Datça bir ada gibi ama değil, yolu biraz zorlu olsa da güzel bükleriyle, şahane denizi ile bizim de mekanımız olsa Can Yücel'in olduğu gibi.

Figen DEMİRTAŞ

Tüm Yazıları

—–==0==—–

Datça … Güzelim mavi… Çevresini yazmıştık haftalar önce komşusu Marmaris Cennetleri ve hemen karşısındaki Simi Adası‘nı. “Mekanım Datça Olsun” diyen Can Yücel’e sevgimiz de apayrıdır BİRİKİYORUM ailesi olarak. Kitabı incelemek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Sayfalarımızdaki Can Yücel şiirlerine ulaşmak içinse işte önerilerimiz.

Bir kitap ve üç şiirle yani simgesi Can Yücel ile başladım sizlere anlatmaya. Ve sonrasında Can Yücel sesinden dinliyoruz.

Ardından da eşi Güler Yücel’in dilinden O’nun ebedi mekanı; Güler Yücel’in Dilinden

—–==0==—–

Mekanlar doğal ya da tarihi kadar içinde yaşayan insanlarıyla da güzel. Datça da bu güzel mekanlar içinde en güzeli olsa gerek.

Datça

Dünya üzerinde insana iyi gelen yerler vardır. İşte onlardan biri bu güzel yarımada. MÖ 64 – MS 24 yılları arasında yaşayan Yunan filozof, tarihçi ve coğrafya bilgini Strabon şöyle demiş bu yer için;

“Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olması için Datça Yarımadası’na gönderir.” 

Ve bu cümle asla öylesine söylenmiş bir söz değil. Giderseniz eğer anlarsınız. Zaten Can Yücel şiirlerinde, eşi Güler Yücel de yukarıdaki videoda anlatmışlar.

Datça Hakkında

Yaradan Muğla iline bir farklı ayrıcalıklı davranmış gerçekten. Datça da o güzel ilçelerinden biri. Yarımadanın tarihi MÖ 2000 yıllarına kadar uzanıyor. Karyalılardan Dorlara, Likyalılardan ve Perslere kadar bir çok uygarlık yaşamış burada. Dorlar buraya Knidos adını vermişler. Sonrasında Bizans ve 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’na geçmiş yarımada ve şimdiki adını almış.

Coğrafi bölge olarak Ege Bölgesi’nde yer alan yarımada dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. 615 metreden 1174 metre yüksekliğe ulaşan beş dağın arasında ve deniz kenarlarında düzlükler ve ovalar yer alır. Arazinin üçte ikisine yakın bir bölümü ormanlık alandır. Ve yarımadanın en batı kısmına Betçe adını vermişler.

Yarımada büyüklü küçüklü 52 koya sahiptir. Bu koylar gökyüzünden bakınca dantele benzer. Büyüleyici bir güzelliği vardır yani.  Akdeniz iklimi hakimdir burada. Yani yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Yazın kuzeyden esen serin rüzgarlar sayesinde o kavurucu sıcakları hissetmezsiniz. Nem oranı da bölgeye göre düşüktür ve neredeyse yılın 300 günü güneşlidir.

Adadan ayrılırken badem ve bal almalısınız. Arıcılık gelişmiştir oldukça. O yüzden de balları meşhurdur. Ve tabii ki dediğim gibi bademi de. O kadar ünlü ki dünyanın en iyisi. Eskiden çiftçiler kendileri için üretirlermiş zeytinyağını fakat artık satış yapan yerler de var.

Ve turizm de Muğla’nın diğer ilçeleri kadar gelişmemiştir. Çünkü yolu hala biraz kötü. Kötü derken virajlı artık sadece, eski zamanlarda çok daha dar olduğu için insanlar gitmeye çekinirdi. Ve sonuç olarak bu sebeplerle de komşu ilçelere göre daha bakir. Ve ben bu yüzden seviyorum yarımadayı. Yerleşik nüfus 50 bin civarında ama tabii ki yaz aylarında yazlıkçıların ve turistlerin gelmesiyle nüfus epey artıyor.

Kaymakamlık ve Belediye‘nin internet siteleri de sizler için burada bulunsun ki belki göz atmak isteyeceğiniz konular olabilir. Datça Detay sayfası da plan yaparken size kaynak oluşturabilir.

Konaklama seçenekleri

Bir kaç büyük tesis dışında genelde küçük işletmeler var yarımadada. Ev pansiyonculuğu da var, butik oteller de. Hatta karavan severler için kamp alanları da mevcut. Ben her zamanki gibi sizler için seçilmiş tavsiyeleri paylaşıyorum, oteller ve restoranlar açısından.

Tripadvisor

Birazdan yazacağım görmeniz gereken yerleri. Ama konaklamak için şöyle düşünebilirsiniz. Ya merkeze yakın bir lokasyonda kalarak her yeri gezebilirsiniz. Ya da o şahane büklerinden birinde konaklayarak denizin tadını çıkartabilirsiniz. Ama o zaman da gezmek için biraz daha fazla zaman gerekebilir size. Hatta günübirlik turlarla Simi Adası’na bile gidebilirsiniz.

Nasıl gidilir?

  • Karayolu ile o en güzel yerleri gösteren tabela var ya meşhur, tam onun altından kıvrıla kıvrıla ulaşabilirsiniz.
  • Otobüsle gelecekseniz önce Marmaris’e sonra minibüsle buraya gelebilirsiniz.
  • Havayolu ile gelmek isterseniz de Dalaman’a gelir ve tekrar minibüse binersiniz.
  • Diğer bir seçenekte Bodrum’dan feribotla geçmek olabilir.

Nerede olduğunuza bağlı yani.

Ve Datça tatilini başlatalım artık.

Önce kendi fikrimi söylemeliyim.

  • Eski Datça masal gibidir. Gezdikçe gezesi, hatta hep kalası gelir burada. Can Yücel de öyle yapmış zaten.
  • Deniz derseniz Palamutbükü’nde paletleri takarsınız ayağınıza, şnorkel ve gözlük yüzünüzde bir deniz yıldızının peşine takılır berrak sularda yüzmeye bırakırsınız kendinizi.
  • Doğa severseniz uzun yürüyüşler, kumul tepelerinde bulabilirsiniz kendinizi. Ben öyle yaptım, yürüyüş kısmı pek bana göre olmasa bile 😉
  • Yat turizmi de çok yaygındır, su sporlarına da çok uygundur. Sörf, yelken gibi…
  • Trekking tutkunları için de eşsiz rotalar sunar.

Merkezden başlayarak her yeri görülmesi gereken yerleri ve yapılması gerekenleriyle birlikte başlıyorum anlatmaya

Merkez

Her yerin merkezi gibi aslında. Çok büyük bir farklılık beklemeyin derim. Normal bir ilçe gibi işte. Ama Muğla’nın diğer ilçelerinin merkezlerindeki şatafatlı görüntü yok. Yani gene de bakir ve sıcak bana göre. Tabii ki geceleri hareketli. Liman, Sevgi Yolu, Kumluk Plajı’nda gece kurulan ışıkların altındaki masalar oldukça çekici gelebilir. Taşlık, Kumluk ve Hastane Altı Plajları merkezde denize girilebilir plajlar. Ama ben daha batıdaki denizleri tercih ederim. Tabii ki siz bilirsiniz. Merkeze 3 km uzaklıktaki Kargı Koyu da çok güzeldir. Fakat dikkat etmeniz gereken konu birdenbire derinleşebilmesi.

Hızırşah, Reşadiye ve Kızlan mahalleleri merkezde yer alıyor, denize kıyıları yok. Kızlan’ın hemen kuzeyinde Gereme Koyu bulunuyor aslında fakat pek bilinmez.  Hızırşah mahallesinde Selçuklular’dan kalma bir cami ve seramik atölyelerinin kalıntıları; Reşadiye Mahallesi’nde Mehmet Ali Ağa Konağı ile Reşadiye Camii ve Emecik mahallesinde tapınak kalıntıları tarih severleri bekliyor.

—–==0==—–

Emecik 

Merkeze yakın mahallelerden, en büyük ikinci mahallesi hatta. Datça’ya girerken önce bu mahalle karşılar sizi. Çadır karavan için bir kamp alanı vardır. Ayrıca eğer sığ denizi seviyorsanız bu mahallenin hemen güneyinde yer alan Karaincir Koyu hoşunuza gidecek.

Emecik - Datça

—–==0==—–

Eski Datça 

Can Yücel’in evi tam da burada. Mutlaka ziyaret etmelisiniz. Dar taş sokaklar, taşlardan yapılmış evler, renk renk begonviller… Evlerin çatılarındaki baykuş yuvaları… Akşam saatlerinde kapılardan dışarı taşan insanlar, müzik sesleri… İnsana tarihte bir yolculuktaymış gibi hissettiriyor. İşte tam da bu sebeplerden kendimi hep bir Rum adasındaymışım gibi zannederim ne zaman gitsem.

Antik çağlardan beri bu sokaklarda insanlar yaşamış. Sokakları adımlamalı, bu antik köyde yaşayan insanlarla sohbet etmelisiniz. Buradaki butik atölyelere uğramadan zaten geçemeyeceksiniz.

Eski Datça 360°.  Aşağıdaki görselden 360derece keyif yapabilirsiniz. Sağa-sola gitmeyi ihmal etmeyin

—–==0==—–

Mesudiye

Datça merkezine uzaklığı 18 hm. O en sevdiğim büklere kıvrıla kıvrıla adeta bir dere gibi inen çam ağaçlarıyla çevrili bir yolun üzerinde. Bana göre en güzel koylar burada. Yoldan yokuş aşağı indiğinizde önce Mezgit’ten geçeceksiniz. Sonra yol ikiye ayrılıyor. Sol tarafta Hayıtbükü ve Kızılbük bekliyor sizi. Sağ tarafa giderseniz de önce Ovabükü sonra Palamutbükü’nün masmavi denizi kucaklamaya hazır. Yemyeşil masmavi bu bükler. Gündüz doyasıya yüzersiniz gece de bazı yerlerde denizin içine kurulan masalarda yemeğinizi yer yıldızları seyredersiniz. Palamutbükü denizi en berrak denizdir. Çünkü tabanı taşlıktır. Bu yüzden deniz ayakkabısı giymeniz iyi olabilir. Ovabükü’nün denizi yer yer hızla derinleşebiliyor. Özellikle çocuklara dikkat. Hayıtbükü de içlerinde en sessiz sakini.

Butik oteller, pansiyonlar ve bungalovlar var bol miktarda. Denizi muhteşem, anlatmama gerek yok. Gidin ve yaşayın kesinlikle. Palamutbükü’nde benim favorim Mavi Beyaz. Restoranı da harikaydı. Midyeye doyabilirsiniz burada.

Narenciyesi , narı , balı , bademi, zeytini, zeytin yağı ile meşhurdur gerçekten. Hem giderken evinize götürebilirsiniz hem de kaldığınızda mis kokularıyla tüketebilirsiniz.

—–==0==—–

Knidos

Görmeden Datça eksik kalır. Antik çağın en demokratik ve en önemli ticaret, sanat ve kültür kenti. Merkeze 38 km uzaklıkta. Yaka ve Yazıköy’ü de geçerek ulaşıyorsunuz bu antik kente. Knidos Akdeniz ile Ege’nin buluştuğu nokta. Tabii ki bir çok şeyin merkezi olur. Öyle güzel bir yer ki…

Strabon “çifte kent” diyor buraya. Çünkü gerçekten iki bölümden oluşuyor. Bir parçası anakarada diğer parçası “Kap Krio” denilen bölümde. Ki orada şu an deniz feneri var. Sonradan arası doldurulmuş. Biri küçük diğeri büyük iki tiyatro, odeon, akropol, nekropol, güneş saati, Apollon Tapınağı ve sunağı en başta sayabiliriz göreceklerinizi. Bunun yanında sayısız tapınak ve büyük bir agora gibi bölümü var.  Hala kazı çalışmaları devam ediyor.

Bilimde de ileri giden bir bölge burası. Matematik, astronomi, fizik çalışmaları yapan Eudoksos Knidoslu ve bir dönemlerin en ünlü gözlemevini burada kurmuş. İskenderiye Feneri’nin mimari Sostratos da Knidoslu.

Kısacası görmeden gitmeyin.

—–==0==—–

Gelin, Görün. Vazgeçemeyeceksiniz. 

Bugünkü gezi yazım da böyle son bulsun. Tekneyle, bisikletle tur yapın. Yürüyüş turlarına çıkın. Bol bol yüzün. Tarihle iç içe olun. Güzel lezzetler tadın. Doyasıya çekin içinize Datça havasını.

Musmutlu tatiller…

Üst sol taraftaki, ok işaretini sağa çekerseniz Koyları ve Ören yerlerini ayrı ayrı göreceksiniz. Haritayı yakınlaştırarak daha detaylı inceleyebilirsiniz.. Yer işaretlerinin üzerine tıklamaktan çekinmeyin..

Facebook Yorumları