Televizyon. İcadı 1923 – yayını 1926. Siyah beyazdan renkliye, tüplüden lcd ve de hatta akıllı hale gelen devrimsel icat. Aptal kutusu mu?

Siyah beyaz, tek kanallı, İstiklal Marşı ile kapanan; kapanırken marşı hazır ol da dinlediğim bir değişik iletişim kutusu. 

Herkesin evinde olmayan, olanlarda toplanılan, üzeri dantellerle süslenmiş evin baş köşesinin misafiri. 

Ama Şirinler Maviymiş!

“Şahse’lerin evinde Perihan Abla renkliymiş. Üstelik Şirinler maviymiş.”

Babamın içine nasıl dert olduysa eve renkli televizyon ile geldiği günü hatırlıyorum. Annem yeni televizyona özel örmüş olduğu dantelini üzerine örtmüştü. Öyle kumandalı filan değil. Düğmeleri var çeviriyorsun. 

Kumanda çok çok sonraların teknolojisi. Hatta kanallar çoğalmaya başladıktan az sonranın. 

Ses mi açılacak. İlknur kalk çevir, kanal değiştirilecek çevir çevir çevir diğer kanal gelsin. Sonra 8 düğmeli yani kanal kaydedebildiğin hali.. 

O televizyonumuzun anteni tepesinde miydi hatırlamıyorum ama karasal antenlerle olan bağırış dolu mücadeleyi hala unutmadım. Balkonun tepesinde sağa sola çekiştirilen anten. “Yok yok diğer tarafa çevir. Karlı hala, Kartepe’ye doğru çevir.”

Haber Spikerleri

Benim gibi radyo tiyatrosu saatini bekleyen, Türk Sanat Müziği dinleyerek büyüyen çocukların renkli televizyonda haberleri izlemesi bambaşka bir deneyimdi.

Sunucunun zarafeti, konuşması, susması, diğer haberi sunması bambaşka bir dünya. O’nun gibi davranması, oyunların ve meslek hayallerinin içine haber spikerliğinin girmiş olması, o dönemlerin özenle hazırlanmış olmasından kaynaklanıyordu sanırım. Ortaokula gittiğimde bile “haber spikeri” olmak istedim uzun dönem.

Hala; seslendirme, haber, aktüel program içimde kalmış minicik bir yaradır.

Hatta kulakları çınlasın Hasan diye bir arkadaşım vardı. Her okuma ile ilgili olaya direk ben müdahil oluyorum. “Sana söz bir gün zengin olursam televizyonum olacak. Sen de haberleri sunarsın” diye alınmış sözüm bile var 🙂 🎙🎙🎙🎤 

 

Programlar

Daha dün akşam bu videoyu izledik. Ne özenilmiş. İçerik dolmuş da taşmış. Merakla hevesle beklediğimiz bu programın bir bölümünden şimdilerde bir sezonluk program çıkarılır olmuş.

Artık sunucular bu şekilde özenli konuşmaz, kıyafetlerin mütevazi halleri ise yok olup çoktan mazide kalan bir tatlı hatıra olmuş. 

Zeki Müren’de Bizi Görecek mi?

Siyah beyazdan renkliye, sonrasında 70 küsür ekrana ve akabinde mutfakların baş tacı olarak hayatımıza eklenen 37 ekranlara alışacaktık.

Çok çok sonraları tüplü televizyonlar yerini incecik “lcd” denilen gençlere bırakacaktı. Şimdilerde ise “akıllı” geçinenleri moda.

Herkesin “biz genelde belgesel seyrediyoruz” diye övündüğü, Dallas gibi, Hayat Ağacı gibi Manuela gibi pembe dizilerin genç yaşlı herkesi kavurduğu,

Konuşan araba, Charlie’nin meleklerinin varlığı ya da cilalayıp parlatarak kazanacağımızı gösteren yapıtlarıyla televizyon ve bize öğrettikleri.

 

Mavi Ay?

Bayan Topesto’nun boynundaki saati ya da o zaman saçları olan o efsane yakışıklı Bruce Willis’in “Ah Medi Medi Medi” demeleri yok mu?  Maddie Hayes ve David Addison’ın maceraları. Ah ne güzel diziydin sen. 

Televizyon Dizisi Mavi Ay
  • Facebook
  • Twitter
  • Pinterest
  • Gmail
  • LinkedIn

Mavi Ay – Moonlighting

Aptal Kutusu mu Gerçekten?

Türk Dil Kurumu uzgöreç, uzgörüm gibi isimler önerse de; 20. yy başlarında türetilen television Türkçeleştirilmiş. (Tele uzak “Yunanca” Visio görmek “Latince)

Hazır bilgi verdiğinden aptal kutusu denildiği söyleniyor. Şimdi ki zamanda hiç bilmediğiniz bir yabancı dili bile saliseler içinde; bir deklanşör hareketiyle kendi dilinize çeviren bilgisayarlar telefonlar varken tartışmalı bir hale gelmiş aptallık meselesi.

Sizin; size dayatılanı değil, gerçekten size değer kattığına inandığınızı seyretmeniz önemli bence.
Yoksa hepimiz biliyoruz ki hep beraber belgesel izliyoruz. ✌📺

 

🙋‍♀️

 

Facebook Yorumları