Türk Tarih Kurumu 12 Nisan 1931 tarihinde kurulmuş. Koskoca bir tarihin araştırılması için Atatürk’ün emriyle doğmuş bir proje.

Asya’nın bozkırlarından tepelerine yayılan Hun İmparatorluğu’ndan hatta ondan kimbilir ne kadar öncesine dayanan ve günümüze uzanan Türkleri anlatmak amacıyla kurulmuş bir kurum. Atatürk’ün isteği bu. Tarihi doğru anlatmak. Türk Tarih Kurumu’nun sloganı haline gelen cümlelerinde de bu istek var.

“Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”

Türk Tarih Kurumu’nun doğumgünü bugün.

Yeni bir haftaya güzel başlamak için Atatürk’ten ve bu topraklar, bu ulus için yaptıklarından daha önemli bir konu olamaz benim için. BİRİKİYORUM sayfalarında Atatürk Köşemiz var, biliyorsunuz. Ve biliyorum ki en çok ziyaret edilen sayfalarımızdan. Bundan dolayı hem çok büyük mutluluk hem de inanılmaz gurur duyuyorum. Bu ülkenin gençlerine olan umudum artıyor böylece.

Atatürk’ün emriyle kurulan Türk Tarih Kurumu’nun doğum gününü kutlayacağız bu yazıyla.

 

Atatürk’ün emri

Atatürk Türk Ulusu’nun tarihin en eski devirlerinden günümüzdeki tüm Türkler için aydınlığa kavuşması ve bu bilinçle şekillenmesini ister. Bu araştırmaları bilimsel bir gözle yapabilmek amacıyla bir kuruluş açılmasını emreder.

Çünkü  o dönemde Avrupa’daki ülkelerin ders kitaplarında dahi Türkler hakkında asılsız iddialar yer almaktaydı. Hatta Türkler “barbar” olarak anılıyordu. Bu kabul edilebilir değildi Atatürk için. Kurulan genç Cumhuriyet’in dayandığı Türklüğü güzel bir şekilde anlatmalıydı tüm dünyaya. O Türkler ki tarihin en eski çağlarından geleceğe uzanıyordu. İşte bu fikirlerle doğdu Türk Tarih Tezi ve Türk Tarih Kurumu emri.

Yani aslında iki amaç olduğunu görüyoruz. Hem bizi hor gören diğer devletlere kültüre olan katkılarımızı göstermek; hem de tarihimizin Hun İmparatorluğu’ndan çok daha eskilere dayandığını kanıtlamak. Belki de tarihte çok daha öncelerden beri vardık. Ve belki de Asurlar ve Hititliler zaten bizdik. Hatta yayıldığımız üç kıtadan çok daha fazlası vardı belki de. İşte bu yüzden kurulması emredildi Türk Tarih Kurumu’nun. Atatürk Türklerin tarihini Anadolu’da Malazgirt’ten çok eskilere dayandırıyor ve diyor ki;

“Anadolu 7000 yıllık Türk beşiğidir”

Bu konuda iki güzel yazı var, sizlerin de okumasını isterim. Atatürk’ün Türk ve dünya tarihine bakışını daha iyi anlayabilmek için mutlaka okuyun.

Atatürk ve Türk Tarihi

TARİH GÖRÜŞÜ (DÜNYA VE TÜRK TARİHİ)

Türk Tarih Kurumu neler yaptı kurulduğunda?

Atatürk’ün emriyle toplanan 16 kişilik heyet ilk önce rehber niteliğinde Türk Tarihinin Ana Hatları isimli 600 sayfalık bir çalışma hazırladı. İşte bu çalışmadan doğdu genç Cumhuriyetimizin okullarında okutulan ilk tarih dersi kitapları. İleriye gidebilmek için en önemli olan eğitimdi çünkü.

Türk Tarih Kurumu dört ciltlik lise tarih kitabını, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın “Anadolu Beylikleri”ni, bazı kazı raporlarını, Piri Reis’in “Kitab-ı Bahriye” ve haritasını basmıştır.  1937 yılından itibaren ise Belleten isimli dergiyi yayınlamaya başlamıştır.

Sonrasında 2-11 Temmuz 1932 tarihleri arasında “Türk Tarih Kongresi”ni düzenledi ilk olarak. Uluslararası nitelikteki ikinci Türk Tarih Kongresi’ni ise 20-25 Eylül 1937 tarihleri arasında gerçekleştirdi.

Ve belki en önemlisi 1935 yılında kendi kısıtlı olanakları ve çalışanlarıyla Alacahöyük Kazısı başlatıldı.

Dil ve tarih konusunda araştırmalar yapmak ve bu uğurda çalışacak yeni uzmanlar yetiştirmek amacıyla da 1935 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi açılmıştır. Adı bizzat Atatürk tarafından konmuştu. Fakülte 1936 yılında 195 öğrenci ile eğitim hayatına başlamıştı.

Atatürk ömrü yettiğince kurumun tüm çalışmalarına başkanlık etti. Bu yüzden de kurucu başkanlığın yanında Koruyucu Başkanlığı unvanı aldı. Ve ölümünden sonra da mirasından bir bölümü Türk Dil Kurumu ile birlikte Türk Tarih Kurumu‘na bağışladı. Buradan da görüyoruz ki Atatürk ölene kadar dilimiz ve tarihimizle iligili çalışmalar yapmakla yetinmemiş öldükten sonra da bu amaca hizmet etmeye devam etmek istemiş ve bizlere görev olarak bırakmış.

1983 yılında Dil Kurumu ile birlikte Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’na bağlanmıştır. 1991 yılına kadar yayınlar yapan kurum, bu tarihten sonra sadece raporlarını sunuyor.

Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi geniş arşiviyle hizmet veriyor. Online olarak ziyaret edip araştırmalarınızı yapabilirsiniz. Ziyaret etmek isterseniz tıklayın.

 

Son söz

Buraya bir not düşmek istiyorum.

Alacahöyük ve Etiler aslında tarihin başlangıcına şahitlik etmiş olmalarına rağmen bir türlü Mısır’daki piramitler gibi ya da diğerleri kadar tanıtılamamış olması çok büyük ayıp bizim açımızdan. Yani ben böyle düşünüyorum en azından.

Atatürk’ün bize bir miras olarak bıraktığı dilimize ve tarihimize sahip çıkma, araştırma işini ne kadar devam ettiriyoruz? Soralım mı kendimize?

Türk Tarih Kurumu yıllar içinde değişmiş olabilir. Farklı bir yapılaşmaya gitmiş olabilir. Ama bize ait. Bizim. Atatürk’ün bize kazandırdıklarından biri. Unutmayın. Biz unutmazsak, biz değer vermeye devam edersek yaşar, gider. Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyor:

“Büyük devletler kuran ecdadımız ve büyük şümullü medeniyete sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur” 

Cumhuriyet’e ve Atatürk’e borçluyuz. Bilimin ışığında tarihimizi araştırmak da görevlerimizden biri. Öğrenmek, okumak boynumuzun borcu.

Ata’m izindeyiz.

Facebook Yorumları