Zafer Yürüyüşü

Kocatepe'ye düzenlenen Zafer Yürüyüşü, bu ülkenin nasıl zorluklarla kazanıldığını yaşatan çok önemli bir etkinliktir bence. Mutlaka katılın.

* Görseller için Sn Saner Saygın‘a teşekkür ederim.

Nalan AĞDAŞ

Tüm Yazıları

—–==0==—–

Günlüğümle saklambaç oynuyorduk

Hep günlük yazmak istemişimdir. Hatta yazdım da liseli yıllarımda. Ancak günlüğümü evde kimsenin okumasını istemediğimden köşe bucak saklardım. Zavallı günlüğüm hangi dolabın içinde nereye ait olduğunu hiç bilemedi. İçimi döktüğüm, acımı, öfkelerimi ya da mutluluklarımı yazmak iyi gelirdi günlüğüme. Sonra bir gün sıkıldım bu günlüğümle saklambaç oynamaktan ve yırttım attım hepsini. Gitti güzelim günlüğüm.

Hayat öyle bir yolculuk ki, nerede ne yaşatacağını bilemezsiniz. Aradan geçen yıllar da kimi anlarınızı net hatırlarken, kimisi de ufak tefek ama minik bir ayrıntılarıyla kalıyor içinizde. Mekânı, kişileri unutsak ta bizde bıraktığı izler derin olur. Benimde birçok unutamadığım hatıralarım arasında.
 
Mesela Zafer Yürüyüşü’nün bana yaşattığı duyguları unutmam mümkün olmayacak.

Neyse ki, saklamayı beceremediğim günlüklerime yazamasam da, Birikiyorum sayesinde kalıcı olacak.

—–==0==—–

Zafer Yürüyüşü’ne Katılacağım!

 

Zafer Yürüyüşü Rehberi

25 Ağustos 2005

26 Ağustos’ta Kocatepe’den başlayan Büyük Taarruz‘un ruhunu yaşatmak adına düzenlenen törenlere 2005 yılında yepyeni  etkinliklerle kutlanacağını duymuştum. 25 Ağustos akşamı Şuhut’ta toplanıp, 26 Ağustos sabahı Kocatepe’de kutlamalar başlatılacaktı. Kurtuluş Savaşı’mızın Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının tüm zorluklara inat Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını kazanırken yaşadıkları zorlukları biraz olsun anlayabilmekti amaç. Zafer Yürüyüşü düzenlenecekti.

O dönem çalıştığım Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde hummalı bir çalışma yapıldı. Ben de çocuklarım küçük olmasına rağmen, bu yürüyüşe katılmaydım mutlaka! Çocuklarım küçük olduğundan böylesi etkinliklerden uzak duruyordum o yıllarda. Hemen işe koyulup, öncelikle annelik görevlerimi yerine getirdim işten döner dönmez. Daha 5 ve 6 yaşlarında olmasalar onları da alıp gideceğim ama, Kocatepe’ye onları götürmem imkânsızdı.  Miniklerimin bensiz kaldığı süreçte ihtiyaç duyacakları her şeyi yaptım. Artık gözüm arkada kalmayacaktı. Hazırlıklarımı tamamlayıp apar topar evden çıkarken belki gece soğuk olur düşüncesiyle tişörtümün üzerine kot montumu da alarak yola koyuldum. Üniversite’den katılacak ekip için tahsis edilen otobüse yetişebilmiştim sonunda. Uzun zamandır böylesi bir etkinlik içinde olamadığımdan, açıkçası heyecan içimdeydim.

Gençler ve Zafer Yürüyüşü

Geceye yolculuk başlıyor

Oturduğum evden yaklaşık 20-25 dakikalık uzaklıkta olan Şuhut‘a ilk gidişimdi. Küçük bir ilçe olmasına rağmen, ülkenin dört bir yanından gelen misafirlerle dolup taşmıştı. Gaziler, öğrenci temsilcileri, dernek yetkilileri ve üyeleri ellerinde tanıtma pankartlarıyla gruplar halinde dolaşıyordu. 83 yıl öncesinde çok gizli tutulan taarruzun hareket noktasında sanki, o gecenin karanlık sessizliğine inat kazanılan zaferin çığlıklarını atarcasına sokaklardaydık. Sıcak, samimi bir hava içinde saatler sonra başlayacak olan yürüyüş öncesi düzenlenen etkinliklere kaptırmıştık kendimizi.

İlk olarak Şuhut‘taki Atatürk Evi’ne girmiştik. İki katlı, küçük bir evi dolaşıyorduk. Her yer özenle düzenlenmişti. Hayranlıkla inceliyorduk. Atatürk bu evde kalmış! Savaş döneminde de bu danteller, kanaviçeler, halılar, yastıklar, masalar, sandalyeler bugünkü kadar güzel miydi?

Atam sen ve arkadaşların bu evde kim bilir o korkunç savaştan kurtulabilmek için neler konuştunuz? Uyuyabildiniz mi o dantelli şık yastıklarda? Etrafınızda düşman haricinde, kendi içimizdeki düşmanları tanıyabildiniz mi?

Vatan için canını verenler yanında, canı için vatanı verenleri nasıl anladınız?

Şuhut sokaklarından, stadyuma doğru ilerledik. Stadyumda yapılan konuşmalar ve ardından yapılan gösteriler sayesinde gecenin 12.00’sinin nasıl olduğunu anlayamamıştık.

Zafer Yolu

26 Ağustos 2005’in ilk saatleri

Ve Kocatepe‘ye çıkma zamanı gelmişti. Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’ndan Dr. Rifat Yağmur hocamızın öncülüğünde tüm ekipler sırayla yola koyulduk. İlk kez dağa tırmanma tecrübesi yaşıyordum. Daha önce gecenin bu vaktinde böylesi bir şey yaşamamıştım. Cahil cesaretiyle çıktım yola.

Gecenin karanlığında, kiminin elinde fener alayı, kimi el feneriyle ilerlemeye başladık. Muhteşem bir kalabalık var. Kâh türküler söyleniyor, kâh hikayeler anlatılıyor. 83 yıl öncesindeki vatanımızın durumu hakkında bilgiler veriliyordu.

Ay Işığının bu kadar aydınlattığını ilk kez o gece gördüm. Yanımızda Beden Eğitimi bölümünden başka bir arkadaşımız var. Onun önerileriyle yürüyüşümüze devam ediyoruz.

Bizler yola çıkmadan önce karnımızı da doyurduk. Susuyoruz, yoruluyoruz. Yolda satıcılardan suyumuzu alabiliyoruz. Kimisi dayanamıyor biraz olsun dinleniyor.

Oysa, gizlice Kocatepe’ye çıkmaları gerekiyordu askerlerimizin. Elde avuçta ne varsa çantasına koyup sırtına yükleyip sessizce çıkmalıydı yola. Karanlıkta! Küçücük yaşına rağmen hem de…

Tok muydu karnınız?

Hiç susuz kaldınız mı o koca dağa çıkarken?

Ayağımızda rahat yürüyebildiğimiz marka spor ayakkabılar. Gecenin o saatinden sonra yorulan bedenimizi taşımaktan yine de  ayaklarımız yoruluyor.

Peki siz hangi marka ayakkabıları giymiştiniz askerler?

Kocatepe

Adımlar önemli

Kocatepe’ye çıkış yolu çok uzundu. Biz de 6-7 kişilik grup halinde, liderimizin de talimatlarına uyarak kısa yoldan tırmandık.

Benim adımlarımı takip edin, nereye basıyorsam oraya basın” diyordu arkadaşımız. Ben o kadar uzun adım atamadığımdan, biraz geride kalmıştım. Geri dönüp bana baktı ve dedi ki;

“Bastığın yer bazen toprak olmayabilir. Canlılara da basabilirsin!”

İşte o an aklım başımdan gitti. Ancak o zaman anlayabildim arkadaşımızın bizi neden bu kadar sert uyardığını.

Yuvarlak halde bir yılanın üstüne de basabilirdim!

O karanlıkta hep toprağa mı bastınız siz de küçük askerler?

Kısa yoldan giderek yaklaşık 4 saatte yürüyüşü bitirmemize rağmen çok yorulmuştuk. Hatta, yol boyunca sunulan tüm imkanlara rağmen hayatımın en zor yürüyüşü olmuştu. O kadar hızlı yürümüştüm ki yılan korkusundan. Tepeye çıkınca her şey bitecek sandım…

Tepeye çıktığımızda, o muhteşem Kocatepe Anıtı bizi karşıladı. Mustafa Kemal Paşamızın 7.5 metre yüksekliğinde 4 ton ağırlığında bronz bir heykeli var tepede.  1874 metre yükseklikteydik. Helikopterler kalkış yapıyor, gelen misafirler daha önce hazırlanan sandalyelere yerleştiriliyordu. Piyano hazır, muhteşem bir konser var sırada. Fahir Atakoğlu‘nu dinleyeceğiz.

Ama titriyoruz…

Donuyoruz, ölüyoruz. Battaniyeler dağıtılıyor. 1-2-3… yetmiyor donuyorum. Daha biraz evvel belki üşürüm diye yanıma aldığım montum yeterliyken tepeye çıktığım andan itibaren donuyordum. Öyle ki gözüm hiçbir şeyi görmüyor.

Isınmak istiyorum.

Uykusuzum.

Huysuzum.

Hoşgeldiniz
Gözüm hiç bir şeyi görmedi evet.

Sanırım arkadaşlarla beraberce battaniyelere sarıldıktan sonra biraz kendimize gelmiştik. Muhteşem konseri dinlemeye çalıştık.  Gün ağardı. her yer aydınlanınca nasıl bir tepede olduğumuzu daha iyi anladık. Tüm ova ayaklarımızın altında, en tepedeydik.

 

Siz kaç battaniye sarılmıştınız Yiğitler?

 

Tarih derslerinde anlatıldığı gibi değildi yaşadıklarımız. Yüksek not almak için okuyup, sonra unuttuğumuz BÜYÜK TAARRUZ çok büyük emeklerle kazanılmış…

 

Onların emeklerine sahip çıkmamız da çok büyük emekler istiyor…

Ruhlarınız şâd olsun…

 

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!.. 

Facebook Yorumları