Poseidon; Denizlerin Efendisi.. Deniz Salyası.. Müsilaj.. Kendini temizleyemeyen deniz ve öfkesi; sosyal, ekonomik, kritik.. Dilek ALP kaleminden..

Dilek ALP

Tüm Yazıları

—–==0==—–

Bir başka ülkeye, bir başka denize de giderim, dedin,
bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
– bir ceset gibi – gömülü kalbim…
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yılı tükettiğim bu ülkede…
Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz de bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın.
Aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
-Başka bir şey umma
Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de…

Konstantinos Kavafis / Yunanistan / 1863 – 1933
Çeviri: Cevat Çapan

Ölçüyü Aşmış Bir Yazı..

Gazete ve taze ekmeğimi almak için çıktığım, şebboyların, hezarenlerin kendilerini saldığı, yöneticisinden balıkçısına sanat diye insanların birbirini ezdiği, henüz açılmamış kütüphanenin önünde sıraya girmiş çocukların kikirdediği, günaydın derken gözlerinden bin tane günaydın okunan, tozsuz Arnavut kaldırımı sokakları, yasemin ve ıtır arası kokan, arsız sokak kahvesinin buram buram en sadesinden Mehmet Efendi lezzetinin ortalığı sarmış kokusuyla, zihni berraklaştıran bir müziğin belli belirsiz bir ritmi, kent kültürünün hasını bilen ama tevazu gösteren, tarihinin zenginliğiyle deli şımarmış, her sene dikilmekten bıkılmış mavi bayraklı sulara sahip ama mağrur, benim cennetimin ters köşesinden ölçüyü aşmış bir yazı olsun isterdim ben de…

Koruyabilirsin

Şimdi tam da şehrin gürültüsünün dışında kalmış, onu uzaklardan seyrederken aklıma geldi; betonlaşmış bir şehrin soğuk sokaklarında, ayağını denize sokamadığın bir sahil kentinde bile saygıyla dolu bir doğa duygusunu kalbinde taşıyabilirsin, yapabilirsin bunu… Onu koruyabilirsin.

Önerim; sokağında yürürken duvar arkasında saklanmış bir ağaç seç öncelikle… Etrafına bak, onu tapulamış bir kedi kral var mı, sonra onu her yanından geçişte kontrol et, gövdesindeki halkaları izle, bak bakalım dalları ne durumda, dökülen yaprakları kışa hazırlığını tamamlamış mı, sararan yaprakları ne zaman dökülecek? Düzenli olarak takip et, dikkat et; inan onu koruyabilirsin, yeter ki biraz dikkat, biraz hassasiyet. İnsana sahte sevgini bile gösteremiyorsun bari bir ağaca yaklaş şu kısa ömürde…

Deniz kenarında yürüyorsun diyelim, kendine bir köşe belirle. Suyun çekildiği zaman arkada bıraktıklarını kontrol et her defasında. O gün yosun var mı, su berrak mı, balık görebiliyor musun, midye kabukları artmış mı, kumsalda ki taşların güzelliğine aşık ol mesela. Yapabilirsin değil mi?

Ben şanslıydım, hayatımın çoğunu suya yakın yaşadım. Bazen yakın bazen uzaktan izledim mavilikte olan biteni. Hava tahminlerimin hemen hepsinde bilgisine sığındım. Denizlerin Efendisi Poseidon’dan etkilenmem bundandır belki de. Gücü ve egemenlik alanı sadece denizlere değil, akarsu ve göllere kadar da uzanan Poseidon sadece dalgaları yönetmekle kalmaz aynı zamanda fırtınalar yaratabilir. Elinde tuttuğu tridentinin (üç uçlu mızrak) bir vuruşuyla kıyılardaki kayalıkları yerinden oynatabilir ve korkunç depremler oluşturabilir. Zeus’dan sonra en önemli tanrıdır.

Bir efsaneye göre, İzmit Körfezi sahillerine Amazon Kraliçesi ve su perisi güzel Olbya gelir, sarayını İzmit Körfezi’nin parlak denizi dibine kurulmuş olan deniz tanrısı Poseidon, kraliçeye ilk görüşte âşık olur. Bu aşkın meyvesi olarak Astacus (bir kerevit cinsi) isminde bir çocuk dünyaya gelir. Bu çocuk bugün İzmit Körfezi’nin kıyısında, Başiskele’de Astakos adıyla bilinen yerleşimi kurarak ona kendi ismini verir. (Önerilen Yazı; Olbia, Astakos, Nicomedia, İznikmid, İzmid, Kocaeli)

Poseidon bu aralar yine bize çok öfkeli belli ki… Benim bölgemde saygısızlıkta çizmeyi çok aştınız, doğamı mahvediyorsunuz, denizimi öldürüyorsunuz” diyor ve elindeki mızrağını denizlerimize doğru sallıyor, hatta kusuyor…

Deniz Salyası

Son üç aydır Marmara kıyılarında dikkatinizi çekmiş ya da medyadan takip etmişsinizdir, “Deniz Salyası – Müsilaj” baskınına uğradık. Görüntüsü rahatsız ediyor olabilir belki ama deniz altındaki hayata olumsuz etkileri daha tehlikeli boyutta. Uzmanlar denize girmenin bile sakıncalı olduğunu açıkladılar sonunda.

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim görevlisi Doç. Dr. Muharrem Balcı “Küresel ısınmanın etkisi arttığı için deniz salyası ile birlikle bazı özel mikroorganizma grupları da ortaya çıktı. Bu mikroorganizmalar oldukça zehirli. Bu zehirli maddeler bazı balıkları daha fazla, bazılarını daha az etkiledi. Mesela midye zehirli maddelerden daha az etkilenir fakat bu zehirli maddeleri biriktirir ve soframıza kadar gelebilir. Bu midyeyi yediğiniz anda felç bile geçirebilirsiniz değerlendirmesini yaptı.

Uzmanlar, deniz salyalarının mevsimsel geçiş süreci tamamlandığı ve deniz suyu yeterli sıcaklığa ulaştığı zaman ortadan kalkacağı görüşündeler. Fakat denize karışan atıklar, kentlerin nüfus sayılarının artışı, sanayinin doğaya olumsuz katkıları düşünüldüğünde artık her şeyin daha zor yaşanacağı aşikâr bizler için.

Deniz Salyaları 1700’lü yıllardan beri Adriyatik Denizi’nde de görülen bir olay. 1980’li yıllardan itibaren, çok yoğun olmasa da bu doğa direnişine aşinayız. Ülkemizde Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nde 1994 yılından bu yana karşılaştığımız bir durum. Özellikle durgun hava şartlarında ve rüzgârın az olduğu durumlarda bu olayı görüyoruz. Söz konusu müsilaj, kaynaklara göre, Marmara Denizinde, 1729 senesinden beri görülmekteymiş. Ama hiçbir zaman da bu boyutta bir durum vuku bulmamış.

 

 

 

Deniz Salyası

Ya Diğer Tehlikeler?

Müsilaj olayının sadece ekolojik değil, ekonomik ve sosyal olarak olumsuz etkileri de söz konusu. Balık avcılığının yapıldığı dönemlerde, balık ağlarının gözlerini kapattığını biliyoruz. Teknelerin pompa ve filtrelerine zarar verdiğini de gözlemliyoruz. Oluştuğu yerlerde sahte bir dip yapısı oluşturuyor. Bu da balıkların üreme, beslenme ve göçleri üzerinde de olumsuz etkilerini ortaya çıkartıyor. Bu durum balıkçıların avlanmasını çok ciddi şekilde engellerken, deniz yaşamında oksijeni kestiği için balıkların yumurtalarının, larvalarının ölmesine, denizdeki canlı çeşitliliğinin de azalmasına neden olmaktaymış.

Deniz salyası Haziran ayına sarkar ve uzun sürerse, o denizin aşırı kirliliğinin işaretini veriyormuş. Yakında sahillerimizde ikinci bir kirlilik aşaması olan yoğun yosun tabakları oluşacağıdır. Şimdiden uzmanların uyardığı diğer bir önemli konu da bu maalesef. Kimse kimseyi suçlamadan, zamanı geçirmeden herkes hemen çözüm üretmesi gereken acil bir durumdayız.

İlgili kurumların ivedi olarak yeniden  “hassas alan değerlendirmesi” yapması gerekiyor, atık suların “ileri kademe arıtılması” için bu bölgedeki tersane ve büyük sanayilerle işbirliğine gitmesi zorunlu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı devreye girmeli, büyükşehirler belediyeleri, il ve ilçe belediyeleri, sanayiciler atık sularını ileri kademe arıtma için ortak uygulamaya geçmeli. Salınan azot ve fosfor atıklarla Marmara çok hızlı ölüyor. Sanırım artık anlaşılmıştır.

 

Sebepleri

Doğanın bu bölgede biyolojik ve kimyasal bir reaksiyonu olan Müsilaj oluşumunun üç ana sebebi var:

  1. Marmara Deniz’inde bir süredir sıcaklığın normalde olması gerekenden 2-3 derece yüksek.
  2. Azot-fosfor gibi organizmaları besleyen maddelere ihtiyaç var. Bunlarda denize verilen atıklardan yoğun şekilde sağlanıyor. Marmara’da gerekenden çok çok fazla azot-fosfor yükü var.
  3. İklim değişikliğine de bağlık olarak denizde yaşanan aşırı durgunluk.

    Bizler uzun yıllardır bu olumsuz koşulları bildiğimiz halde, yetersiz önlem aldık, denizlerin bu atıkları bir şekilde temizleyeceğine inandık. (İnanmak işimize geldi, doğanın her kademesini katlederken işimize geldiği gibi) Deniz kendini temizleyemedi ve sonunda kusmaya başladı. Atıklar çoğalmaya devam etti, azot-fosfor da yığılmaya devam etti, bakteriler de üredikçe üredi, kümelendi ve deniz sonunda mide fesadı geçirdi, olanı biteni dışarı saldı.

Başta balıkçılar, denizi takip edenler ve sevenler, konuyla ilgili bilim insanları, uzunca bir müddettir uyarılarını yapmıştı. Hatta balıkçılar bu durumdan çok da zarar görmüşlerdi. Korkarım artık zarar gören sadece balıkçılar olmayacak.

İklim değişikliklerini bilimsel bağlamda izlemek, eko sistemi çok bilinçli bir şeklide yönetmek ve acil önlemler alıp, derhal uygulamaya geçilmesi gerekmekte. İklimleri değiştiremeyeceğimize göre, mücadele etmeyi ve engelleyici hazırlık yapmamız şart. Yoksa bu konuda da çok geç kalacağız, zararımız geri dönülmeyecek ölçüde olacak.

Uzmanlar, konuya ilgi duyan bilgililer ve aklı başında olan herkes, hiçbir atık suyu, tam olarak arıtmadan denize atmamamız gerektiğini bilmekte, söylemekte ve görmekte. BİLGİLİLERİN gördüğü ve olumsuz sonuçlarını bildiği bu durumu, İLGİLİLER de, görürse ve harekete geçip, çok acil olarak doğru önlemler alırlarsa ne âlâ; aksi takdirde Poseidon lanetini üzerimizden itinayla esirgemeyecektir, bu belli oldu…

Keşke yazım biraz denizin mavisi, biraz dalga sesleri, ayak basmamış kumlar, deniz kabukları, yakamoz pırıltıları, kumsalda aşk fısıldaşmaları ve “I found my love in Portofino” tadında olsaydı da bugün bu salya sümük konusu ile uğraşmasaydık…

Ama sizin için son bir güzellik yapıp Sait Faik Abasıyanık’ın “Tek ihtiyacım olan şey; bir deniz kıyısında sabaha kadar oturup, olan biteni gözden geçirdikten sonra kafasında her şeyi aşmış bir insan olarak kalkıp gitmek. ” sözleri ile bitireyim.

 

Facebook Yorumları