Ne yazdır Eylül ne sonbahar. Ne yakar güneşi, ne sırılsıklam eder yağmuru. Güneş sarıdan turuncu rengine bürünür dökülen yapraklar gibi. Yağmur ihtimaline karşı şemsiyen, rüzgara karşı montun durur arabanın bir köşesinde.  

 

Eylül’ü severim ben, belki de her eylülde bir yaş daha aldığım içindir. Eylüller bana zamanın hızla geçtiğini öğretir her aynaya baktığımda. Yanımda yürüyenler dönüşür değişir, tohumum bile genç bir fidan oluverir meyveye durur gölge verir bana.  

 

Eylüller başlangıçtır benim için, okula başlanır mesela. Okuduğun okullar bitmiş olsa bile hayattan mezuniyet yoktur hayatın hiçbir dönemecinde. Yaşarsın, öğrenirsin. BİRİKİR, biriktirirsin.  

 

Benim için de bu Eylül yeni bir başlangıç işte. Yeni yaşıma merhaba diyeceğim ve kim bilir neler öğreneceğim diye heyecanlandığım gibi en sevdiğim işi yapmak için de bir fırsat yeniden. Dönem dönem hep yazdım, bazen bir derginin köşesine, bazen sosyal medyadaki sayfalarıma, hiçbir yer bulamadımsa not defterime. Bazen bir iki satır şiirle geldi dile içimdekiler bazense sayfalar dolusuydu bu satırlar. İşte şimdi de İlknur için yazacağım, birikiyorum.net sayfasının bir bölümüne. Yazmak benim için bir tutku, bir ihtiyaç. Fakat kesinlikle sıra dışı değil çok olağan. Hayatın akışı gibi, nefes almak gibi.  

 

Neler yazacağıma gelirsem; dedim ya her şey. Bazen bakışıma takılan bir martının kanadı ilham olacak, bazen duyduğum bir melodi yada şarkı sözü. Bazen kavrulan un helvasının şerbeti eklendiğinde burnuma dolan koku götürecek bir yerlere beni. Belki bir ağacın dalındaki kuş yuvası gözlerimi dolduracak, ağlayacak ve yazacağım. Bir binaya yada bir manzaraya hayran hayran bakarken benim gözlerimden göstereceğim size gezdiğim yerleri. Bazen dolaştığım dar sokaklardaki küçük dilenci kızın gözleriyle buluşacak gözlerim, belki bir umut yazısı akacak kalemimden. Bazen kahkahalarımı resmedeceğim size ve aslında kendime.  

 

Kadını yazacağım en çok; annemden esinlenerek çocukluğuma ineceğim bazen. Kadının emeğini, doğumunu, aşklarını, savaşını, iklimini.  

 

Dünyayı tüketişimizi, kuruyan suları, çöp yığınlarını, savaşlarda öldürülen çocukları, adaletsizliği, kirlenen siyaseti, bozulan eğitimi, sağlığı “bizim zamanımızda böyle değildi” cümlesiyle başlayan anıları anlatacağım bazen. 

 

Bazen söyleşiler yaparım kim bilir? Güzel kalpli insanlarıma sorular sorar, aklımdaki milyonlarca soruya cevaplar bulmaya çalışırım. Belki birilerinin işine yarar. Belki de beraberce üzülürüz aldığım cevaplara.  

 

Hayat paylaşınca güzel değil mi ki zaten? Paylaşmak ta farkına vardıklarımızla olur ancak. Farkına varınca güzellikler birikir yüreğimizde. Fark edince düğmesi döner aklımızın ve döner karanlıklar aydınlığa. Fark edince daha bir yaşanılası olur hayat. Aldığımız bir tek nefes bile fark edince manalı.  

 

Evet ben her Eylül biraz daha BİRİKİYORUM. Şimdi de hayata dair BİR İKİ YORUM yazma zamanı yeniden.  

 

Bana, fark edip yazdıklarımı paylaşma fırsatı veren İlknur’a Teşekkürlerimle… 

Ve güzellikleri paylaşmak, yenilikleri denemek, tatmak, yeni yerler keşfetmek, tartışabilmek için yine yeniden MERHABA… 

 

Facebook Yorumları