Pamuk İpliği

Çarşamba gecesinin son saatlerinde, sağ kaburgamın altından sırtıma doğru şiddeti giderek ağırlaşan bir ağrı yaşamaya başladım.

Ama gururum boyumdan da büyük ya, direniyorum.

"Kızım iki gün önce tahlillerin yapıldı. B12 ve D vitaminin düşükmüş işte. Ondanmış bu yorgun, bitkin hallerin. Şimdi başıma bir de bu ağrıyı çıkarma. Oluyorsun iğnelerini... Artık senin bu yaptığına "hastalık hastası" olma durumu derler. Ayıptır topla kendini, gazdır o gaz.."

Saat 12 yi geçti, ağrı şiddetleniyor. Yarım oldu daha da şiddetli. Yatıp uyumayı deneyeyim dedim. Sabaha bir şey kalmaz.

Yok.

Sıcak su torbası, ağrı kesici kremler....

Yok.

Eşim sürekli "doktora gidelim" diyor, yediremiyorum kendime.

Artık yarım nefes bile alacak halim kalmayınca mecburen kalkıp acil servise gidiyoruz.


Başlıyoruz...

Sürekli tekrarlayan zatürre, astım hikayelerini dinleyen sevgili hekimimiz Erol Bey "bir tomografi çekelim" dedi.

Ve evet tomografi sonucuna göre yine aynı tarafta "zatürre" buldu.

Ama önceki zatürreler daha alt kısımlardaymış, onlar iyileşmeye başlamış, bu yenisi biraz daha yukarıda.

Neler yapabiliriz bu illeti nasıl aşabiliriz diye gayet güven verici bir sohbet gerçekleştirdik.

Bu sırada kan tahlillerim çıkana kadar, ağrım hafiflesin diye serum bağlayalım dedi, yeşil alandaki koltuklarda bana serum takıldı.

Düz oturamıyorum, kıpırdayamıyorum çok tuhaf bir durum.

Eşim "yeşil alan" olduğu için dışarıda bekliyor...

Ağrı kesici serum yapılırken ince ince midem bulanmaya başladı.

Beni tanıyanlar bilir; ağrı eşiğimin yüksekliği sebebiyle anarşist direncim, kimseyi meşgul etmeme isteğim vb sorunsallarım çoktur.

Ama baktım ki kusmak üzereyim. Mahcup bir edayla hemşire hanımdan küvet istedim. "Sanırım kusmak üzereyim bir küvet alabilir miyim?"

Kadın şaşkın, ben mahcup bana plastik küveti verdi.. Arkasını döndü, yerine geçerken diğer arkadaşıyla sohbet etmeye başladı.

O andan sonra bende bir sıcaklık hissi, uyuşma, gözümün kararması..

Öne doğru eğilirken hemşire hanımla göz göze geldiğimizi hatırlıyorum "bana bir şeyler..." .

Sonrası yok.

Sadece seslerini daha az duyduğum hareketler ve gürültüler. gerisini hatırlamıyorum.

Düştüm mü, kustum mu, nefes aldım mı bilmiyorum

Hem çok sıcak hem buz gibi bir an.

Dünyadan kopmak böyle bir şey mi acaba?

Kulakların uğulduyor, nefes alamıyorsun, buz gibi bir soğuk hissediyorsun ama cayır cayır yanıyorsun. Karıncalar her tarafını basmış...

Bir ara "nabız alamıyorum" sesini duyuyorum çok boğuk bir şekilde.

Bir ara sarsıldığımı,

kulağımda uğultular,

Bedenim sanki bana ait olmayan bomboş bir çuval...

Ne oradayım, ne değil...

Gözlerimi ışıkla açmayı başarıyorlar.

Birisi küçük dilimin çok büyüdüğünü söylüyor bir ara,

birisi derisi fena diyor.

Ama ben kendimi ayık tutamıyorum.

Bir bulut içinde, uğultulu bir araftayım sanki.

Aklımda hiç bir şey yok. Bedenim yok, ben yok,


Gözlerimi açmayı başarıyorum nasıl oluyorsa.

Başımda bir sürü doktor ve hemşire beni tutuyordu. Birisi bacağımı açmaya çalışıyordu. "Bak çok sıkı dur hiç kıpırdama, bir iğne yapacağız"....

"Adrenalin yapılmış"

Sonrası yine yok, Sanırım sürekli kendimden geçiyorum.

Beni uyandırmaya çalışıyor Erol Bey. "Abla ne korkuttun bizi ha, bu akşam hastane sakin diye mi sen bize böyle aksiyon yaşattın, ne oldu?" yine gidiyorum.

Bi gözümü açıyorum "eşini bulamadım" diyor, "sen telefondan ulaşmaya çalış"...

Bi gözümü açıyorum. Hemşireler doktorumuza "iyi misin" diye soruyor. Sanırım yatak olan sandalyeden beni kucağında kırmızı müşahede yatağına yatırmış.

Bi gözümü açıyorum eşim yanıma gelmiş. "Ölüm riski çok ani gelişen 3 olaydan biriymiş bu hayatım anaflaktik şoka girmişsin" diyor.

Gözlerimi açıyorum, bazı konuşmaları anlıyorum ama tepki veremeyecek kadar yorgun...

Dilim damağım kurumuş. Sürekli yarı baygın halde bir şeyler geveliyorum.

"İlaç alerjisi yoktu" diyor eşim doktorlara.. Doktorlar da "ne zaman olacağı belli olmaz ama artık ağrı kesiciler olmaz. En kısa zamanda alerji tahlillerini yaptırın. Bu süre içinde non steroid içeren hiç bir ilacı almayacak... Sabaha kadar burada gözetim altındasınız... Sabahta göğüs hastalıklarına gidersiniz hemen, zatürre için tedavi başlar..."

Uyutmamaya çalışıyorlar beni ama ben kendime gelemiyorum

Gözlerimi açıyorum nerede olduğumu görüyorum, endişeli eşimi görüyorum ama hiç tepki veremiyorum.

Ne garip bir durum.

Yavaş yavaş açılıyorum sonra, artık daha rahat konuşabilirim.

Biraz daha rahat nefes alsam, şu kaburgam batmasa, bir de kendimi bilinçli tutabilsem daha kolay olacak ama.

Biraz zorluyor beni...

Tansiyonun çok düşük diyorlar. Zaten düşük tansiyonluymuşsun. Ondan bu bitkinlik hallerin.

Hemen bir serum daha takılıyor, serum bitiyor benim tansiyonum 4,

Olmadı

Birazdan yükselir, bir serum daha yapalım.

İkinci serum ekleniyor -  bitti, Hadi yüksel artık, sonuç 3,

Bir serum daha 2,29, bir serum daha 2,25

Tansiyon yükselmesi gerekirken daha da düşüyor.

Müşahedemiz devam ediyor. Gerçekten sabahlayacağız anlaşılan.

Ara ara inat ettiğimi hatırlıyorum. "Madem beni çıkarmıyorsun buradan, sen eve git. Ben gelirim. Zaten sabah işe gideceksin." (Orada bile inatçı keçiliğimi sürdürmeye devam ediyorum)

Yarı baygın geçen onca saatten sonra sınavı hemşireler kazanıyor ve tansiyonum 5'e 6lara kadar geliyor.

Zor ve hareketli bir mücadele gecesini, kahraman sağlık ekibi kazanıyor.

Bin bir teşekkürlerimizi verip, gerekli talimatlarımızı aldıktan sonra 16-24 saatlik gözetim sürecine uyacağımıza söz verip, göğüs hastalıklarına çıkıyoruz ama oralara henüz giriş yapmayalım.

Evde ne kadar saat uyuduğumu bilmiyorum.


Ne oldu şimdi bana?

Anafilaktik şok, vücudun bir maddeye karşı beklenmedik şekilde aşırı tepki vermesidir.
Her şey saniyeler içinde olur. Alerji tablosunun en ağır ve en tehlikeli hâlidir.
Tıp literatüründe, kalp krizi ve beyin kanamasıyla birlikte, ani ölümlerin üç temel sebebinden biri olarak kabul edilir.

Beden, kendini korumaya çalışırken kendi düzenini altüst eder.
Her şey birkaç saniye içinde gelişir; damarlar genişler, tansiyon hızla düşer, kalbe yeterli kan gitmez.
Aynı anda solunum yolları şişmeye başlar; hava girişi daralır, nefes almak zorlaşır.

Anafilaktik şokta ölümün nedeni tek bir şeyden değil, birkaç sistemin aynı anda çökmesinden kaynaklanır — merkezinde nefes ve dolaşım sistemi vardır.

Bu yüzden yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide, belirtilerin fark edilmesi ve saniyeler içinde müdahale edilmesi hayat kurtarır.
Ölüm, yalnızca nefes alamamaktan değil, oksijenin organlara ulaşamamasından olur.
Kalp, akciğer, beyin — hepsi birkaç dakika içinde oksijensiz kalır.
İşte bu yüzden saniyelerle yarışılır; adrenalin o kapıyı yeniden aralayan anahtardır.

Hayda!

Şimdi ayıldıkça endişelenmeye başlıyorum.

Ya evde olsaydı, ya ben hastaneye gitmeyi kabul etmeseydim. Ya hemşire diğer hastalarla ilgilenirken beni görmeseydi, ya da o küveti istemeseydim. Ya adrenalin geç yapılsaydı...

Ya da bu bahanelerin hiç biri olmayıp,

ya orada geri dönemeseydim işte. ..

Yoktum.

Bugün toprak altındaydım. Sabaha karşı vefat etmiş ve beni öğlene yetiştirmiş olacaktı yakınlarım.

Çocuklarım öksüz, eşim dul, hayallerim yarım kalacaktı...

Babam bir de bana yanacaktı.

Demek ki diyorum böyle bir şey ölüm.
Bir varsın sonra bir bakmışsın. sana sormuyor yok olmak için...

Bir yanım bu kaygıları şükürle aşmaya çalışırken, bir yanım "erteleme, uzun vadeli plan yapma diye deşmeye başlıyor bu sefer beni"

Garip bir ruh hali yaşıyorum.

Dün bitmiş olabilirdi, yok olmuştun işte.

Sonra diyorum ki; hayır alacak nefesin bitmemiş, şükret ve kendine gel,

yarım kalan ne varsa toparlamaya bak, sevdiklerini de böyle saçma şeylerle üzme...

ve evet bir gün bitecek.

Belki de sadece onun provasını yapmış gibi olmak insana nasıl bir pamuk ipliği ile bağlı olduğunu hatırlatıyor insana.

Yarım kalmadığı için şükürle bitiyorum yazımı, ama pamuk ipliğinin inceliğini unutmamak idraki ile.