On Sekiz Yaşıma Mektup

On sekiz yaşınızı hatırlıyor musunuz? Bitmiş çocukluk ve erken gençlik yıllarınızı... Şimdi tam da bu yaşınızdan sizi duysaydı?

On Sekiz Yaşıma Mektup
On Sekiz Yaşıma Mektup
+1
Haber albümü için resme tıklayın

Tahmini okuma süresi 6 dakika

Bana “On sekiz yaşına mektup yazar mısın? ” dediler. Romantik geldi, “Peki.” dedim. Kalemi elime alınca durakladım. “Yazayım elbette, şık olur, süslü durur da… Ne diyeyim?

Geçmişe güzelleme yapabilirim, hep olageldiği gibi. Zira hafızamdan güçlü tanık yok sayılır. Şimdi “geçmiş” ben ne dersem o. Bize beynimizin güzel oyunu geçmiş. Ne hikmetse en tatlı günler hep orada. Bugün hep marazlı, dün ise hep yaşanası, özlenesi, sefalı.

Öyle mi sahiden?

Öyle miydi?

Sahi! Neydi?

Sevgili on sekiz yaşım,

bitmiş çocukluğum, kırık kalbim, yalnız elim

merhaba.

Sana geleceğinden, kırkı çıkmış ömründen yazıyorum. Nasılsın diye sormuyorum; çünkü her şeye rağmen, fevkalade iyisin biliyorum. Belki yalnızca farkında değilsin, o kadar.

Şimdi sence, bir an önce büyümek gerek. Bu sayede, zaman aşımıyla kalbini onarabilir, istediğin eli tutabilir, işe güce karıştığından “Ben ne olacağım?” derdinden azat olabilirsin. Kanatların iyice büyüdü, gövdene ağır geliyor. Sence biraz büyürsen onları dilediğince açıp özgürce uçabilirsin. Bana kalırsa durum biraz değişik. Bence, güvenmek gerek, cesaret gerek bildiğin yegâne yerden kendini bırakmak için.

Sevgili küçüğüm,

bir şekilde doğdun ve karıştın hayata.

İlkin kelimeler, sonra koca koca cümleler girdi lügatına. Azıcık yürüdün, bir dağın eteğinde buldun kendini. Birazdan gelip “Beklediğin şey orada. Hadi, topla çıkınını da çık yola.” diyecekler. Yolda çamurlara batacaksın, dizlerini kanatacaksın. Korkacaksın bazen, lakin geçecek. Böyle güçlenecek gövden ve zihnin; düşe kalka. Ama büyütürken hep de acıtmaz hayat. Güzel hediyeler, mutlu karşılaşmalar da verir insana. “Ne zaman?” dersen yanıt veremem. Bilirsen kaçar büyü, sabırsız olma.

Sence, dağlar çıka çıka biter bir gün. Bence, ne kadar yol alırsa insan o kadar büyür dağ. “Nasıl?” dersen, “Boş ver,” derim. Yanıtı o yaşta bulunmaz bunun.

Şimdi varın yoğun, bütün derdin sağlam bir düğme gibi iliklenmek dünyaya. Gelecek, gece gündüz sayıkladığın bir düş. Sanıyorsun ki o düş seni değişmez bir yazgıyla bekleyecek. Dilersen dön arkanı git; ben yine de söyleyeceğim. Dağ büyük, yamaç dik. ‘Sen’ diye bildiğin her kim ise yolda defalarca ölüp yeniden dirilecek.

Dolu dizgin savunduğun, koşulsuzca inandığın öğretiler var. Onların üzerinde yükseliyor omurgan. Dünya adaletsiz ve fazla karmaşık. Ama gülümseten, kalbini oradan oraya umutla savuran bir merhameti de yok değil. Bu yüzden ne kadar ağlarsan ağla yine de kararlılıkla hayatta kalacaksın. Bu, güzel küçüğüm. Sarılmak, sarılmaya değer bir hayata inanmak çok güzel.

Başını kaldırıp ileriye baksan, gözlerini iyiden iyiye kıssan da göremezsin. Yirmi iki yıl ötendeyim senin. Yirmi iki yaz ve kış geçecek başının üstünden. Nice soğuklar dokunacak, nice yanıklar bırakacak güneş taze tenine. Kim bilir kıl payı kaç mayından kurtulacaksın hiç bilmeden, kim bilir kaç ihtimal öldüreceksin verdiğin kararlarda ve kaç yeni kod yazacaksın bana ulaşmak için.

Pek de fena gitmeyecek işler. Büyük pişmanlıkların olmayacak, yenilgilerini bile seveceksin sonrasında. Pek çok şeyi yanlış yapacak fakat kendine büyük zararlar vermeyeceksin. İçsel bir filtre ile süzeceksin dünyayı ve çoğu kez farkında bile olmadan uzak tutacaksın belayı. Bırakmayacaksın peşini hayatın. Okuyacak, izleyecek, gözleyecek, yeni sorular soracaksın. Her yeni cevapla biraz daha törpülenecek köşelerin.Bilmediklerinin sonsuzluğunu öğrenecek ve öğrendikçe ufalacaksın. Evrenin akıl almaz işleyişini gördükçe, sana hayat veren bağlantıları keşfettikçe aciz lakin değerli cürmünü daha iyi göreceksin. Bilmekten sezmeye varacak aklın. Vardığın yerde çokça eksik, biraz mağlup, biraz yorgun, az çok durgun ve her şeye rağmen başını yaşamın geniş omzuna şükürle yaslamış bir insan bulacaksın.

on sekiz

Sevgili küçüğüm, yolun uzun.

Güllere, gelinciklere de rastlayacaksın, dikenli çalılar da dolanacak ayaklarına. Biraz bahar, biraz boran olacak hava. Seveceksin ve sevileceksin. Fena halde ağrıyacak kalbin, acı da çekeceksin. İyi şeyler de yapacaksın, nefsine de yenileceksin. Kerelerce hata yapacak ama en çok onlardan öğreneceksin. Hiçbir zaman mükemmel olmayacak, zirvelere çıkmayacaksın. Başarıların olacak, sevineceksin. Bazen kaybedecek ve bazen göz ardı edileceksin. Gün gelip bana dönüşene dek hayal kırıklıkları, aşk çarpıntıları, sevinç gözyaşları, öfke patlamaları, kıskançlıklar, mutluluklar, uykusuzluklar, gülmeler, ağlamalar, içten içe kararmalar ve yeniden ağarmalarla örülecek hayatın. Ama bilmeyeceksin bunları. Bilirsen kaçarsın, değişir hikayen.

İlk gençliğim, ergen yaşım, cahil başım…

Her istediğini elde edemediğin için, hayatındaki tek ekran televizyon olduğu için, kendi sofranı hazırlayabildiğin, odun kömür kovası taşıyıp soba yakabildiğin, biri canını sıktığında gerekeni yapabildiğin, makul arkadaşlıklar kurduğun, her dertli durumda kendini boşluğa bırakmadığın için, işler ne kadar tatsız olsa da sigaraya başlamadığın için, sporu, sanatı ve okumayı sevdiğin için, aile çatısından uzak kaldığında özgürlüğünü saçma ve yıkıcı deneyimlerle çarçur etmediğin için, gözünü ve gönlünü açıp hayatın pembe tozlarını görebildiğin, yaşamı temaşa edebildiğin ve daha nice şey için mutluyum.

Dileseydin başka türlü de olabilirdi her şey. Ben başka bir ben de olabilirdim. Sonsuz olasılık içinde daha güzel ya da beter bir çizgide durabilirdim. Dilemedin. Belki tembellik ettin, belki göze alamadın. Belki de beni sıkıntılı bir yazgıdan çektin çıkardın; her halinle kabulde ve sana teşekkürdeyim. Çiziklerle, küçük yaralarla da olsa sapasağlam geleceksin bugüne. Bazı arızaların düzelmeyecek. Bazı heveslerin sönecek. Bedeninden ve ruhundan bir yaşam doğuracak, onu kendine ayna yapacaksın. Bazen seveceksin gördüklerini ve bazen dehşete düşeceksin. Bir yolunu bulacaksın küçüğüm. Sahip olmaktan vazgeçip ‘olmak’ için çırpacaksın kanatlarını. Mevsim sürekli değişecek, eğip bükecek seni, zorlanacaksın. Yorulup konacaksın bazen yere, güç toplayıp yeniden uçacaksın.

Benim de bir tepe var önümde. Senin kadar uzun değil yolum ama az da değil işler yolunda giderse. Başımı kaldırıp ileriye baksam, gözlerimi iyice kıssam da göremiyorum ötemi. Öte, ne kadar öte hiç bilmiyorum. Dilerim orada bir bekleyen vardır. Dilerim o da ömrünün kırkına bir mektup yazar ve der ki; “Razıyım senden; senin de küçüğünden razı olduğun kadar.”

on sekiz | Derya Cesur

Size Bir Sır Vereceğim

07 Tem 2022 - 11:30 - Çocuğum

Mahreç  Derya Cesur


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Birikiyorum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Birikiyorum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Birikiyorum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Birikiyorum değil haberi geçen ajanstır.