Yaz akşamları...
Artık gönül rahatlığıyla oturabilecek bir kapım yok.
Evimin balkonundan kuş bakışı caddeyi izliyorum.
Akşamüstü...
Akşam...
Gece...
Herkes bir yere yetişme telaşında.
Perdeler sıkı sıkıya kapalı.
İnsanlar balkonlarını bile oturmak için değil, birkaç dakikalığına çıkıp (tütün mamulleri) sonra yeniden evlerine çekilmek için kullanıyorlar...
Sokağın hiç dinmeyen bu yetişme telaşını; gürültüsünü izlemeye alışırken, kendi kendime sormadan edemiyorum:
Acaba yaşlanıyor muyum?
Yoksa gerçekten yaz akşamları eskisi gibi yaşanmıyor mu?
Müstakil evler dönemi
Büyük bir nimet olarak gördüğüm sevgili 80ler ve 90ların, canlı şahidi olarak gidiyorum, o zamanki yaz akşamlarına..
Gerçi az da olsa, daha önce ince ince yad etmiştik o zamanları... (İlgili Yazı: Komşuluk Günü)
Taş evlerden oluşan, sessiz ama bir o kadar da tanıdık sokaklarda geçti benim çocukluğum.
En sevdiğim zamanlar ise yaz akşamlarıydı.
Herkes kapısının önündeki avluya çıkar, her akşam "Bugün hangi avluda oturalım?" der gibi, değişiklik olsun diye bu kez başka bir komşunun bahçesinde toplanırdı.
O avlular bir eve değil, bütün sokağa aitti sanki.
Mesela biz yazın geldiğini şöyle anlardık...
Şahse...
Şahbey...
Ve ben...
Şahin Amca, "Ee bakalım bakalım, karneler alındı mı?" diye seslenirdi.
Biz de gururla, elimizdeki karnelerle arabasına doluşur, mahalledeki değil, çarşıdaki! dondurmacıya giderdik.
O dondurma sadece bir ödül değildi;
yaz - resmi olarak - başlardı artık.
Başlasın Yaz Akşamları..
Çocuklar zaten mahalleliye ait olan sokağın ortasında, ailelerinin gözü önünde oynar; kadın-erkek, yaşlı-genç aynı avluda şen kahkahalarla yaz akşamlarını paylaşırdı.
Sonra sokağın büyük abileri, ablaları bizi bir iki sokak ilerideki dondurmacıya götürür; sadece bize değil, büyükler için de dondurma alınırdı.

Hatta illaki birinin misafiri olur; ama o misafir, sadece o evin değil, bütün sokağın misafiri sayılırdı.
Herkes birbirinin eşi dostu akrabasını bilir, münasip görüldüğü zaman "modern" görücü usulü ile "bizim kızlar", "bizim oğlanlar" ile görüştürülürdü...
Hatta ve hatta evimiz, o meşhur İzmit Fuarı'na biraz yürüme mesafesindeydi..
Sokağın ağırlayacağı bir misafiri, düzenleyeceği bir nişan ya da kına gecesi yoksa, hafta sonunun adresi belliydi: İzmit Fuarı...
Önce sanayi bölümüne uğranırdı. Traktörlerden ince cam işçiliğine kadar sergilenen yenilikleri büyük bir merakla incelerdik.
Sonra sıra lunaparka gelirdi.
Komik aynalar...
illaki dönme dolap...
Cesareti yetenler için gondol...
Ve tabii ki büyüklerle birlikte binilen çarpışan arabalar...
Ah...
Hele bir de sokağın Hıdrellez ateşi. Ateşten atlarken attığım taşlar hâlâ çocuk kalbimde

Sonra 90'lar ve Apartmanlar Dönemi..
Elbette müstakil mutluluk kadar olmasa da... O zamanlar avluların yerini balkonların aldığı, serinlemek için vantilatör ya da klimaların hayatımıza girdiği, belediyelerin sokakları sinek ilaçlarıyla koruduğu dönem.
O sohbetler balkonlara kaydı. Çünkü artık müstakil değil müşterek oldu kapı önleri, avlular...
Balkonlardan gecenin ilerleyen saatlerine kadar çınlayan okey taşlarının sesleri..
"biraz daha az" şen kahkahalar...
Misafirlerin sokağa değil, eve "randevu" ile geldiği zamanlar...
Ki o günler bile ne kadar samimi ve güzelmiş.
Olduğu gibi, hayatın akışı gibi doğal, içten..
Ve milenyum
Şimdi
.
Şehrin göbeğinde, yüksek bir binanın balkonundan, bir yaz akşamı bakıyorum sokağa...
Gürültü ve telaştan başka bir şey yok caddede...
Akşam yerini geceye bırakırken, biraz daha sarhoş oluyor! gelen gürültüler.
Sürekli karşı binalarda satılık, eşyalı kiralık ya da ona benzer ilanlar..
Aynı apartmanda oturduğun kişilere selam bile verebiliyorsan ne ala..
Bir tabak ikrama bile şaşırıyor artık kapıyı açanlar.
Ne "daha karpuz kesebiliyoruz" artık, ne de uzun uzun sohbetler..
Hayat hızlanmış, zaman yorulmuş, insanlar tahammülsüz olmuş artık her şeye..
Ve ben usulca izliyorum yaz akşamlarını..
Geçmişi... Şimdiyi... Ve geleceği...
Acaba gelecekte de şimdiki zamanlar mı özlemle anılır olacak.
Sözün Sonu
Belki de yaz akşamları hiç kaybolmadı.
Sadece kapı önlerinden balkonlara, balkonlardan ekranlara taşındı.
Ama yine de içimden bir ses, bir yerlerde hâlâ çocukların sokakta oynadığı, komşuların "Hadi, daha karpuz keseceğiz." diye birbirine seslendiği bir yaz akşamının var olduğuna inanmak istiyor.
Yaz akşamlarının, yıllar geçse de gönlünüzde hep çocukluğunuz kadar sıcak kalması dileğiyle...






