Kırık Yankılardan Doğan Ses

Radyoda Teoman söylüyor.
İçimde yankılanan o sözler, sanki benim kaybolmuşluğumun şarkısı:

“Kendimi bulsam yeniden, kaybolsam bir yerlerde…”

Kendine yabancılaşma, insanın en derin yaralarından biridir.
Sanki kendi ruhunun kapısında yabancı bir misafir gibi durur; içeri girmek ister ama anahtarı kaybetmiştir.

Kendine Yabancılaşmak

Mümkün mü kendimi yeniden bulmak?

Bir şarkı sözü, bilinçaltımdaki tüm birikmişlikleri döktü ortalık yere.
Kafka’nın “Kendi kendimden uzaklaştım. Kendime yabancılaştım. Kendimi tanımıyorum artık.” sözü geldi.

Albert Camus’nün Yabancı’sındaki Meursault karakteri,
“Bugün annem öldü. Belki de dün. Bilmiyorum.” demişti.

Bu cümle, insanın kendi duygularına bile yabancılaşmasının en çarpıcı örneği.

Virginia Woolf ise
“İçimde bir ses var, ama bana ait değil.” der.

Bütün bu sözler, kendine yabancılaşan insanın en acı hâlini gösteriyor:
kendi sesini duyamamak,
kendi duygusunu tanıyamamak,
kendi varlığının içinde bir gölgeye dönüşmek.

Sonra sordum kendime:
Mümkün mü kendimi yeniden bulmak?

Gidiş ve Kayboluş

Gidişin mutluluğum olacaktı.
Her şey bambaşka olacak, dönecektim kendime.

Öyle olmadı.

Yanında ben olamadığımı biliyordum.
Yok olmuşum meğerse.

İçimde Kalan

İçimdeki ses bana ait değil artık.
Nereye baksam kırık dökük bir benlik…

Seninle var olduğumdan değil,
senin sessiz işkencenle kendimde açtığım derin yaralardan.

Yılların yorgunluğu sarmış ruhumu.

Oysa ben güçlüydüm.
Güçlü kadınım, nasılsa atlatırım.” dedim hep kendime.

Bu aşağılanmaların bedelini ödetecektim.
Ama belki de senin gibi kötü olmayı beceremediğimdendi, sana bedel ödetememem.

Sonra da
Benden uzak olsun da…” dedim.

Gölge

Oysa uzaklık bile yetmedi.

Senin gölgen içimde kaldı;
kahkahalarımı boğdu,
anneliğimi sorgulattı,
kadınlığımı küçülttü.

Mutfağımda yemeğimi yaparken, damağıma gelen lezzeti hissettiğim şekilde yapmayı özledim.

Sensiz ben “ben”dim.
Seninle kendimi nasıl da yok etmişim.

Görünmeyen Yaralar

Kendimden uzaklaştım, kendi duygularıma bile kayıtsız kaldım.
Güçlü görünmeye çalışırken içten içe tükeniyordum.

Yaralarımı kimse görmüyordu.
Ben biliyordum onları, sadece görmezden geliyordum.

Ama benim yaralarım görünmezdi.

Sartre’ın dediği gibi, özgürlüğün ağırlığı altında eziliyordum.
Senin gölgen, benim nefesimi daraltıyordu.

Kıvılcım
Ama şimdi, senin gidişinle birlikte içimde bir kıvılcım var.
O ses yeniden bana ait olabilir.

“Ben, beni bulmayı hak ediyorum.
Acılarımdan, korkularımdan korkmuyorum artık.”

Gidişin bana kaybolmuş benliğimi geri getirmeli.
Çünkü gerçek güç, hiç sarsılmamak değil;
sarsılsa da ayağa kalkabilmektir.

Maskeyi Çıkarmak

Aynaya bakıyorum.

Gördüğüm yüz, başkasının değil, kendi kaybolmuş benliğimin maskesi.
Ama artık maskeyi çıkarıyorum.

Ve kendi sesimi yeniden buluyorum.