İyi misin?
Daha önce “Nasılsın?” diye sormuştuk, tam da ülkenin yüreği yanarken… Hatay depreminde.
Şimdi yeniden sorma zamanı geldi:
Gerçekten dur… ve bu kez içinden, sadece kendine sor:

İyi misin?

Zaman ne kadar da hızlı geçiyor, değil mi?
Ve şu dönemde, neredeyse bir tek zombilerle karşılaşmadık diyebiliriz.
Savaşlar, ufolar, buhranlar, ekonomik krizler…
Sanki evrenin tüm karanlık senaryoları birer birer hayatımıza dokunmak için sıraya girmiş gibi.

Büyük âlemden küçük âleme indiğimizde ise...

Durum daha da vahim.
Hepimiz bir lokma şifaya, büyük mucizelere muhtaç hale gelmişiz.
Moralimiz düşük, ruhumuz yorgun, aklımız karışık, hislerimizse öfkeli.

Belki biraz para kazansak çocuklarımıza gönlümüzce bir şeyler bırakamayız ama…
en azından vazgeçtiğimiz hayallerimize bir adım daha yaklaşabiliriz.

Para kazanmak için gelir getirecek işler bulmamız gerek.
İş desen, bulması ayrı dert… sürdürmesi ayrı.

Şairin dediği gibi:


Dört bir yan puşt zulası.

Zamlanan simitler, ötelenen ihtiyaçlar, yapılamayan alışverişler…
Yetmezmiş gibi, tüm yaralarımıza sinek gibi konan sahte umut tacirleri:
Evrenin sırrını çözdüğünü iddia eden şifacılar, üç otuz paranı da almak isteyen yatırım dolandırıcıları…
Korkuyu kendine miğfer edinmiş, ahlaksızlığı normalleştirmiş bir dolu “kötü.”

Güvenimiz mi kayboldu, ahlakımız mı… bilinmez.

Ama bu iki ucu keskin bir önerme. Ve söyleyeceğimiz her bir kelime aleyhimize delil..

Hepimiz “iyi insan” olarak yetiştirilmeye çalışıldık.
Ama şimdi, iyilikten eser kalmamış gibi…
İyilik, doğruluk, dürüstlük ve fayda sağlamak...
Sadece kitaplarda mı kaldı?

Evet.
Şimdi sanırım derin bir nefes alma zamanı...

Toplumsal Sorgulama

Ay sonuna yetişme telaşı dört bir yanımızı sarmış.
Öyle ki her şeyden bihaber yaşar hale gelmişiz.
Konuşanları ya onaylıyoruz ya da görmezden geliyoruz.
Belki birkaç gönderi paylaşıyoruz… sonra yine kendi telaşımıza dönüyoruz.

Zaman hızlı, yapılacaklar çok.
Yetişmeye çalıştığımız hayat çoktan bizi geçmiş bile.

Kalabalıklar arasında o kadar görünmez olmuşuz ki…
Birbirimize çarpa çarpa yürüyor, önümüzde gevşek adımlarla yürüyene tahammül edemiyoruz.
İnsanlara çok yakın ama bir o kadar da uzak…

Ahlakın, değerin, duruşun pek bir anlamı kalmamış gibi.
Yoksa güzellikler sadece çocuk kitaplarının süslü cümlelerinde mi kaldı?

Neden artık birine yardım ederken kırk kere düşünür olduk?
Neden bir iyilik yaptığımızda, bunu insanın gözüne sokma ihtiyacı duyuyoruz?

Oysa güzellik…
Gizlilikte değil miydi?

Miras Meselesi

Belki de biraz daha çuvaldız gerek kendimize.
“Ben gerçekten nasıl bir insanım?”
Umursamaz mı, boşvermiş mi, kurban mı?

Ve en önemlisi:
“Çocuğum beni örnek alır mı?”
“Çocuğuma hangi duruşumu emanet edeceğim?”

Günün sonunda hepimiz bir iz bırakıyoruz.
Parayla değil, unvanla değil…
Zaten onlar her halükârda geçip gidiyor.

Ama davranışlarımız… sözlerimiz… susuşlarımız…
Onlar kalıyor.

Bir gün biz olmayacağız.
Ama çocuklarımız olacak.
Torunlarımız, öğrencilerimiz, komşularımız…

Onlara bırakacağımız miras,
dolu bir cüzdan ümidiyle ertelenmiş, kırık dökük hikâyeler mi olacak?
Yoksa sağlam bir karakter, iyi bir kalp mi?

Seçim çok kişisel.
Ama etkisi, hepimizi sarıyor.

İyi Biliriz

İyi insan olmak hâlâ mümkün.

Bir tebessüm…
Gerçek bir selamlama…
Birine yol vermek…
Bir çocuğu dikkatle dinlemek…

Küçücük şeyler aslında…
Ama kalbin hatırladığı büyük şeyler.

Her şey minicik bir adımla başlamaz mı?
En azından bizim züğürt tesellimiz de bu olsun.

Bize dar gelen şey şu belki:
Herkes bu kadar çıkarı için yaşarken, biz hâlâ önemsemeyi sürdürüyoruz.

Evet, hayat bir tercih meselesi.
Ya iyi olacaksın… ya kötü.
Ya kurban olacaksın… ya da dik durmayı seçeceksin.

Sessiz kalmak, tepkisiz kalmak…
Tavrı olmamak da bir tavırdır. Ve çoğu zaman iyi değildir.

Hani derler ya şifacılar:
“Hiçbir şey yapamıyorsan, düşünceni değiştir.”
Olanı değil, olması gerekeni çağır hayatına.
Doğruya niyet et, kötüyü eyleme geçirme.

Belki dünya bambaşka bir yer olmayacak.
Ve evet, kötüler hep olacak.

Ama sen vicdanlı kalırsan…
Kendi dünyanı değiştirebilirsen,
İyi olmak için çaba sarf eder,
Her türlü kötülüğe direnebilirsen mesela…

Bir gün göçüp gittiğimizde…
Arkamızda bırakılacak en kıymetli miras bu olmayacak mı?

"-İyi Biliriz!"