İçimdeki Küçük Kız

Aslında başka bir yazı hazırlamıştım size. Ama okullardan gelen o acı haberler içimi yaktı. İçimi dökmek istedim bu yazıyla sizlere…
Biliyor musunuz, bugün 56 yaşındayım. Sayılar yükseliyor, yıllar birikiyor ama içimdeki çocuk hâlâ yerinde duruyor.
Her doğum günümde küçük bir kız çocuğu şımarıklığında ilgi bekleyen, gözleri ışıldayan, geleceğe umutla bakan bir yanım var. Ve ben buna tutunuyorum. Çünkü o küçük kız hâlâ bana “Hayat güzel olacak” diye fısıldıyor.
Sizde de vardır eminim, içinizde hâlâ şımarık bir çocuk saklıdır.
Umuda Tutunmak
Her şeye rağmen içimdeki küçük kız çocuğunu hâlâ koruyabilmek ne büyük armağan.
Pastamın mumunu üflerken dileklerim sadece kendim için değil, dünya için sıralıyorum. Kötülüklerin gölgesine rağmen iyiliğin çoğalacağına inanıyorum.
Biliyorum ki dilekler tek başına yetmez; onları hayata geçirmek için sesimizi yükseltmek, kalemimizi kullanmak, birbirimize dokunmak gerekiyor.
Çünkü insan, yaş aldıkça kendi mutluluğunun başkalarının mutluluğuna bağlı olduğunu daha iyi anlıyor.
Bir Yaşın Işığı
Bugün 56 yaşında bir kadın olarak, içindeki çocuk ruhunu koruyabilmek ne büyük ışık.
O ruh, her şeye rağmen umutla dilek tutuyor.
Ve ben de diyorum ki:
“İyi ki hâlâ içimde o çocuk var.”
Dünyaya Yeniden Söz Vermek
Her doğum günü, sadece yaş almak değil; dünyaya yeniden söz vermektir.
Kendi içindeki çocuğa söz vermektir:
“Seni koruyacağım, ışığını söndürmeyeceğim.”
Çocuklara söz vermektir:
“Gülüşlerin yarım kalmayacak, oyunların yarıda kesilmeyecek.”
Anneler babalara söz vermektir:
“Yüreğinizdeki korkuyu azaltacağım, güveni çoğaltacağım.”
Arkadaşlara söz vermektir:
“Yanında olacağım, yalnız bırakmayacağım.”
Topluma söz vermektir:
“İyiliği büyüteceğim, kötülüğe karşı duracağım.”
Ve dünyaya söz vermektir:
“Her yaşımda yeniden doğacağım, yeniden umutlanacağım.”
İçimizin Yandığı Yer
Ama olmadı.
İçimiz yandı okullardan gelen haberlere.
Zaten her yeni güne yeni bir dertle uyandığımız şu günlerde, koklamaya kıyamadığımız yavrularımızın, yine emeklerle büyütülen arkadaşlarınca öldürülmesini izlemek ne büyük acı oldu hepimize.
Hayat güzel olsun artık.
Dünya üzerinde yaşayan her bir insan iyi olsun, iyilik saçsın istiyoruz.
Çok mu şey istedik?
Dünyanın her bir yerinde kötülerin kötülüklerinden acı çeken insanların suçu ne?
Daha ne kadar kötülük beslenecek böyle?
Sorular
İyilik mümkünken, insan neden kötülüğü seçer?
Sevgi varken, insan neden nefreti büyütür?
Paylaşmak varken, insan neden yok etmeyi ister?
Umudu çoğaltmak varken, insan neden karanlığı besler?
İyiliğe Çağrı
Ve işte tam da bu yüzden, iyiliğe dair inatçı bir çağrıyı yükseltmek gerekiyor.
Çünkü kötülük, ancak iyilik çoğaldığında geri çekilir.
İnsan neden kötü olur?
Belki korkudan, belki sevgisiz büyüdüğünden, belki de kendi içindeki boşluğu başkasının canıyla doldurmaya çalıştığından.
Ama biz biliyoruz ki, iyilik bulaşıcıdır.
Bir tebessüm, bir dokunuş, bir söz bile zincirleme bir etki yaratır.
Bir Dilek
Acıyla kıvranan insanlar, iyi insanlar “Hayat güzel olsun artık” diyor; ben de ekliyorum:
Hayat güzel olsun diye biz de güzel kalalım. Her doğum gününde mum üflerken dileklerimizi yalnız kendimiz için değil, bütün dünya için sıralayalım.
Çocukların gülüşleriyle dolu bir gelecek, kadınların özgürce var olabildiği bir toplum, insanların birbirine güvenle bakabildiği bir dünya…
Belki çok şey istiyoruz, ama istemezsek hiç olmayacak.
Dileğimmm…
İyilik büyüsün, kötülük küçülsün.
Çocuklar gülsün, anneler rahat etsin.
Dünya ağır değil, umut hafif olsun.
Ve biz, her yaşımızda yeniden doğabilelim.
---
Bu yazı, 56. yaş günümde dilek yerine kaleme alınmış bir çağrıdır.






