Pandemi Bize neler öğretti?

Pandemi salgın hastalık demek. Bu kavram gündelik yaşamımıza ve çoğumuzun diline bu yıl girdi. Keşke hiç olmasaydı da duymasaydık…

 

Daha bir yıl önce adını sanını bilmediğimiz, büyüklüğü mikronla ifade edilen bir mikrop altüst etti tüm insanlığın yaşamını. İnanılmaz sayıda insanı yaşamdan aldı, milyonlarcasını ciddi şekilde hasta etti tüm dünyada.  

Farkında mısınız, Covid19 denilen bu mikrop bize ne çok şey öğretti?

Yaşamımızın sadece pamuk ipliğine değil, aynı zamanda temizliğe ve korunmaya bağlı olduğunu öğrendik. Eski temizlik alışkanlıklarımız yerine hijyen kuralları ile yaşamak zorundaymışız artık.

Ellerimizi daha iyi ve daha sık yıkamalıymışız örneğin. Çünkü bulaşmada ellerin çok büyük önemi varmış. Bol kolonya tüketmek faydalıymış. Cebimizde kolonya şişesi eksik olmamalıymış. Evden kolonyasız çıkmak neredeyse cep telefonu olmadan çıkmak gibi olurmuş. İnsan kendini çıplak gibi hissedebilirmiş.

Maske takmalı, hem de iyisinden ve gerektiği gibi takmalıymışız; öyle yalancıktan çenemizde gezdirmemizin bir yararı yokmuş. Çoğumuz maskeli iken bile birbirimizi tanıyormuşuz zaten. Maskeli yaşama alışmalıymışız.

Birbirimize de pek sokulmamalıymışız. Öyle dip dibe kuyruğa girmek falan olmazmış. Biraz mesafeli olmak insan ilişkilerini pek de bozmazmış.

Hapşıran, öksüren kişilerden iyice uzak durmalıymışız. Hatta o mekanda durmamaya özen göstermeliymişiz.

Yakınlarımızdan biri bu mikrobu kapmışsa ve biz onunla temaslı isek evde karantina altında olmalıymışız. Odamızı, eşyalarımızı ayırmalıymışız. ‘Evde canım sıkılıyor, biraz hava almak istiyorum’ diyerek çarşı pazar dolaşamazmışız. Dolaştıkça başka insanların yaşamını tehlikeye atıyormuşuz.

Para, kredi kartı gibi elden ele gezen cisimler hastalığı bulaştırmada önemli imiş. Poşetlerden bile bulaşabilirmiş mikrop… Böyle şeyleri, bilhassa ayakkabıları balkonda havalandırmak faydalı olabilirmiş.

Peki, başka neler öğrendik bu süreçte?

Nikahlara, cenazelere gidemesek de sevdiklerimizin duygularını paylaşabilir, onlara uzaktan da destek olabilirmişiz. Cenazeler zorunluluktan üç kişiyle bile kalkabilirmiş.

Çok zorunlu olmayan toplumsal etkinlikler ertelenebilirmiş. 

Restoranlara ve kahvehanelere gitmeden de yaşanabilirmiş. Hatta çoğu restoran evimize bile gelebilirmiş istediğimiz yemeklerle…

Alışveriş tercihlerimizi mağazaları dolaşmak yerine evimizden kullanabilirmişiz. Marketler eve servis yapabilirlermiş istendikçe. İnternetten de istersek çamaşır mandalı bile alabilirmişiz. Memlekette sağlık çalışanlarından sonra en çok kargocular çalışmışlar; el üstünde tutulmalıymışlar, hakları ödenemezmiş.

Kadınlarımız gün yapmadan da yaşayabilirlermiş. Gerekiyorsa birbirlerine IBAN numaralarını atarak gün olayını sürdürebilirlermiş. Sonuç değişmezmiş…

Cümle sağlık çalışanları onlara çok ihtiyacımız olduğu için dur durak bilmeden çalışmalıymış. Yıllık izin, hastalık istirahati, emeklilik, istifa olmaksızın, dinlenme, uyku ve hatta yeterli yemek gibi lüks (!) şeylerden uzak olarak ön cephede savaşabilirlermiş. Evlerini, ailelerini günlerce görmeseler de olurmuş. Dikkatli olmalıymışlar; şansları varsa ölmezler, çalışmaya devam ederlermiş. Ölürlerse meslek hastalığı sayılmazmış; sadece vah vah’mış…

Eski bir Maarif Nazırı’nın (Eğitim Bakanı) dediği gibi, okulsuz eğitim bile mümkünmüş. Öğrenciler evde, öğretmenler okulda olsa yeterliymiş…

Pandemi ciddi bir konuymuş. Öyle her canı isteyen burnunu uzatıp ‘bana da covit testi yapın’ diyemezmiş. Otoritelerin bu testi gerekli görmesi zorunluymuş. Çoğu zaman bunun için uzun kuyruklarda beklenebilirmiş.

Pek çok iş evden de yapılabilirmiş. Özellikle resmi kurumlarda daha az çalışanla işler mükemmel şekilde yürüyebilirmiş. Hele ki randevulu yerlerde işinizi halletmeniz tadından yenmezmiş. 

Bilgisayarda toplantı, seyircisiz maç mümkün olabilirmiş.

Covid19’u saymazsak, sağlığımız sanki daha iyi!

Vatandaşımızın tıbbi bilgileri de çok artabilirmiş. Artık herkes ‘alından ateş’, ‘karantina’, ‘filyasyon’, ‘vaka’, ‘yoğun bakım doluluk oranı’, ‘entübasyon’, ‘pi si ar testi’, Çin aşısı’ gibi konuları biliyormuş. Duya duya bunları iyice öğrenmişler. 

Olur olmaz nedenlerle hastaneleri doldurmadan da sağlıklı kalmak mümkünmüş. Covit dışında neredeyse hastalık kalmamış etrafta. Başka hastalığı olanlar da durumu idare edebilirlermiş.

Kimi insanlar da fırsattan istifade ederek ‘vücut direncini arttırır, covitten korur’ diyerek olmadık ürünler satarak yollarını bulabilirlermiş.

Evde kalma zorunluluğu olanlar kendileri için bir takım yeni uğraşlar edinebilirlermiş. Herhangi bir hobisi olanlar biraz daha şanslıymışlar ‘zaman öldürme’ bakımından…

İki kişinin kavgalarını bile ‘yakınları yasa boğuldu’ diye haber yapanlar günde en az iki yüz elli kişinin ölümünden o ünlü turkuaz tablo dışında hiç söz etmeyebilirlermiş. Alışılabilirmiş her gün bu denli fazla insanın kaybına… 

Ufacık bir mikrop tüm yaşamı etkileyebilirmiş kısacası.

 

Herkes gözünün önüne bakmalı ve çok dikkatli olmalıymış.

Covid19 ölümcül olabilen bir hastalıkmış ve asla şaka değilmiş! 

 

Facebook Yorumları