Pazartesi, Ağustos 8, 2022
Ana SayfaAfet İnan

Afet İnan

Afet İnan

29 Kasım 1908, Selanik – 8 Haziran 1985, Ankara (77)

Türk sosyolog, tarihçi ve akademisyen.

Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi kızıdır Ayşe Afet İnan Uzmay. Fakat tek unvanı bu değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk tarih profesörlerindendir. 

Balkan Savaşları sırasında Selanik’ten Anadolu’ya göç etmiş bir ailenin kızıdır O.

Eğitimine devam edip öğretmen olur. Ve sonrasında İzmir’de öğretmenlik yaptığı sırada Atatürk ile tanışır. Atatürk’e eğitim almak istediğini söylemesi üzerine Ankara’ya tayin olur ve Atatürk’ün manevi çocuklarından biri olarak eğitim hayatına devam eder. Cenevre Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik Bilimler Fakültesi’nin yakın çağ ve modern tarih bölümünde eğitim almıştır.

Afet İnan

Bir Cumhuriyet kadını olarak, kadın hakları konusunda mücadele etti ömrü boyunca. Türk Kadınının çağdaşlaşmasında ve yaşamın her alanında varlığını gösterebilmesi amacıyla çok değerli hizmetleri oldu. Atatürk’ün isteği üzerine kadınların siyasete girmesi konusunda konferanslar verdi.

Tarih çalışmaları okullarda devam ettiği kadar Atatürk’ün yaşadıklarını kayıt altına alarak da tarihe önemli notlar düştü. Türk Tarih Kurumu‘nun kurucu üyelerinden biri oldu.

Bugün Afet İnan ‘ı anarken bu notlardan birine yer vermek istiyoruz. Atatürk’ün manevi kızının anısına saygıyla Türk Tarih Kurumu’nun Belleten isimli yayınında yer alan “Edebiyat nedir? Edebiyatın gayesi ne olmalıdır?” yazısını paylaşmak istedik.

Edebiyat Nedir? Edebiyatın Gayesi Ne Olmalıdır?

Bu münasebetle Atatürk’ün bu toplantısında, biraz sonra konuşma mevzuu, edebiyata intikal etmiştir (yıl, 1937): Edebiyat nedir? Osmanlı devrinde ve bugüne kadar Cumhuriyet rejiminde edebiyat medlulünden ne anlaşılıyor? Mekteplerde edebiyat nasıl okutuluyor? Cumhuriyet çocuklarına edebiyat ne yolda ve hangi gaye ile tedris olunmalıdır?

Orada hazır bulunanlardan biri, bugünkü edebiyat tedris sistemine muarızdır. Bugünün programını edebiyattan beklenen hizmete uygun bulmuyor; ona göre bugünkü edebiyat tedrisatı, fikre ve ruha hitap etmeyen bir şekilde yapılmaktadır; halbuki edebiyatın rolü bu değildir; onun daha geniş ve şamil bir hizmet sahası vardır.

Atatürk, bunun üzerine o arkadaşına, edebiyatın nasıl okutulması ve ne suretle programlaştırılması muvafık olacağını sordu. Bu arkadaşının cevabı, kara tahta üstüne, * şu suretle tesbit edilmiştir :
1- Ona, tahlil ve terkip kabiliyeti vermek;
2- Ona, dünyayı ve insanlığı anlatmak;
3- Onu, bir üslûba malik kılmak;
4- Onu, başlı başına ve yardımsız çalışabilir hale koymak;
5- Onu bütün bu vasıf ve kıymetleriyle mensup olduğu sosyeteyi yükseltebilecek surette yetiştirmek.

Bütün bu mesaide, hususi ve umumi tarih ve bu tarihten en ileri gitmişlerin, yani devletçilikte, askerlikte, bütün ilim ve fen teknik branşlarında, ekonominin bütün safhalarında tetkik ve imtisale en çok şayan eserleri ve müessirleri tanıtmak, tedris sisteminin temel taşlan olmalıdır.

Bundan sonra Atatürk, edebiyatla alaka ve iştigalini bildiği diğer bir arkadaşına şu suali sordu :
– Osmanlı devrinde ve Cumhuriyet rejimine kadar olan zamanlarda edebiyattan ne anlaşılırdı? O devrin mekteplerinde edebiyat nasıl okutulurdu? Nihayet bugün, edebiyat tedrisatı ne suretle yapılmaktadır?

Atatürk’ün bu sualine cevap veren o arkadaşı, tedris hayatından çekileli çok seneler olduğu ve bugünkü edebiyat tedris programlarını bilmediği için şimdiki tedris sistemine dair bir şey söyliyemiyeceğini, Osmanlı devrinde tanzimattan evvel ve onu müteakip zamanların edebiyat telakkileri ve tedrisleri hakkındaki malûmatını ve edebiyatın lâfız ve mâna sanatlarından bahseden bir ilim olarak okutturula geldiğini ve herhalde kara tahtaya yazılan gayelere göre bir  edebiyat dersi okumadığını bildirdi.

Bunun üzerine, Atatürk şunları dikte ettirdi :
– Osmanlı devrinde ve bugüne kadar geçen Cumhuriyet çağında ve bundan evvelki Türk kültürel çağlarında ve hatta bütün kültürel edebiyat sosyetelerinde edebiyat denildiği zaman şu anlaşılır.

“Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alâkalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı … Bunun içindir ki, edebiyat ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa musiki gibi güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

Beşeriyette en müspet ilim ve en ince teknik esaslarına dayanan hayatla, ve kanla karşılaşmak kendileri için mukadder olan askerlik gibi yüksek bir idealist meslek dahi, kendini, içinde bulunduğu içtimai heyete anlatabilmek ve bu büyük insanlık ve kahramanlık yolculuğunu hazırlayabilmek için, uyandırıcı, hedeflendirici, yürütücü ve nihayet fedakar ve kahraman yapıcı vasıtayı edebiyatta bulur.

Bu itibarla, edebiyatın her insan cemiyeti ve bu cemiyetin hal ve istikbalini koruyan ve koruyacak olan her teşekkül için en esaslı terbiye vasıtalarından biri olduğu kolaylıkla anlaşılır.

Bunun içindir ki, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı, edebiyat tedrisinde şu noktalara, bilhassa ehemmiyet ve kıymet vermelidir:
A) Türk çocuğunun kafasını, fıtri yaradılışındaki dikkat ve itinaya göre tekevvün ettirmek. Bu Cumhuriyetin sıhhi düzeni ile alakadar olan vekâlete de teveccüh eden bir vazifedir.
B) Güzel muhafaza edilen, Türk kafa ve zekalarını açmak, yaymak, genişletmek. Bu, bilhassa Kültür Bakanlığının vazifesidir. Bununla birlikte olarak, müstait Türk çocuk kafalarına müsbet ilim ve maddi teknik mefhumlarını yalnız nazari olarak değil , aynı zamanda pratik vasıtalar ile de yerleştirmek.
C) Bir taraftan da, Türk kafalarındaki kabiliyetleri, Türk karakterindeki sağlamlıkları, Türk duygularındaki yükseklik ve genişlikleri, kendilerini hiç zorlamadan natürel bir tarzda ve olduğu gibi ifadeye onları alıştırmak.

Bunlar yapılınca netice şu olacaktır: Türk çocuğu konuşurken onun beyan tarzı, Türk çocuğu yazarken onun ifade üslubu, kendisini dinliyenleri onun, yürüdüğü yola götürebilecek, Türk çocuğu bu kabiliyeti sayesinde kendisini dinliyen veya yazısını okuyanları, peşine takarak yüksek Türk ülküsüne iletebilecek, ulaştırabilecektir.

Bu edebiyat telâkkisi, böyle bir edebiyat tedrisi sayesindedir ki, edebiyat medlulünden anlaşılan amaca varmak kabil olabilir”.

Biyografisi için (Vikipedi)

Facebook Yorumları
Önceki İçerikHaluk Bilginer
Sonraki İçerikCharles Dickens

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz