Sevgili dostum, birikiyorum.net’in yazarlarından Figen’in vesilesiyle kapısından girdiğim bu alanda ilk yazım… Yeni bir yolculuğun başlangıcı. Niyetim; yol ne kadar sürer, nereye varır diye düşünmeden, süreçte katkı sağlayarak, sevgiyle ilerlemek. Bakalım bu defa çıktığım yol beni, bizleri nerelere götürecek?
Çok hızlandın, yavaşla!
Hayatımda ne zaman bir kriz, kaos, hastalık, dertle karşılaşsam kendime ilk yaptığım uyarı: “Barış, çok hızlandın, yavaşla!” Eskiler boşuna söylememiş, “acele işe şeytan karışır” diye. Hatta bir de Kızılderili sözü var, “Yavaşla. Ruhunun sana yetişmesine izin ver.” Neden yavaşla demiş bu güzel insanlar sizce?
Olayla olay olmamak
20’li yaşlardan itibaren spritüal konulara merakım gelişmeye başladı. Yoga, meditasyon, düşüncenin, niyetin tekamül gücü gibi konular okudukça, uyguladıkça ve etkilerini deneyimledikçe bende içselleştiler. Bu yöntem ve kavramların temelinde “farkındalık” var. Günlük hayatın koşturması içinde yaptığımız, maruz kaldığımız, bizi strese sokan ve içinden çıkamadığımız olaylar ve tüm bunlara rağmen koşuşturmaya devam ediyor olmamız, zihnimizi objektif ve sağlıklı değerlendirmeler yapmaktan uzaklaştırıyor. Oysa rasyonel çözümler; olayların biraz dışından bakarak objektif kalmakla ve tepkisel davranmamakla geliyor. Böylece o ana kadar fark etmediğimiz detayları görüyor, “olayla olay olmak” yerine, gözlemleyen, değerlendiren ve çözen oluyoruz.
İşte bu farkındalık hali için biraz yavaşlamak gerekiyor. Yol kenarındaki kedinin bir sonraki hareketini tahmin etmek, 100 km hızla giden bir arabanın direksiyonundayken, 50 km ile giderkene göre çok daha zor. Neler olup bittiğini, yaşananların nedenlerini, hatta kendi duygu durumumuzu anlamak ancak yavaşlamakla mümkün. Ve bir o kadar da kıymetli.
Tehlikede miyim gerçekten?
Sürekli koşturan, adrenalin yüklü günümüz insanı, bitmek bilmeyen bir stres* ile yaşıyor. Kesintisiz stres ise bedenin sempatik sinir sistemini aktif tutarak diğer tüm mekanizmaları kapatıyor. Sindirim duruyor, bağışıklık sistemi devreden çıkıyor, iyileşme erteleniyor. Sempatik sinir sistemi sanki hayati bir tehlike varmış gibi kaslara durmadan kan pompalıyor ve beden kasılı bir şekilde savunma pozisyonunda bekliyor.
Neyi? Olmayan hayati bir tehlikeyi.
Neydi beni bu duruma getiren? İş arkadaşımın bana gönderdiği ukalaca kaleme alınmış bir e-posta.
Sonuç: Midem ağrıyor, nefes alış verişim hızlı, yüzümü ateş basıyor, dişlerim sıkılı, gerginim.
Peki bu durum ne kadar sürecek?
Aslında ben bu durumu birkaç gün sürdürebilirim. İş yerimde en yakın iki arkadaşıma anlatır, aynı stresi yeniden yaşarım. Akşam eve gittiğimde aileme anlatır iyice sinirlenirim. Telefonda liseli kızlar grubumda yazar onlarla birlikte yeniden aynı hisleri canlandırırım. Her seferinde aynı fiziksel ve zihinsel reaksiyonları tekrar tekrar yaşarım. Ya da… biraz kendime zaman tanır, nefes alır, bekler, o adrenalin yüklü halimin dağılmasına izin verebilirim. Üzerinde çalışacak kadar sakinleştikten sonra konuya odaklanır, gerekeni yapmak için tarafsız bir gözle bakar ve ne aksiyon almam gerekiyorsa ona karar vererek ilerlerim.
Yani bu durumun ne kadar süreceğinin cevabı aslında: Ben ne kadar sürmesine izin verirsem.
Tabii yukarda bahsedilenler, dertlerimizi sevdiklerimizle paylaşmayalım anlamına gelmiyor. Ancak bazen paylaşmak, hele ki o adrenalin yüklü halim devam ediyorsa, çözüme katkı sağlayamayabiliyor.
O halde ne yapalım?
Hem ruh sağlığımı, hem zihnimi koruyup, bana, varlığıma en uygun çözümlerle ilerlemek için net bir görüye ihtiyacım var. “Düşünmeden konuşma evladım”. Ne kadar zor değil mi? Hele dünyamızın özellikle sosyal medya düzleminde aklına her eseni dilediği gibi yazmak, söylemek bu kadar kolayken.
O zaman nasıl yapalım biz bu yavaşlama işini? Bir çok yöntem var aslında.
Baktın ki çok gerginsin, stres dolusun ve kalbin sıkışıyor, nefeslerin hızlanmış. Şunlar fayda sağlayabilir:
- Derin bir nefes al. Alırken 2’ye kadar say, verirken 4. Verdiğin nefes, aldığın nefesinden uzun olsun. Bunu birkaç kez yap.
- 5-4-3-2-1 Tekniği ( duyusal farkındalık): Bulunduğun ortamda; 5 şeyi gör, 4 şeye dokun, 3 ses duy, 2 koku hisset ve 1 tad algıla (veya kendinle ilgili bir şeyi) fark et**
- İmkanın varsa yürüyüşe çık. Yürürken ayak tabanlarının yerle temasını, bedenindeki hareketleri ve nefesindeki ve bedenindeki değişimleri hissetmeye odaklan.**
- Alabiliyorsan duş al. Suyun bedeninden akıp giderken gerginliğini de alıp götürmesine izin ver.
Ve bunların yardımıyla YAVAŞLA! O koşturma halinden çık ve kendine netlik için zihninde bir alan aç. Düşüncelerinin, tepkilerinin, kararlarının çok daha sağlıklı olacağını, belki de henüz ne yapacağına karar vermeye hazır olmadığını, aksiyona geçmek için erken olduğunu veya nasıl bir aksiyonda bulunacağını göreceksin. Şunu hiç unutma ki, senin kıymetli varlığınla arandaki en büyük engel, stres dolu zihnin ve bu strese sıkışıp kalmış bedenin.
İzin ver kendine, yavaşlamana. Hayat belki o zaman çok daha rahat akacak. Yavaşlamak her şeyi berraklaştıracak, yollarını netleştirecek ve açacak. Sana da, hayatı akarak yaşamak kalacak.
Farkındalık ve sevgiyle kal
*Yazıda bahsedilen stres, sempatik sinir sistemini sürekli aktif tutan, metabolizmanın çalışma düzenini bozan ve hastalıklara yol açan strestir. Günlük hayatta başarıya katkı sağlayan, dozunda olması gereken stres kastedilmemiştir.
** Temel Mindfulness tekniklerindendir.







