Tam size Ütopya'yı okumanızı önermek istediğim gün karşıma Auroville çıktı. Yüzyıllar önce yazılan bir kitap, 1968 yılında sanki bir bakıma gerçeğe dönüşmüştü. Demek ki hayal sandığımız bazı şeyler, aslında yapılabilir.
Belki de gerçekten mümkündür; savaş tehdidi olmadan, ekonomik kaygılarla boğuşmadan, sağlıklı gıdalarla beslenerek, daha huzurlu bir dünyada yaşamak…
Hepiniz Ütopya’yı okumalısınız. Kim bilir, belki bir gün biz de o olağanüstü, gerçek değil sandığımız topraklarda yaşamayı başarabiliriz.
Ütopya
Ben Ütopya’yı yüksek lisans yaptığım yıllarda bir ödev vesilesiyle okumuştum. Daha önce de o yıllarda okuduğum başka bir kitaptan, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden söz etmiştim. Eğitimin yalnızca müfredattan ibaret olmadığını öğreten o iyi öğretmenlere selam olsun. Yüksek lisans yaşına gelmiş insanlardan bile umutlarını kesmemişlerdi.
Gelelim kitaba...
Thomas More Kimdir?

Thomas More, 1478 ile 1535 yılları arasında Londra’da yaşamış; hukukçu, filozof, devlet adamı ve elbette yazar kimliğiyle tanınmış bir isimdir. Aristokrat bir aileden gelir. Ölümünden yaklaşık 400 yıl sonra da kilise tarafından “aziz” ilan edilmiştir.
Bunun nedeni, dönemin kralı VIII. Henry’nin neredeyse kendini mutlak otorite ilan ederek yeni bir kilise kurmasına ve halka baskı uygulamasına karşı çıkmasıdır. Thomas More, bu duruşunun bedelini idam edilerek ödemiştir.
Bu hikâye size tanıdık geldiyse, belki de Boleyn Kızı filmindendir. 2008 yapımı, başrollerinde Natalie Portman’ın da yer aldığı bu filmi çoğumuz bir aşk hikâyesi gibi izlemiş olabiliriz. Oysa arka planında oldukça karanlık bir dönem vardır. Thomas More da tam olarak bu karanlığa itiraz eden isimlerden biridir.
Önce avukatlık yapar, ardından parlamentoya girer. Böylece toplumu, yönetimi, kiliseyi ve dönemin sorunlarını yakından gözlemleme fırsatı bulur. Bir dönem VIII. Henry tarafından özel danışman olarak da görevlendirilir. Ancak kralın toplumuna karşı sorumsuz tavrı, evlilikleri ve kilise meselesi nedeniyle ondan uzaklaşır. Fikirlerini söylemeye, hatta yazıya dökmeye başlar. Bunun cezası da ağır olur.
Thomas More, aynı zamanda kendisi gibi önemli bir düşünür ve yazar olan Erasmus ile derin bir dostluk kurmuştur. Hatta Deliliğe Övgü adlı eserin de ona ithaf edildiği bilinir.
Kitap hakkında...
Önce “ütopya” sözcüğünün ne anlama geldiğini hatırlayalım. Yunanca kökenli bu kelime, genel olarak “olmayan mükemmel yer” anlamında kullanılır.
Aslında iki bölümden oluşan bu kitabın özgün adı şöyledir: De optimo rei publicae statu deque nova insula Utopia.(En iyi yönetim biçimi ve Yeni Utopia Adası üzerine)
Kitapta bir adadan söz edilir. Öyle bir ada ki, birazdan anlatacağım Auroville ile bazı yönlerden benzeşir.
Türkçedeki ilk önemli çevirilerden biri de ayrıca dikkat çekicidir. Eser, Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol ve Mina Urgan tarafından İngilizceden çevrilmiş; 1964 yılında, Mina Urgan’ın kapsamlı önsözüyle yayımlanmıştır.
* Ütopya kitabının ilk kapağı
Auroville Şafak Şehri
Gelelim Ütopya'da anlatılan adaya çok benzeyen Şafak Şehri Auroville'ye.
Auroville’in internet sitesinde yer alan şu çağrı çok etkileyici:
Auroville'den tüm iyi niyetli insanlara selamlar. İlerleme arzulayan ve daha yüksek ve daha gerçek bir hayata özlem duyan herkes Auroville'e davetlidir. "Anne", 28.02.1968
Auroville, Güney Hindistan’ın doğu kıyısında, Tamil Nadu eyaleti ile Pondicherry yakınlarında 1968 yılında kurulmuş deneysel bir kenttir. Bu kentin düşünsel temelleri Sri Aurobindo’ya, gelişiminde önemli rol oynayan isimler ise sonradan “Anne” olarak anılan Mirra Alfassa ile mimar Roger Anger’a uzanır.
Burası, insan birliğine adanmış ideal bir kent denemesidir. Bir başka deyişle, yaşayan bir deneydir. Üstelik 1968’den bu yana varlığını sürdürüyor olması, onu daha da ilginç kılıyor.
Kent, yaklaşık 50.000 kişilik bir nüfus için planlanmıştır. İlk kuruluş sürecinde 124 ülkeden gelen katılımcılarla uluslararası bir ruh taşır. Bugün ise 5 kilometre çapındaki bu ekolojik kentte yaklaşık 3.300 kişi yaşamaktadır.
Aslında ilk adımlar 1930’larda atılır. Küçük bir deney fikri olarak başlayan süreç, zamanla Hindistan hükümetine sunulur ve ardından UNESCO desteğiyle somutlaşır.
* Şafak Şehri'nin gökyüzünden görüntüsü 
Orada nasıl bir yaşam var?
Auroville’de yaşayanlar önce çorak arazileri yeşillendirir, ardından yaşanabilir alanlar kurarlar. Bu alanların en dikkat çekici simgesi ise Matrimandir’dir.
Altın disklerle kaplı bu devasa küre, kentin merkezindeki büyük banyan ağacının yakınında yer alır. İlk kurucuların kendi ülkelerinden getirdikleri toprakların burada bir araya getirildiği anlatılır. Bu yönüyle Matrimandir, yalnızca bir yapı değil, aynı zamanda ortak bir idealin sembolüdür.

Burası herhangi bir dinin merkezi değildir. Ancak isteyenler içeride meditasyon ya da yoga yapabilir. İçeride konuşmak ve fotoğraf çekmek yasaktır. Kurallar nettir; amaç, orada bulunan insanların huzurunu korumaktır. Yaşamın temelinde de saygı vardır.
Matrimandir'in inşasını anlatan belgeseli buradan izleyebilirsiniz.
Building Matrimandir 1971-2008
Auroville’de yaşayanlar bildiğimiz anlamda maaş almazlar. Ancak yaptıkları işi sürdürebilmeleri için desteklenirler. Kent içindeki ekonomik düzen de klasik anlamda alıştığımız sistemlerden farklıdır. Herkes yaşına, mesleğine ve sağlık durumuna uygun biçimde kente katkı sunmakla yükümlüdür. Yani herkes bir şekilde üretimin ve yaşamın parçasıdır.
Ayrıca kente katılanların imkânlarını ortak bir havuzda birleştirdiği, paylaşım esasına dayalı bir yapıdan da söz edilir.
Elbette böyle bir yerin sürdürülebilir olması gerekir. Dışa bağımlılığı azaltmak için organik tarım, yenilenebilir enerji ve su arıtma sistemleri kent yaşamında çok önemli bir yere sahiptir.

Kim bilir....
Yazının başında da dediğim gibi, kim bilir… Belki insanların birlikte, saygıyla, paylaşarak ve incelikle yaşayabildiği şehirler gerçekten mümkündür.
Belki de Thomas More, yüzyıllar önce bu idealin yolunu sezmişti. Belki de Anne’nin Auroville için bıraktığı miras, dünyayı etkilemeye devam edecek. Belki bu fikir büyüyecek, gelişecek ve başka coğrafyalarda da karşılık bulacak.
Dünyayla ve birbirimizle savaşmadan, bencilliği biraz olsun geride bırakıp özümüzdeki güzelliklerle yaşamayı sürdürebiliriz belki bir gün.
Umarım.







