Bir Delille Kırk Âlimi Yendim, Kırk Delille Bir Cahili Yenemedim

Bilgi ve cehalet arasındaki mücadele bugün ortaya çıkmadı, insanlık tarihi boyunca süregelmiştir.

Bu mücadelede çoğu zaman bilginin üstün geleceği düşünülür. Çünkü bilgi, delile dayanır; mantıkla beslenir; sorgulamayı ve öğrenmeyi teşvik eder. Ancak hayatın gerçekleri bazen bunun tam tersini gösterir. İşte bu gerçeği veciz bir şekilde ifade eden sözlerden biri şudur:

"Bir delille kırk âlimi yendim, kırk delille bir cahili yenemedim."

Bu cümlenin Mevlana’ya veya İmam-ı Şâfi’ye ait olduğu gibi farklı iddialar vardır.

Bilgi ikna etmeye nasıl yetmez? 

Peki nasıl olur da tek bir delil onlarca âlimi ikna ederken, onlarca delil bir cahili ikna etmeye yetmez? Aslında cevabı, âlim ile cahil arasındaki temel farkta gizlidir.

Âlim kişi, bilgi sahibi olmasının yanında hakikati arayan kişidir. Onun amacı haklı çıkmak değil, doğruyu bulmaktır. Bu nedenle karşısına güçlü bir delil çıktığında kendi görüşünü gözden geçirebilir. Hatta gerektiğinde yanıldığını kabul etmekten çekinmez.

Onun için egosu değil, gerçeğe ulaşmak önemlidir.

Cahilin ise bilgi eksikliğinden daha büyük bir sorunu vardır: Önyargı. Cehalet bilmemek değildir; öğrenmeyi reddetmek, dinlememek ve kendi önyargılarını sorgulamamaktır. Böyle bir durumda sunulan delillerin sayısı ne olursa olsun sonuç değişmez.

Cahilin meselesi bilgi değil, zihinsel bir direnç meselesidir.

Önyargı herşeydir

Günümüzde sosyal medya tartışmalarında bunun sayısız örneğini görüyoruz. Bilimsel veriler, akademik araştırmalar, raporlar ve somut kanıtlar ortaya konulmasına rağmen bazı insanlar fikirlerini değiştirmemekte ısrarcıdır. Bunun nedeni çoğu zaman bilginin yetersizliği değil, kişinin kendi düşünce kalıplarına aşırı bağlı olmasıdır. Psikolojide buna "doğrulama yanlılığı" denir. İnsanlar çoğu zaman gerçeği aramaz;

kendi inandıklarını doğrulayacak bilgileri ararlar.

‘’Doğrulama yanlılığı kişisel inançlarda aşırı güven duygusunu besler ve karşı kanıtlar olmasına karşın bu inançlara daha da bağlanmayı sağlayabilir. Bu yanlılıklar nedeniyle siyasal ve örgütsel bağlamlarda kötü kararlar alındığı görülmüştür.’’ – Wikipedi.

Bu söz aynı zamanda tartışma kültürüne dair önemli bir ders de verir. Her tartışma kazanılmak zorunda değildir. Karşımızdaki kişinin amacı gerçeği öğrenmek değilse, en güçlü argümanlar bile etkisiz kalabilir. Böyle durumlarda enerjimizi tüketmeyi bırakıp, ne zaman konuşacağımızı ve ne zaman susacağımızı bilmek daha değerlidir.

Kime ait olduğunu bilmediğim bir cümle duydum, çok kıymetli gerçekten:

‘’Bilgelik, yalnızca doğruyu söylemek değil, doğruyu kime ve ne zaman söyleyeceğini de bilmektir.’’

Einstein'ın şu sözü de buraya cuk oturacak şimdi:

''Önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan zordur''

Konunun bir diğer yönü de tevazudur. Âlimlerin tek bir delille ikna olabilmesi, onların bilgiye duyduğu saygının göstergesidir. Tekamül basamaklarında ilerlemiş insan, kendi bilgisinin sınırlarının farkındadır. Bu nedenle yeni bir delille karşılaştığında onu değerlendirmeye açıktır.

Algı yönetimi

Bugün bilgiye ulaşmanın tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kolay olduğu bir çağda yaşıyoruz. Ancak çağımızı bilgi değil, algı yönetiyor. Sesi çok çıkan, algı yaratan ve kendi bakış açısını tek doğruymuş gibi haykıranların çevresi, bilgiye ulaşmaya üşenen kitlelerce doluveriyor.

Oysa hakikate ulaşmanın yolu, doğruyu bulma isteğinden geçer. Haklı görünmek hakikati getirmez.

Kendini bilmek

Sonuç olarak mesele, kimin daha çok şey bildiği değildir. Asıl mesele, kimin gerçeği bulmaya daha istekli olduğudur.

Bir âlimi ikna eden şey bilginin gücüdür; cahili dirençli kılan ise vazgeçemediği önyargılarıdır. Bu yüzden insanın en büyük mücadelesi başkalarıyla değil, kendi zihninin duvarlarıyladır. Nosce te ipsum.

Bu sözün asıl öğretmek istediği şu olabilir mi? Hakikatin önündeki en büyük engel cehalet değil, kendi gerçekliğini tanımamaktır.

Hayatınız, fikrini değiştirebilecek kadar cesur,

yanıldığını kabul edebilecek kadar olgun ve

kendi gerçeğini arayacak kadar meraklı insanlarla dolu olsun.

Farkındalık ve sevgiyle kalın.