Öncelikle, beni senden vazgeçecek noktaya getirip, tüm yaşanmışlıkları bir çırpıda silebilecek hale getirdiğin için teşekkür ederim. Ancak, hiçbir şey bir çırpıda bitmedi. Aylarca, yıllarca sesimi duyman için çırpındım. Duvarlar dile geldi ama sana ulaşamadım; sessiz çığlıklarım en sonunda bedenimi hasta etti. Sen bunu bile görmedin. İşte o noktada başladı uyanışım. Senin, benim yanımdayken başkaları için var oluşun, benim senin yanında sadece göstermelik oluşum, tüm bu sürecin özeti oldu. Senin gibi bir adamın vizyon sahibi, güzel ve asil bir eşi olabilirdi. Ancak, ben senin için yalnızca güzel bir çerçeve oldum.
Nelerden vazgeçmiştim senin için… Beni ben yapan her şeyden, öz değerlerimden ve kimliğimden vazgeçmiştim. Fedakarlığın bu kadarı asla doğru değilmiş Yetiştirilirken öğretilen “kol kırılır, yen içinde kalır” düşüncesi, beni suskunluğa yöneltmişti. Ancak sen, bir adamın asla yapmayacağı hareketi yapana kadar, her şey sabırla, sessizlik içinde sürdü. Her şey o zaman değişti; sessizliğin ve yokluğunun gölgesinde, kendimi yeniden bulmak zorunda kaldım.
Gözlerinde gördüğüm ilk ışık kayboldu; yerine soğuk, tanıdık olmayan bir sessizlik yerleşti. Ama yine de denedim. O noktaya gelmemek için defalarca kendimden ödün verdim, her şeyimi sana sundum. Tolere ettim, sustum, bekledim. Ama olmadı… Ne yaptıysam bir duvara çarptım, her seferinde yalnız kaldım. Bu yalnızlık, her adımda büyüyen bir boşluk, her çarpışmada derinleşen bir yara haline geldi.
Bizim aramızda düzeltilemeyecek hiçbir şey yoktu; sadece sen, bu düzeltmeyi hiç istemedin. Ben her şey için hazırdım, sen ise hiçbir şey için var olmadın. Sana doğru yürürken, sen hep arkanı döndün. Bizim hikayemizin sonunu, senin çabasızlığın yazdı. Adım adım, isteksizce beni o sona götürdün. Şimdi anlıyorum ki, ben aslında bu savaşı tek başıma verdim. Sen hiç orada değildin, ve varlığın, yokluğumda beliren gölgelerden ibaretmiş.
Ancak bu sefer sana küsmüyorum, kırılmıyorum, kızmıyorum da… Çünkü senin yokluğun bana en büyük dersi verdi: Kendi varlığımı yeniden buldum. O ilgisiz tavırların, beni kaybetmekten korkmayışın, verdiğim değeri ve emeği hiçe sayışın… Belki de beni hiç sevmedin, ama hayatından da çıkarmadın. Çünkü ben, senin değersiz hissettirdiğin her an uğrayıp, değerli hissettireceğin bir duraktım. Artık buna izin vermeyeceğim. Kendime verdiğim sözleri tutmanın zamanı geldi. Seni, senin gibilerle bırakıyorum. Hoşça kal…
Sen bana ne kadar güçlü olduğumu öğrettin. Hayatta hiçbir şeyden korkmamayı, zorluklarla başa çıkmayı… Çünkü beni o kadar yalnız bıraktın ki, tüm zorluklarla, korkularımla tek başıma mücadele ettim. Yalnızlığım bana en büyük öğretmen oldu. Sayende büyüdüm, olgunlaştım. O narin kabuğumu kırdım; artık eski benle alakam kalmadı. Dönüştüm, senin sayende. Geçmişin tüm yüklerini sırtımdan attım ve kendimi yeniden inşa ettim.
Sildim. Silmeye kıyamadığım ne varsa… Kalbimdeki o izler bile, artık sadece birer hatıra. Artık kimsenin ikinci bir şansı hak ettiğine inanmıyorum. Çünkü en büyük şansı kendime vermeyi öğrendim. Kendi değerimi fark ettim ve artık kendime en yüksek ödülü verdim. Yolu yalnız yürümenin, kendi içsel gücünü keşfetmenin bana kattığı derinliği ve olgunluğu kabul ediyorum.
Hoşça kal…










