlisinden ayrılıyorlar kolay değil yaşadıkları. Gençler ne kadar hayal dünyasındaysa, anne babalar da o kadar gerçeklerin içindedir. Güvenilir bir ortam bulmaya çalışırlar. Şimdi bir de korona korkusu eklenmişti korkularına.

Korona günlerinde yolculuk…

Korona günlerinde yolculuk heyecanı bir başka oluyor. Yoğun işler, yoğun insan kalabalıkları, koşturmaca, hastalık korkusu, normalleşme kargaşası içinde ne hayaller kurdum bilseniz. Tarihi yapılarını, Çifte Minare’sini, çok sevdiğim dostlarımı da görme hayalleriyle Erzurum’a yolculuk başladı. Belki de hayatım boyunca hiçbir yolculuğa bu kadar mutlu başlamamıştım. Bu arada hafif bir kırgınlık var üzerimde. Sanırım son günlerin yorgunluğundan olacak bu kırgınlık diyorum. Korona belirtilerinden eser yok bende çünkü. Nasılsa maskemi taktım ve mesafemi korudum hijyene zaten hep dikkat ederim oldum olası!  

Ve Erzurum’a geldim.

Aman Allahım karşılanmalar, kahvaltılar, en sevdiklerim… Bu arada hepimiz çok dikkatliyiz! Önce tereddüt etsek te nasılsa dikkatliyiz diye sarılıp sarmaladık sevgiyle birbirimizi.

Masanın etrafında keyifle toplanıp muhabbetimizi ettik. Bende halsizlik yok. İyiyim ben. Dolayısıyla korkmaya gerek yok!

Kızıma geçtim. Evlat kokusu. Sarılmadan duramıyor insan.

Sırada çok uzun yıllardır göremediğim ama hiç kopmadığımız diğer dostlarım var. Onlarda benim gibi sabırsızlanıyor buluşmak için. Öyle çok özlemişiz ki, hem de dikkatliyiz diye sarıldık yine. Muhabbetler gece yarılarına kadar sürmesine rağmen bende o Erzurum’a gelmeden önceki yorgunluktan eser yok.

Sol kulağım tıkanmış, sesleri duyamaz haldeyim…

Amaan Erzurum’un rakımı yüksek ondandır dedik hep birlikte.

Normaliz! Kimse hasta değil. Çünkü hepimiz çok dikkatliyiz.

Sonra birden bir boğaz ağrısı, halsizlik. Hemen hastaneye koşuyorum. Çok dikkatli muayene ediliyorum. Boğaz enfeksiyonu haricinde korkulacak bir şey yok. Rahatladım.

Geziyoruz Erzurum’u. Çifte Minarenin o muhteşem mimarisi, Yakutiye Medresesi, Lala Mustafa Paşa Camisi, Ulu Cami, Erzurum Kalesi. O muhteşem müzeler, mimariler arasında ne tarafa döneceğimi şaşırdım. Zaten vaktim de bol. Geride görecek bambaşka güzel yerler de var. Ertesi günlere bırakıyoruz geri kalan yerleri.

Gerçeklerden kaçınılmıyor

Sanırım çok gezdim. Bunun yanında boğazlarım iyileşmiş gibi olmasına rağmen hala bir kırgınlık var üzerimde.

Yeniden hastane yolundayım. Yıllar önce minicik bebeğimizken, şimdi doktor olan canım Onur’um tüm kontrollerimi yaptı. Korona testi de yapıldı. Test sonucunu bekleyeceğiz.

Ardından kızımın çok güzel arkadaşlarıyla buluşuyoruz. Muhteşem bir mekândayız. Hemşin Kafe’deyiz. Sarılmıyoruz ama masa başında muhteşem vakit geçiriyoruz. Capcanlı gençler. Nasıl enerjim yükseliyor gençlerin yanında. Çok iyiyim zaten.

uzaktan sevmek!

Erzurum’daki altıncı günümün sabahı telefonuma gelen mesajla tüm dünyam allak bullak oldu. Yazık ki test sonucu pozitif! Pozitifin tanımı bana ilk kez bu kadar yıkıcı gelmişti.

Onca insanla görüşmüştüm. Hasta olmamın bana bu kadar acı verdiğini ilk kez yaşadım. Geçmişte ölümden döndüğüm çok nedenlerim oldu. Trafik kazası, ameliyatlar, camdan düşmeler… Hepsinde de yaşadığım acı sadece bedenimdeydi. Yalnızca o acıyı ben çekiyordum. Tek sorunum etrafımda bana bakan insanlara yük olmaktı. Onlar da zaten en yakınlarımdı. Yorulup, uykusuz kalıyorlardı. Emeklerine ve yorgunluklarına üzülüyordum. En azından benim hastalığım yüzünden hasta olmayacaklardı.


Oysa ki, şimdi benim yüzümden hayatları bitebilirdi belki. Katil gibi hissettim kendimi. Benimle oynamaya doyamayan minik yeğenim, annem, kardeşim, çok özlediğim eski dostlarımın birer birer hastalandıklarını içim acıyarak duydum. Ezildim, yıkıldım, kahroldum. Artık, şükürler olsun ki, şimdi hepsi iyileşti.

Yaşadığım korkulardan öğrendiğim şeyse, artık sevdiklerimi uzaktan sevmem gerektiğiydi…

Sevgi uzaktan da olsa güzel şey…

Sağlık ve sevgiyle kalın

Facebook Yorumları

Bu gönderiyi paylaş

Nalan AĞDAŞ
Nalan AĞDAŞhttps://nalanagdas.blogspot.com/
"İsmimin inadına gülümsüyorum hayata!" Evlat, Anne, Bir de üniversiteli gençlerin (En sevilen) öğrenci işleri ablası.

(Tarihte Bugün) Yıldızlar Geçidi

Doğum
- 1928 Orhan Boran (94)
Etkinlik bulunamadı!

Yanlış üslup doğru sözün celladıdır!

Sadi Şirazi

BuluşuYorum

Bu Hafta Popüler

Unvansız Gönüllüler

Unvansız Gönüllüler. Onlar etiketlerini bir kenarda bırakmış olan gizli kahramanlar. Kah eğitim ve sanat, kah toplumsal fayda... Gururla "PaylaşıYorum"

Ciltleme, Cilt Sanatı

Cilt sanatı, ya da daha alışık olduğumuz tabiriyle ciltleme.... Zaanat kelimesinden daha öteye sanat kelimesine daha da çok yakışan miras.

ilyada destanı; Bir Aldatma Hikayesi

İlyada Destanı M.Ö. 8. yüzyılda Yunanca yazılmış ilk batı edebiyatı metnidir. Homeros'un anlatıcısı olduğu bilinen destanı "hatırlı'yorum"
Nalan AĞDAŞ
Nalan AĞDAŞhttps://nalanagdas.blogspot.com/
"İsmimin inadına gülümsüyorum hayata!" Evlat, Anne, Bir de üniversiteli gençlerin (En sevilen) öğrenci işleri ablası.

İlgili Yazılar

Vicdansız doktorlar emi?

Doktorlar... Kolay kolay yetişmeyen, gününün hiç bir saati mesleğini bırakamayan, kıymetli! insanlar. Peki gerçekten vicdansızlar mı?

Hormonlar ve Mutluluk

Hormonlar ve mutluluk... Bahar da geldi içimiz kıpır kıpır... Bugün gündemimizde bu ikili arasındaki ilişki var

Yaşlanmak ve Yaşamak

Yaşlanmak ve yaşamak. Kelimeler benzese de anlamları ne kadar farklı. Nasıl bir yaşlı olduğumuza yaşadıklarımız karar versin mi? Nalan Ağdaş yazdı.

Alerjik Rinit ya da Saman Nezlesi

Saman nezlesi ya da alerjik rinit bu haftaki konumuz. Baharın gelişiyle özellikle çocukluk döneminde sık rastladığımız hastalıklardan biri.