Yaşlanıyorum, yaşlanıyoruz. Ve her geçen gün değişen zamana ayak uydurmak biraz zorlaşıyor. Ama bu bilgi birikim de biraz daha saygı istiyor.
5 dakika
Yaşlanıyorum, yaşlanıyoruz. Hepimiz, tüm dünyayla beraber hızla büyüyoruz. Ve yaş alıyoruz zamandan. Her geçen gün öyle hızlı değişiyor ki etrafımızı saran her şey, ayak uydurmak bir kenara anlamak bile zor geliyor. Ama değişimin karşısında bunca bilgi, birikim yani hayat tecrübesi var. Hangisi daha ağır basar yaşarken? Biraz düşünmek lazım sanki… Yaşlanmak neydi sahiden?
Ben de yaşlanıyorum ?
Halbuki daha dün gibi yirmili yaşlarım. Ama biliyorum, kırklı yaşların yarısını geçip çoktan yarım asra yaklaştı yaşım. Yaşınıza Kendiniz Karar Verindemiştim oysa… Ve her yaş muhabbeti açıldığında tüm arkadaşlarım kızıyor üstelik; “senin yüzünden bizim yaşımız da çıkıyor ortaya” diyerek. Ne yazarsam yazayım, ne kadar inkar edersek edelim maalesef bir gerçek var; hadi biraz daha acısız söyleyeyim ki büyüyoruz. ?
Abla derken, birden teyzeliğe terfi etmeye başladık bile. Etrafımda gelini, damadı hatta torunu olan arkadaşlarım artmaya başladı bir bir. Ve çok yakında da günümüzü, haftamızı kutlamaya da gelir bu gençler. Ahh ahh… Zalim zaman ne kadar da hızlı geçiyor.
Önce saçlar, sonra gözler…
Bir sabah uyanıp bir bakıyoruz aynaya. Eyvah o da ne! Tek tük beyazlar bayağı birleşmiş, kır tutamlar oluşmuş güzel saçlarımızın içinde.
Sonra gülen gözlerimize geliyor sıra. Etrafındaki çizgiler çok önemli değil de. O ilaç prospektüslerini okuyamamak yok mu? Bir yakınlaştırıp, bir uzaklaştırdığımız kitaplardan anlıyoruz gözlerimizin de bizimle beraber yaşlandığını.
Ah sonraları derinleşen çizgiler, hava durumunu haber veren eklem ağrıları… Allahtan artık teknoloji ilerledi de doktorlar koşuyor imdadımıza. Biraz dolgu, biraz botoks… Keşke dengeli beslensek, spor yapsak da hiç ihtiyaç duymasak tabii böyle desteklere. Ama işte tembellik deyip geçelim.
Arkadaşlarım ne kadar kızsa da şişko, yaşlı, koca dünya ile beraber biz de yaşlanıyoruz işte…
Yaşlanıyorum ama hala çok gencim.
Dünya Sağlık Örgütü diyor ki; “2050 yılında 60 yaşın üzerindeki insan sayısı 2 milyonu geçecek!”
Değişen teknoloji, bilimin ilerlemesi de ömrü uzatıyor, dolayısıyla daha uzun bir hayat yaşıyoruz, yaşayacağız. İşte tam olarak bu yüzden de yaşla ilgili dönemlere verdikleri isimleri de değiştirdiler. Şükürler olsun ki…
Bir form doldururken, sıra yaşa geldiğinde genç bölümünde geçerken yaşım şimdi orta yaşta geçiyor. Halbuki ben hala üretebilecek, hala öğrenebilecek yaştayım. Yani çok gencim.
Ve işte sağolsun DSÖ’de bunu onaylıyor artık. Her kaynakta farklı geçiyor bu sınıflandırma. Aslında fiziksel olarak 60 deseler bile artık kabul ettikleri yaş 65! Hatta 65-80 arası genç yaşlılık, sonrası ileri yaş.
Ya tecrübe?
Yaşlanıyorum dediysek bu sadece bir sayı meselesi ya da vücudun yıpranması değil. Aynı zamanda bir birikme hali. Takvim yaprakları ile birlikte insanlar da yazılıyor hanemize. Çocukluktan itibaren değişen ve eklenen yeni yeni yüzler… Yaptığımız işlerin yelpazesine göre karşılaşılan durumlar… Evlilikler, çocuklar, onların getirdikleri… Yani yaşlanmak biriktirmektir aslında.
Önemli olan bu birikimi nasıl gösterdiğimiz. Acıklı bir biçimde mi aktarıyoruz çocukluğumuzu? Yoksa geçmişte yaşadıklarımızı bugünü aşağılayacak kadar büyük bir özlemle mi? Vazgeçiş mi var yoksa anlattıklarımızda? Halbuki yerinde umudu koysak… Umut olsak yarınlara. Ve bu umutla aydınlatsak, biriktirdiklerimizi paylaşsak bizden sonraki kuşakla. Çok daha iyi olmaz mı?
Yaşlanıyorum demez sızlanmanın yerine umudu koyan insanlar.
Kim yaşlı?
Ben değilim vallahi, söz veriyorum yaşlanmayacağım da. UNESCO’ya atfedilen fakat kaynaklarda pek rastlamadığım bu tanım çok hoşuma gitti.
Yeni şeyler denemek…Bir insan konfor alanının dışına çıkamıyorsa,
Yeni şeyler öğrenmiyor, şaşırmıyor ve çoğu şeyi bildiğini düşünüyorsa,
Merak etmiyor, keşfetmiyorsa.
Geçmişte, anılarında yaşıyor,
ve sürekli eskiyi tekrar ediyorsa yaşlıdır…
Elini eteğini her şeyden çekmiş, ununu elemiş eleğini asmış bir yaşlı mı olacaksınız? Yoksa tecrübelerinizle hayatı yakalamaya çalışan, geçtiğiniz yolları yormadan aktaran, ağzından bal damlayan bir ihtiyar mı olacaksınız? İşte esas mesele bu.
“Her şeyi öğrendim, her şeyi gördüm, geçirdim” demek yerine yeni bir dil öğrenmeye başlamak…
“Asla öyle yenmez o balık” önyargısını kırıp bir uzakdoğu restoranına gitmek…
“Benden geçti, ayak uyduramam” demeden salına salına tango yapmak mesela…
Yeni yerler keşfetmek, yeni bir iş için bir gence ön ayak olmak…
Hatta yeniden aşık olmak…
Mümkün bence. Yaşınızı büyütmeyin gözünüzde, “yaşlanıyorum evet ama ben şahane bir ihtiyar olacağım” deyin aynadaki aksinize.
İhtiyarlayın ama hep genç kalsın ruhunuz.
Çünkü yaşlılık bir ruh işidir. Ruhu çöken yaşlanır.






