Eko anksiyete yaşadığımız yangın ve sellerle dilimize yerleşmeye başlayan bir tabir. Önce tabirine, sonra da kendimize bakma vakti.

Figen DEMİRTAŞ

Tüm Yazıları

—–==0==—–

Eko anksiyete nedir biliyor musunuz?

Bir bu eksikti yaşadığımız onca psikolojik travmaların içinde. “Anksiyete” diyor belli ki psikolojimizle alakalı. E “Eko” da diyor, o zaman çevre de var işin içinde. Son orman yangınları, insanların hayatını kaybettiği seller sonunda dilimize yerleşmeye başladı. Peki bakalım neymiş bu.

 

Eko anksiyete nedir?

Kısaca şöyle tanımlayabiliriz; “iklim krizinden doğan derin endişe”.

Anksiyete aslında bir kaygı durumudur. Ve kaygı aslında normaldir. Normal olduğunu Türk Psikiyatri Derneği şöyle açıklamış:

“Kaygı yaşamın normal bir parçasıdır. Herkes günlük yaşam içinde değişik konularla ilgili kaygı duyabilir. Yetişmesi gereken bir iş, sınav, sağlık, para, çocuklar ve aileyle ilgili sorunlar birçok insanı kaygılandırabilir. Aslında kaygı, bir ölçüde bizim günlük sorunlarla baş edebilmemiz için hazırlıklı olmamızı, bir tehlike durumunda da hızlı karar verip kurtulmamızı sağlar. Normalde bu tür kaygı hafiftir ve baş edilebilir düzeydedir.”

Ama bazen öyle bir hal alır ki kaygı durumu baş edemez olur insan. İşte o zaman da anksiyete bozukluğu adını alır. Eko anksiyete ise baş edemediğimiz bu kaygıları doğa, çevre adına taşımaktır. İklim krizi, küresel ısınma, tarım alanlarının azalması, yoksulluğun artması, türlerin ve kaynakların yok olması hepimizi korkutuyor. Hepimiz bunlardan korkuyoruz ve gelecek için endişeleniyoruz. Ama bazılarımız sadece korkuyor. Bu korku onları umutsuzluğa sokuyor. Ve sonunda kendilerini eve kapatıyorlar. Çünkü ne yapacaklarını bilmiyorlar ve çaresizliğe düşüyorlar.

Tüm dünyada da oldukça yaygın. Ama en çok yanlarında fütursuzca konuştuğumuz çocuklar etkileniyor. Gelecekten korku duymaya başlıyorlar ve sonunda amaçsız bir hale geliyorlar. (Çocuklarda Afet Yönetimi)

Eko anksiyete konusunda okumanızı tavsiye edeceğim bazı yazılar var. Yeşil Gazete‘de de çok güzel anlatmışlar durumu.

Bu Dünya Hepimizin

Nasıl çıkıyor ortaya?

Dediğim gibi hepimiz korkuyoruz iklim değişikliği sonucu küresel ısınmadan. Ama hepimizde bu yüksek endişe durumu çıkmıyor ortaya. Eğer iklim değişikliği konusunu görmezden geliyorsanız, suçlayacak sizden önceki nesilleri arıyorsanız ortaya çıkabiliyor. Kaderci bir bakış açınız varsa ya da zaten birtakım varoluşsal sıkıntılarınız varsa çıkıyor ortaya. Eğer zaten depresyondaysanız ya da anksiyete bozukluğu hastalığı teşhisi almışsanız yaşadığımız çevre felaketleri sizleri daha çok etkiliyor. En önemlisi de bence, iklim krizinin farkında olmanıza rağmen tüketim alışkanlıklarınızı değiştiremiyorsanız suçluluk ve utanç duygunuz da artıyor. Ya da artması gerekir.

Hele de yanan ya da sel basan bölgelerde yaşadığınızı düşünsenize. Onlarca yıldır güzünüzün önündeki ormanın yanarken ki görüntüsünü izlediniz. Hayatını kaybeden hayvanların çığlıklarını duydunuz. Oradan oraya çaresizce yangın söndürme helikopteri gelmesi için çırpınan insanları gördünüz. Öyle ki bu insanlardan bazıları Şahan Gökbakar gibi Instagramdan açtığı canlı yayınlarda yardım çığlıkları attı. O insanlar ünlüydü ve çaresizliklerini gördünüz. Korku, üzüntü ve hatta yas duyguları ile ortaya çıkabilir bir durum bu.

—–==0==—–

O halde ne yapmalıyız?

Evet artık dünya hızla ısınıyor. Buzullar eriyor. Dünya hızla değişiyor. Hepimizi farklı şekillerde etkiliyor. Ben çok mutsuzum, çoğu zaman öfkeliyim mesela. Ama bazılarımız daha kaygılı.

Öncelikle kendinizde böyle bir duygu değişikliği hissediyorsanız bir psikoloğa ya da psikiyatri uzmanına başvurabilirsiniz. Yazarımız Klinik Psikolog Cansu Ertan da sizi dinler ve yardımcı olur hiç şüphesiz. Çocuklarımızı bu endişelerden korumak için Asiye Bozkurt’un yazdığı “Çocuklarda Afet Yönetimi” adlı yazıya bir göz atabilirsiniz. Dünyadaki kaynakları nasıl tükettiğimizi Sevgili İlknur’un Limit Aşım Günü yazısını mutlaka okumalısınız. Sadeleşmek ile ilgili bir şeyler yapmalısınız.

 

Ama bu kaygıdan, bu korkudan korumak için ve dolayısıyla bize emanet olan dünya için bir şeyler yapmalıyız.

  • Öncelikle iklim değişikliği, küresel ısınma konularını kabullenin. Evet dünya ısınıyor. Bunu kabul edin. Buzullar eriyor, bazı canlıların türleri tükeniyor. Bunu bilin ve gelecekteki projeksiyonları takip edin. İnkarı bırakın ve yapabileceklerinizi araştırmaya başlayın. Yani diyorum ki başınızı ellerinizin arasına alıp ah vah demekle sorunla mücadele edemezsiniz, uyanın ve harekete geçin.
  • Asla umudunuzu kaybetmeyin. Umudunuzu kaybetmemek için de kesinlikle bilmeniz gerekiyor. Ve unutmayın umut insanı harekete geçiren bir duygudur. Ve siz umudunuzu yitirirseniz çevreniz özellikle çocuklarınız da umutsuzluğa düşer.
  • Her zaman söylüyorum, gene söyleyeceğim. Alışveriş merkezlerinde sürekli para harcayıp, sürekli tüketip, sürekli oradaki olumsuzluklara maruz kalmak yerine doğaya dönün yüzünüzü. Ormanlara gidin, ağaçlara sarılın. Bahçeniz varsa ekin biçin. Çocuklarınıza bunu öğretin. Doğada vakit geçirmek, kendi ürettiğini bahçeden ya da hatta saksıdan da olsa koparıp yemek ne kadar güzel öğrensinler. Yani bir çabanın sonucunda güzelliklerin geleceğini bilsinler.
  • Toplumla beraber hareket edin. Örneğin madenler uğruna yok edilmek istenen ormanları korumaya çalışan TEMA‘ya destek verin. Doğa gönüllüleri ile beraber çalışın. Tohum yetiştirmeyi, fidan dikmeyi öğreten ya da doğadaki karbon izinizi nasıl azaltacağınızı öğreten kurumlara ulaşın.
  • Ama öncelikle lütfen, rica ediyorum tüketmekten vazgeçin. Eminim ömür boyunca kullanıp tüketemeyeceğiniz kıyafetleriniz, mutfak eşyalarınız var. Vazgeçin bu sürekli alma hastalığından.
  • Tabii ki poşet kullanmayın. Bez çanta bulundurun yanınızda. Pet şişelerle vedalaşın, termoslarınız olsun. Alışveriş yaparken yöresel ürünleri tercih edin. Hayvansal gıdalardan yavaş yavaş uzaklaşın. Suyu kullanırken inanılmaz cimri olun. Elektrik tüketirken de. Araç kullanmak yerine yürümeyi tercih edin. Bunların tamamı bireysel yapacaklarınızdan. Ve en önemlisi siyasileri çevresel yasalar yapma konusunda zorlayın ve oy kullanırken bunları talep edin, yoksa vermeyin oyunuzu.
  • Ve son olarak Eko anksiyete bozukluğu oluşmaması için örnek olun, başkalarını da bıkmadan uyarın.
Dünyamız ve eko anksiyete
Son söz…

Çoğu yazımda söylediğim gibi bu dünya bize miras değil, bize emanet” diyorum. Unutmayın. Ve sizden öncekileri ya da siyasileri suçlamaktan vazgeçin. Kendinize dönün ve kendiniz bir şeyler yapın.

Eko anksiyete bozukluğu yaşamamak için bir şeyler yapın. Haydi tam vakti, şimdi değişmeye başlayın.

 

Facebook Yorumları