Dışarıdan bakıldığında özgüvenli, başarılı, kendi ayakları üzerinde duran kadınlar… 
 
Ama bazen en sakin, en neşeli  yüzlerinin ardında, kimsenin bilmediği bir baskı, şiddet ve bir tükenmişlik var. 
 
Fark etmenin, anlamanın, anlamlandırmanın, kabullenmenin zor olduğu durumlar. 
 
Çünkü şiddet; 
her zaman bir tokat bir yumruk veya  fiziksel bir saldırı  değil; kimi zaman sözcüklerle, kimi zaman sessizlikle yaşantılanan bir olay. 
 

Görünmeyen Şiddet: Duygusal ve Psikolojik Kuşatma 
 

Psikolojik şiddet; bedende değil, zihinde ve benlikte iz bırakır. 
 
Bu kadınlara çoğu zaman “Senin gibi biri nasıl izin verir buna?” denir.  ‘’Bunca zaman anlamadın mı?’’ 
Oysa şiddet, yalnızca fiziksel saldırıyla değil, küçümsemeyle, değersizleştirmeyle, aşağılamayla, izolasyonla, duygusal mesafeyle de uygulanır. 
 
Araştırmalar, çalışan ve güçlü kadınların eşlerinden gördüğü şiddetin çoğunlukla psikolojik nitelikte olduğunu gösteriyor. 
 
 Çünkü partnerin gözünde o kadının bağımsızlığı bir tehdit, gücü bir “kontrol kaybı” anlamına gelir. Bu nedenle şiddet, fiziksel değil, duygusal biçimlere bürünür: sessizlik, eleştiri, ilgisizlik, küçümseme… 
 

“Şiddet bazen susar. Ama o sessizlik, en çok benlikte yankılanır.” 
 

Kadın, zamanla kendi içinde sorgulamaya başlar: 
 
“Gerçekten ben mi abartıyorum?” 
“Bu kadar güçlü bir kadınım, neden çıkamıyorum bu döngüden?” 
“Beni seviyor ama neden bu kadar değersiz hissediyorum?” 
 
Bu sorgular, kadının kendi benliğiyle mücadelesinin sessiz başlangıcıdır. 
 

Travmanın Sessiz Doğası 
 

Travma her zaman ani yaşanmaz; bazen yavaş yavaş, tekrarlanan kırılmalarla oluşur. 
Sürekli eleştirilmek, kontrol edilmek, değersiz hissettirilmek… Zihin bunu “tehdit” olarak algılar. Zamanla kişi, tehlike olmasa bile kendini güvende hissedemez. Uyku bozulur, kaygı artar, dikkat dağılır. Bu, Travma Sonrası Stres Bozukluğunun (TSSB) duygusal biçimidir. 
 
Güçlü kadınlarda travma çoğu zaman görünür değildir. 
Çünkü onlar hayata devam eder, işine gider, gülümser, çevresine güven verir. 
Ama içlerinde sessiz bir tükenme başlar; enerji, inanç, kendine güven yavaşça azalır. 
 
“Travma, yaşanan olay kadar, o olaydan sonra insanın kendine yabancılaşmasıdır.” 
 

Duygusal Şiddeti Kanıtlamak Neden Zor?  

Çünkü bu şiddet çoğu zaman görünmezdir. Ne bir raporu vardır, ne de gözle görülür bir izi. 
Sadece sessizlikler, küçümsemeler, yok saymalar, aşağılamalar, hakaretler küfürler, manipülasyonlar… 
 
Kadın çoğu zaman ilk başlarda kendi yaşadığına bile “şiddet” demekte zorlanır. 
 
Bu şiddete uzun süreler maruz kaldığında artık ayrışma başlar kendi içinde. Ardından kabullenme, sonra destek mekanizmaları. ‘’ Ne yapabilirim?’’  soruları.  Bu süreçte  partnerinin fiziksel şiddetini bile arzu eder hale gelir. Çünkü vücudundaki morlukları açıp gösterebilecektir fakat ruhundaki, benliğinde morlukları kanıtlamak o kadar da kolay değildir.  
 
Çünkü toplum,  şiddeti  hala yalnızca fiziksel yaralarla ölçer. 
 
Oysa duygusal olarak bastırılmak, susturulmak, sürekli eleştirilmek de aynı derecede yıpratıcıdır. 
 
Psikolojik şiddetin en karmaşık yanı, kadının hem mağdur hem de kendini sorgulayan kişi haline gelmesidir. 
 

Yeniden Ayağa Kalkmak: Travmadan Büyümeye 

 
Ama süreç burada bitmez. 
Kadın, bir noktada kendi iç sesini yeniden duymaya başlar. 
Bir terapi odasında, bir yakınının omzunda ya da sadece kendi içinde… 
 
“Ben bunu hak etmiyorum.” diyebildiği anda, iyileşmenin ilk adımı atılmış olur. 
İyileşme sabır ister, ama mümkündür. 
Kadın yeniden sınırlarını tanımlamayı, duygusal ihtiyaçlarını fark etmeyi ve kendi değerini yeniden inşa etmeyi öğrenir. 
 
Bu aşamada travma sonrası büyüme başlar: 
 
Yani kişi, yaşadığı zorlayıcı deneyimlerden sonra daha farkında, daha güçlü, daha bilinçli bir benlik geliştirir. 
 
Bu kadınlar, yaşadıkları deneyimi hayatlarının merkezi haline getirmek yerine, ondan öğrenerek devam etmeyi seçerler. 
 

Gerçek Güç: Devam Edebilmek 
 

Toplum, güçlü kadını hep “hiç sarsılmayan” biri olarak görür. 
 
Oysa gerçek güç, sarsılsa da devam edebilme becerisidir. 
 
Zorlanırken de üretmeye, sevmeye, kendini savunmaya devam edebilmektir. 
 
Ve belki de bugün en çok hatırlamamız gereken şey şu: 
 
Güç, hiçbir zaman yıkılmamak değil; yeniden kalkabilmektir. 
 
Kendine inanmak, sınırlarını korumak ve değerini unutmamaktır. 
 
Kuraklığın içinden yeniden filizlenen tüm kadınlara…    
 
Sağlıkla…. 
 
Cansu Ertan 
Uzman Klinik Psikolog